ÇOCUK HASTALIKLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇOCUK HASTALIKLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2008 Pazar

Grip aşısı olmanın tam zamanı


Gripten korunmak için düzenli yaşamak, uyku ve dengeli beslenmeyi ihmal etmemek, alkol ve sigara alışkanlığını sınırlamak...

Risk altındaysanız acele edin!

Karadeniz Teknik Üniversitesi KTÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.
Dr. Tevfik Özlü, risk altındaki kişilerin fazla gecikmeden grip aşısı yaptırması gerektiğini, grip aşısı için en uygun zamanın, eylül-ekim ayları olduğunu söyledi.

Özlü, yaptığı açıklamada, gribin ağır seyreden ve ölüme neden olabilen bir hastalık olduğunu belirtti.

Salgın olmadan önlemi almak gerek

Gribin asıl olarak solunum yollarında yerleşen ınfluenza A, B ve C virüslerinin neden olduğu, yüksek ateş ve yaygın kas ağrıları ve kırgınlık ile seyreden, toplumda aynı anda bir çok kişiyi hastalandırıp çok sayıda ölümlere yol açan, kolay yayılabildiğinden salgınlar yapan bulaşıcı bir hastalık olduğuna dikkati çeken Özlü, şöyle devam etti:

Grip, asıl olarak, virüsü taşıyan hasta kişilerin solunum yolu salgılarıyla ve bunlarla bulaşmış eşyalar vasıtasıyla yayılır. Çok kolay bulaşmakta ve hızla yayılmaktadır. Özellikle okullar, yurtlar, kışlalar, kahvehaneler, huzur evleri gibi kalabalık ve topluca yaşanan ortamlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynar. Gripten korunmak için düzenli yaşamak, uyku ve dengeli beslenmeyi ihmal etmemek, alkol ve sigara alışkanlığını sınırlamak ve eğer varsa zemindeki kronik şeker, kalp, akciğer hastalıklarının bakım ve tedavisini usulüne göre yaptırmak gerekir.

8 Ağustos 2008 Cuma

Kulak Ağrıları Neden Geceleri Artar?



Kulağımız neder ağrır, kulak ağrısı neden diş ağrısı gibi geceleri daha da artar ve dünyayı insana zindan eder. Kulak ağrısın dindirmek için neler yapmalıdır?

Kulak ağrısının en sık görülen sebebi orta kulağı boğaza birleştiren östaki kanalının tıkanmasıdır. Genellikle alerji, sinüzit veya grip hastalıkları sırasında ortaya çıkar. Gün boyunca ayakta iken östaki kanalından boğazımızın arkasına doğru rahat akış sağlanır. Ayrıca çiğneme ve yutkunma östaki kanalı etrafındaki kasları hareket ettirerek, orta kulağa östaki kanalından hava giriş-çıkışını sağlar.

Kulak ağrıları neden geceleri artar?

Ancak, uykuya daldığınızda östaki kanalı rahat boşalamaz. Ayrıca gece yeterince yutkunmadığınız için, fazla hava girişi de olmaz. Orta kulaktaki hava, etraftaki dokular tarafından kullanıldığı için, negatif basınç oluşur. Bu da kulak zarının içeri doğru emilmesi anlamına gelir. Gecenin bir yarısında kulak ağrısı ile uyanabilirsiniz. Dış kulak yolu enfeksiyonları, uçak yolculuğu ve tüplü dalış gibi atmosferik değişiklikler, saç kılının tıraştan sonra dış kulak yoluna düşmesi, diş, dil, çene gibi kulakla ilişkisi olmayıp, kulakta hissedilen ağrılar da kulak ağrısını tetikleyebilir.

Nasıl dindirilir?

* Dik oturun.

* Saç kurutma makinesi kullanın: 10 cm. mesafeden ılık hava ve düşük fan hızında kurutma makinesi ağrıyı azaltacaktır.

* Kulak kepçenizi hafif hareketlerle oynatın: Eğer ağrı duyuyorsanız bu muhtemelen dış kulak yolu enfeksiyonudur.

Dış kulak yoluna vücut ısısında yağ damlatılabilir: Vücut ısısındaki suya bebek yağı veya normal zeytinyağı ekleyip, birkaç damla kulağınıza damlatın. Ağrının azaldığını göreceksiniz. Bu, asla zarı delik olan kulağa uygulanmamalıdır.

* Sakız çiğneyin: Östaki kanalının açılması için oldukça faydalıdır.

* Esneyin: Yine östaki kanalını açarak etki gösterir.

* Burnunuzu tutun: Uçakta 10 bin metrede uçarken kulaklarınız tıkanırsa, burnunuzu iki parmak arasında sıkıştırıp, derin bir nefes alın ve havayı genzinize doğru yönlendirecek şekilde üfleyin. Açılma sesi duyacaksınız. Bu basınç eşitlemesinin olduğunu gösterir, aynı zamanda kulak ağrısı da ortadan kalkar. Uçak alçalırken uyumayın.

* Burnunuz tıkalı ve genize doğru akıntı varsa ve her uçağa binişte ağrı oluyorsa, uçağa binmeden 1 saat önce akıntıları azaltan ilâçlardan veya burun damlalarından kullanabilirsiniz.

bugün gazetesi

31 Temmuz 2008 Perşembe

'Şark Çıbanı' Tedavisinde Yenilik


'Mikrokültür' yöntemiyle hastaların tamamına tanı koymak mümkün.
Tıbbi Mikrobiyoloji ve Parazitoloji Uzmanı Prof. Dr. Adil Allahverdiyev, halk arasında "şark çıbanı" olarak bilinen ve bir türü iç organları da etkileyerek ölüme yol açabilen "Leishmania" hastalığının tanısı için güvenli ve başarılı yeni bir yöntem geliştirdiklerini bildirdi.

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Kimya Metalürji Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Allahverdiyev, Yard. Doç. Dr. Melahat Bağırova, araştırma görevlileri ve doktora öğrencilerinden oluşan bir ekiple enfeksiyon hastalıklarına karşı yeni ilaç ve biyopolimerlere dayalı aşı geliştirilmesi konusunda değişik çalışmalar yürüttüklerini söyledi.

Önemli sağlık problemlerinden biri olarak kabul edilen, parazitleri "Tatarcık-Yakarca" denilen sinek tarafından insana aktarılan Leishmania hastalığına ilişkin çalışmalar da yaptıklarını ifade eden Allahverdiyev, daha önce Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde bu konuda yaptığı çalışmalarına, geniş laboratuvar imkanına sahip olan YTÜ Kimya-Metalürji Fakültesi Biyomühendislik Bölümü'nde devam ettiğini kaydetti.

Allahverdiyev, hastalığın daha çok Doğu, Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde görüldüğünü, yılda yaklaşık 500 binden fazla kişinin bu hastalığa yakalandığını dile getirdi.
Deride şark çıbanına yol açan hastalığın bir türünün de kemik iliği, karaciğer, dalak, lenf düğümleri ve diğer iç organları etkilediğini anlatan Allahverdiyev, erken teşhis edilmemesi durumunda hastalığın ölümle sonuçlanabileceğini belirtti.

'Mikrokültür' adı verdikleri yeni bir kültür tanı yöntemi geliştirdiklerini söyleyen Allahverdiyev, şunları söyledi:"Bu yöntemin duyarlılığı çok güçlendirildi, hastaların yüzde 80-95'ine, neredeyse tamamına tanı koymak mümkün hale getirildi. Tanı koymak için diğer yöntemlerle en az 1 ay, bazen 6 aya kadar uzanan zamana ihtiyaç duyulurken yeni mikrokültür yöntemiyle süre maksimum 1 haftaya indi. Ekonomik açıdan da diğer yöntemlere nazaran 100-130 kez daha ucuza geliyor."

Prof. Dr. Allahverdiyev, çalışmaya ilişkin son gelişmelere de değinerek, ellerindeki teknolojik imkanları kullanarak yöntemi daha da geliştirdiklerini, tanı süresini bir güne indirmeyi başardıklarını bildirdi.

TRT

28 Mayıs 2008 Çarşamba

Yenidoğan Sarılığı


Yenidoğan sarılığı, bebeklerde yaşamın ilk haftasnda sık görülen bir sorundur. Sağlıklı bebeklerdeki normal sarılığa ' Fizyolojik Sarılık ' denir. Sarılığa, bilirubin adlı bir maddenin kan düzeyinin artışı yol açar. Kırmızı kan hücrelerimizin parçalanmasıyla oluşan bilirubin, yenidoğan bebeklerin bazılarında vücuttan atılamaz ( Karaciğer henüz yeterince olgunlaşmamıştır, veya bilirubin biraz fazla miktarda ortaya çıkmıştır)
Sonuçta, bebeğin cildi ve göz aklarındaki sarı renk anne babanın dikkatini çeker. Sarılık, genellikle 2-3. günlerde yüzden başlar, giderek vücudun aşağı kısımlarına yayılır. Sarılığın ilk günde başlaması normal değildir, altta başka bir hastalık olabileceğine işaret eder. Yenidoğan sarılığı, bulaşıcı bir hastalık değildir.
Doktora başvurduğunuzda, bir kan testi isteyerek bilirubin düzeyine bakacaktır. Sonuca göre, ya bebeği izleme alacak,ya belli bir dalga boyunda UV ışını alması için hastaneye yatıracak ( bu işleme fototerapi diyoruz ), ya da nadiren eğer değer çok yüksekse kan değişimi gerekecektir. Genellikle sarılık 7-10 günde kaybolur. Zor doğumlarda veya prematüre bebeklerde sarılık daha şiddteli olup daha uzun sürebilir. Bebeği sık sık emzirirseniz, barsakları daha sık çalışacak, bilirubin düzeyi daha kolay düşecektir.
Toksik düzeylerde bilirubin, bebeğin beynine zarar verebilir, işitme kaybına yol açabilir. Bu nedenle, zaman geçirmeden doktora başvurup uygun tedavinin başlanması önemlidir.

18 Nisan 2008 Cuma

JAPLO Burun Solunum Aleti (NASAL ASPİRATÖR)


Bebeklerde burun tıkanıklığı sümkürememelerinden kaynaklanır. Japlo Burun Solunum Aleti, en hijyenik ve en etkili biçimde bebeğin genzini temizleme özelliği sayesinde bebeğin rahatını ve annenin huzurunu sağlayan bir üründür.

Özellikler ve Faydalar
Japlo Burun Solunum Aleti, özgün tasarımı sayesinde bebeğin genzini temizleyerek daha kolay nefes almasını sağlayan etkili bir yöntem sağlar.

Yumuşak ve yuvarlık biçimli meme sayesinde bebeğin burun deliklerine kolaylıkla yerleştirilebilir.

Bağlantı tüpü, annenin aspiratörü kolayca uygulamasını sağlayacak ideal uzunluktadır.

Bebeğin sümüğünün, bağlantı tüpüne tekrar dolmadan temizlenebilmesi için şişeye bir güvenlik subabı iliştirilir.
Japlo Burun Solunum Aleti, kullanılmadığı zamanlar temiz ve hijyenik bir çantada saklanır.

12 Nisan 2008 Cumartesi

Giardia


Giardia lamblia nın neden olduğu bir paraziter enfeksiyondur. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sık görülür.

Bulaşma
Giardia kistleri bulaşmış su ve gıda maddelerinin alınması, kişiden kişiye direkt temas, oral veya anal seksüel temas, oyuncaklar ve evcil hayvanlar hastalığın yayılmasında başlıca rolü oynarlar. Arıtma sistemi yeterli olmayan bölgelerde ve kırsal alanlarda bulaşmış suların içilmesi ile salgınlar oluşabilir.

Belirtiler
Hastalık kendini 3 şekilde gösterebilir.
a-Hiç belirti vermeyebilir.
b-Akut ishal şekli: Sık, sulu, açık renkte bazen yağlı görünümde, kötü kokulu dışkılama ile başlar. Buna halsizlik, kolik tarzında karın ağrısı, karında şişkinlik, kusma,hafif ateş, iştahsızlık eklenebilir.
c-Kronik ishal şekli: Uzun süre devam eden yağlı, kötü kokulu dışkılama, karın ağrısı, karın şişliği ve kilo kaybı ile kendini gösterir.Teşhis İshalli hastalarda dışkıda giardianın kist ya da trofozoitinin görülmesi ile konulur.

Korunma
Hasta çocukların saptanıp tedavi edilmesi
Anne-baba ve bakıcıların kişisel hijyen konusunda eğitilmesi
Kreşlerde çevre şartlarının sağlığa elverişli hale getirilmesi

Giardia yolcularda,kamplarda tatil yapanlarda ve özellikle turistlerde sorun olabilmektedir.
Temiz içme ve kullanma suyu sağlanması en önemli nokta olup, suyun temizlenmesinde rutin olarak kullanılan çöktürme, süzdürme, klorlama ve filtrasyon yöntemleri ile ortadan kaldırılmaktadır.
Giardia kistlerini eradike etmek için en etkili ve güvenli yol suyun 3 dakika süre ile kaynatılması ya da sadece şişe suyu içilmesidir.

Tedavi
Giardia ya etkili hekimin önerdiği anti-paraziter ilaçlar kullanılır.

24 Mart 2008 Pazartesi

Diş Çıkarma

Eğer bebekler konuşabilselerdi; dişlerini çıkartırken söyleyecekleri ilk şey “Anne diş etlerim çok acıyor” olacaktır. Tabii ki bunu söyleyemeyeceklerine göre anne-babaların bebeklerinin diş çıkarması sırasında onların ağzında gözüken bazı işaretlere dikkat etmeleri gerekecektir. Örneğin; tükürük akışında artış, huysuzluk, dişetlerinde kızarıklık/morluk, uykusuzluk ve iştahsızlık. Diş çıkarırken bebeklerdeki bu ilk işaretler 3-4 aylıkken görülmeye başlayabilir. Bebeklerde ilk süt dişleri genellikle 6.-16. aylar arasında sürerler.


Peki bebeğinizin diş çıkartırken rahat etmesi için neler yapmalısınız;
öncelikle diş çıkarırken yukarıda belirttiğim semptomları dikkatle izleyin ve çocuğunuza bu dönemde yüksek dozda Şefkat - Sevgi - İlgi vererek onun huzursuzluğunu azaltın.


Yumuşakça bebeğinizin dişetlerini temiz ve soğuk bir bezle masaj yaparak temizleyin.
Bebeğinize soğuk ve plastik olmayan bir kaşık verin.
Kaşığı bebeğinize çok soğuk (donmuş olarak) olarak vermeyin.
Bir süre buzdolabında kaşığı tutun ve serin bir şekilde bebeğinizin ağzında kızarıklık olan yerlerde dolaştırın.



Bebeğinizin diş kaşıyıcılarla oynamasına izin verin. Diş kaşıyıcının soğuk olması çocuğunuzu rahatlatacaktır. Bebeğinizi bu esnada yalnız bırakmayın. Burada dikkat edilmesi gereken; diş kaşıyıcıların donmuş bir halde bebeğinizin ağzına koyulmaması olacaktır. Donmuş diş kaşıyıcılar çocuğunuzun dudağına veya diline yapışabilir. Ayrıca diş kaşıyıcıların plastikten değil kauçuktan yapılanını tercih edin. Çünkü plastik diş kaşıyıcıların üzerindeki düzensiz yüzeyler (kopmuş parçalar veya keskin yüzeyler) bebeğinizin ağzını yaralayabilirler.


Tüm bunlara rağmen bebeğinizin sıkıntısı geçmiyorsa mutlaka diş hekiminiz veya pedodontistinize danışarak; ağrı kesici pomatları kullanabilirsiniz. Unutmayın ki bu pomatların düzensiz ve sıkça kullanımının bebeğinizin çeşitli organları ve özellikle karaciğeri üzerine olumsuz etkileri olabilir.


Bebeğimin yeni süren dişlerinin bakımını nasıl yapmalıyım?

Bebeğinizin dişleri ağızda gözükür gözükmez fırçalamaya başlamalısınız. Süt dişleri diş çürüklerine karşı çok dirençsizdirler. Bu sebepten dolayı süt dişleri kolayca çürüyebilir ki bu; çocuğunuzun daimi dişlerini de olumsuz yönde etkileyecektir.

Sabah ve akşam yatmadan önce bebeğinizin dişlerini yumuşak kıllı bir fırçayla ve sadece su ile fırçalayınız. 1,5-2 yaşından önce bebeğinizin ağız ve diş sağlığında yutma riskinden dolayı diş macunu kullanmayın. Bu yaşlardan sonra küçük bir nohut tanesi kadar fluoridli diş macunu kullanmaya başlayabilirsiniz.


Çocuğunuzun ilk pedodontist/diş hekimi ziyareti için uygun zaman ya ilk dişinin çıkmasından sonra ya da ilk doğum gününden hemen sonra olmalıdır. Bebeğiniz 16 aylık olmadan önce mutlaka sorun olsun olmasın bir pedodontiste (çocuk diş hekimi) götürmeniz; ileride oluşabilecek ağız ve diş sağlığı sorunlarının önlenmesi için çok önemlidir. Unutmayın ki rutin diş hekimi kontrolleri çocuğunuzun sağlıklı gülümsemesi için ilk basamaktır.

Kaynak: timurkarakas.com

7 Mart 2008 Cuma

'Hadi'leyen anneler, unutkan erkekler


Büyüklerin tüm davranışlarında, çocukluk yıllarının izlerine rastlamak mümkün. Bugünün işini yarına bırakan erkeklerin geçmişinde de, "Hadi"leyen anneler var. Çocuklara çok sık "hadi" dendiğinde ileride ya telaşlı, her an bir şeyi kaçıracakmış gibi koşturan aceleci yetişkinler, ya da bugünün işini yarına bırakan "unutkan büyükler" haline geliyorlar.

Tembellik ya da sorumsuzluk diye adlandırılan birçok davranışın arkasında "hadi"leyen anneler var. Açık açık "yapmak istemiyorum" diyemeyen çocuk, uyumlu gibi görünüp gerekeni unutarak, erteler veya tam tersini yapar. Bütün bu unutmalara da "Pasif direniş" deniyor.

Bu düşünceler 30 yılı aşkın meslek hayatı olan çocuk ve yetişkin uzman psikoloğu Fatma Torun Reid’in "Unutkan Erkekler, Hadileyen Anneler" kitabından. Reid’in ikincisi baskısı da biten kitabında hadileyen annelerin ortak yönleri, "sabırsız, mükemmeliyetçi ve titiz" olmaları.

"Hadi"leme ilk olarak çocuğun yemek düzeninde başlıyor. Anne "hadi"ledikçe çocuk ağzında yemeği tutuyor, yemiyor. Sofra savaş alanına dönüşüyor, çarpık ilgi mekanizması başlıyor. Çünkü, yemek ve doyurma konusunda hassas toplumuz. Bunun da nedenleri var. Geleneksel ailelerde "bir çocuğa bakamadı" baskısı nedeniyle ya da annenin bir an önce bitsin sabırsızlığı, etrafa bir şey dökülmesin titizliği buna neden oluyor.

"Hadi"leme çocuk okula başlayınca da sürüyor. "Hadi uyan, hadi ders çalış" şeklindeki itekleme geliyor. Ergenlikte ise "üstünü başını topla, yerlere atma, masana otur dersini çalış" hadilemesi geliyor.
Bu üniversite bitirene kadar sürüyor.

’Hadi’leyerek büyüyen çocuğu bu kez eşi ’hadi’liyor

Uzman Psikolog Fatma Torun Reid
Bugünün yetişkinin kişilik yapısında geçmişin izleri, deneyimleri, anne babanın yaklaşımı etkin. Biz, "hadi" sözcüğünü çok kullanan bir toplumuz. Özellikle anneler çok kullanıyor. Telaşlı ve mükemmeliyetçi annelerin kullandığı bir sözcük "hadi",

Herhalde bu sözcüğü kullanmayan yoktur. Hadileme, küçük çocuğun dünyasında ve daha sonraki delikanlılık ve genç kızlık döneminde görülüyor, pasif bir direnişi besliyor.
Hadilemenin tipik örneği unutmak. Her unutan mutlaka pasif direnişte değil, ama pasif direnişe tipik bir örnek de unutmak.

Hadileyerek büyüyen yetişkini ve özellikle erkeği bu kez eşi "hadi"liyor. Her şeyi hatırlatan eş, kocasını unutkan erkek yapıyor. Akşam eve dönerken kuru temizleyiciden bir şeyin alınmasını unutan erkeğin arkasında "hadi"leme var. Hatta tekrar tekrar hatırlatılan durumlarda daha çok unutma oluyor. Çocuk da ev ödevini, paltosunu, kazağını unutuyor okulda. Anne de, çocuğu öğretmene mahcup olmasın veya kırık not almasın diye sürekli hatırlatıyor. Bir süre sonra da çocuk unutmaya dönük direniş ve alışkanlık geliştiriyor. Çünkü, nasıl olsa birisi ona hatırlatacak.

Toplumumuzda çocuğun yetişmesinde daha çok anneler ön planda. O nedenle "hadi"leyen anneler var diyoruz.

Biz telaş toplumuyuz. Bir an önce işler bitsin istiyoruz. Kişilikte mükemmeliyetçilik varsa karşı tarafın hata yapmasına tahammül edemez, onu düzeltmek ister. Ama büyüklerinin bu hızına çocuklar yetişemez, tempoları farklı olabilir.
Bazen annelerin yapacak çok işi oluyor. Çocuğu okula gönderirken işine yetişmesi ya da evini temizleyip, yemek hazırlaması, bebeğine bakması gerekebiliyor. Eğer ortam sakin değilse, evde üç çocuk varsa biri giydirilip, diğerleri yedirilecekse o zaman da haliyle bu anne "hadi"liyor. Çoğunlukla ev işine dönük titizliklerin getirdiği durumlarda da "hadi"leme oluyor. Çocuklar ayak altından çekilip okullarına gitsin, evdeki işlerini yapsın isteyen geleneksel tipteki anne de "hadi"liyor.

ANNELERE ÖNERİ
Hadi sözcüğünü azaltın.
Hadi sözcüğü karşı koymayı, "yapma" sözcüğü direniş kadar hareketliliği getirir. Çocuğunuza "yapma" demek yerine ne yapabileceğini söyleyin.
Açıklamalarınızı kısa ve sakin biçimde yapın. Israr ve ikna gayretiniz uzarsa, çocuğunuz karşı koyma, ilgi çekme ve size hükmetme yollarını öğrenir.
Bırakın arada bir çocuğunuz, hırkasını giymediği için üşümeyi, yemeğini yemediği için acıkmayı, okula geç kalırsa sorun çıkabileceğini fark etsin. Sorumluluk ancak sebep-sonuç ilişkisini görme fırsatı olursa gelişir. Sebepsiz yere kurtarıcı olmayın.
Bırakın bazı şeyler eksik olsun. Unutmayın ki, huzurlu ortam, mükemmel ortamdan daha sağlıklı olur.

EŞLERE ÖNERİLER
Evde herkesin nefes aldığı bir alan olsun. Özgürce, gönlünce kullanabileceği bir oda, bir köşe. Unutmayın ki, o ev ikinize ait.
Karşı tarafa seçme hakkı, reddetme özgürlüğü tanıyın. "Hayır" da meşru bir cevap olabilir.
Sürekli yapılması gerekeni hatırlatma yerine, yapılmış olanları görün. Eleştiride değil, takdirde cömert olun.
Zevkler ortak olmayabilir. Israrcı olmayın. Her şeyi birlikte yapmak zorunda değilsiniz.
Sürekli talep eden veya talep bekleyen biri olmayın.
Eşinizin hatırlatmasını beklemeden, size düşeni yapın. Unutmayın, evlilik ortak bir paylaşımdır.
Huzurlu bir ortam, mükemmel bir ortamdan daha sağlıklıdır.

Nuran Çakmakçı

Çocuklar da yorgun düşebilir


Çocukların bitip tükenmez enerjisi çoğu zaman büyükleri şaşırtır. Ancak çocuklar da zaman zaman yorulabilir. Eğer çocuk uzun süreli yorgunluktan bahsediyorsa mutlaka bir doktora başvurmak gerekiyor. Anadolu Sağlık Merkezi Pediatri ve Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı Dr. Neslihan Güngör, çocuklarda yorgunluğun nedenleri ve yorgunluğu önleme yollarını anlattı.

Çocuklarda yorgunluk hangi hastalıkların belirtisi olabilir?

Çocuklar aktivite, oyun, okul nedeniyle yorulabilirler ancak genellikle normal bir dinlenme ve uyku düzeni ile yorgunlukları kısa sürede geçer. Dolayısıyla, bir çocuk sürekli yorgunluktan yakınıyorsa bunun nedeninin araştırılması gerekir.

Hangi nedenler sıklıkla karşınıza çıkıyor?

Çeşitli fiziksel rahatsızlıklar çocukta yorgunluğa yol açabilir; Herhangi bir akut enfeksiyon (yeni gelişmiş mikrobik hastalık): Özellikle boğaz ve üst solunum yolu enfeksiyonları, kulak iltihaplanması, alt solunum yolu enfeksiyonu (zatürree gibi), ishal ve kusma ile giden rahatsızlıklar ve diş apsesi. Tekrarlayan bademcik enfeksiyonları, geniz etlerinde büyüme. Bu durum özellikle uyku bozukluklarına (uykuda solunum durması - uyku apnesi) yol açıyorsa yorgunluğa neden olur.

Enfeksiyoz mononukleosis (etken virüs tükürükle de bulaşabildiği için öpücük hastalığı adıyla da bilinir): Yüksek ateşle seyreden bir viral hastalıktır. Belirtileri arasında; yüksek ateş, boğaz ağrısı, yorgunluk, enerji kaybı, iştahta azalma, kilo kaybı, lenf bezlerinde şişme, hassasiyet, baş ağrıları, kas ağrıları, bazen cilt döküntüsü ve dalakta büyüme sayılabilir. Tüberküloz (verem) gibi ciddi enfeksiyonlar. Kronik böbrek hastalığı, kanser ve lösemi gibi ciddi rahatsızlıklar. Şeker hastalığı. Nedeni açıklanamayan ve uzun süren yorgunluk, bazen çocukta şeker hastalığının ilk belirtileri arasında olur. Tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidi) gibi bazı hormonal hastalıklar.Alerjiler (ciddi boytutta ise).Özellikle demir eksikliği gibi kansızlığa yol açabilen parazitler yorgunluğa yol açabilir.

Az aktiviteli bir düzen, TV seyretmek, sürekli bilgisayar karşısında oturmak çocukta yorgunluğa davetiye çıkarır mı?

Evet, çıkarabilir. Çünkü yaşam tarzı fazla hareket içermeyen çocuklarda giderek fiziksel aktivite alışkanlığında ve kapasitesinde azalma olur. Ayrıca fazla televizyon izlemenin abur cubur yemeyle de ilişkisi gösterilmiştir. Dolayısıyla aldığı enerjiyi yeterince kullanamayan çocukta kilo almaya bir meyil olur ve uzun vadede bu da yorgunluğa davetiye çıkarabilir. Beslenme ne kadar önemlidir? Kan şekerinin düzenli bir aralıkta tutulması, vücut işlevleri için gereken enerjinin düzenli olarak temini açısından beslenmenin çok önemli yeri vardır.

Spor yapan çocuk daha az mı, yoksa daha çok mu yorulur?

Spor yapan çocuk daha az yorulur. Giderek hareket kapasitesini artıran, kondisyonu iyi olan çocuk kısa süreli bir aktiviteyle yorulmamaya başlar.

Yorgunluk okul performansına nasıl yansır?

Yorgunluk okul performansını olumsuz etkiler. Yorgun çocuk derslere ilgisiz olur, konsantrasyon bozukluğu sorunu yaşar, öğretmen ve arkadaşlarıyla iletişimi sağlıksız olur. Çocuğunuzu yorgunluktan korumak için; Günlük yaşamın düzenli olması çok önemlidir. Okul, ders çalışma, uyku, oyun saatlerini belirleyin. Çocuğunuzun uyku saatlerinin düzenli olmasına dikkat edin. Bir çocuk en az 10 saat uyumalı. Akşam yatış saatlerini bu süreye uygun olarak ayarlayın.Çocuğun odasında televizyon veya bilgisayar varsa bu uyku hijyenini bozar. Sağlıklı bir uyku için kesinlikle çocuğun odasında bilgisayar ve televizyon bulundurmayın.Her sabah aynı saatte uyanmasını sağlayın.Yemek vakitlerinin düzenli olmasını sağlayın. Mönülerini sağlıklı seçimlerden oluşturun.Uyku öncesi ağır yemekler yedirmeyin.Özellikle ergen yaştaki çocukların, uykuya olumsuz etkileri olan çay, kahve, kakao gibi içecekleri içmesinin önüne geçin.Uyku öncesi rahatlaması için zaman ayırın, banyo yaptırın, beraber kitap okuyun ya da sevdiği bir müziği dinletin.Günlük yaşamında fiziksel aktiviteler konusunda çocuğunuzu teşvik edin.
http://www.milliyet.com.tr/

22 Şubat 2008 Cuma

Yemek yemeyen bebekler için tavsiyeler


Niğde Dr. Doğan Baran Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Bahri Elmas, yemek yeme sorunu olan bebeklerin beslenmesi için dikkatlerinin başka yönlere sevk edilmesi gerektiğini söyledi. Bebeklerle ilgili en önemli sorunun beslenme olduğunu ve bunun dönem dönem ebeveynler için sıkıntılı bir hal aldığını ifade eden Elmas, çocuk gelişiminde beslenmenin çok fazla yer tuttuğunu, ancak yaşanan beslenme sıkıntılarının küçük birkaç tedbirle aşılabileceğini kaydetti.

Bebeklerde beslenmenin yapılabilmesi için ve bunun ileri yaşlarda da devamlılığını sağlamak için öncelikle beslenmeyi bir oyun haline getirmek gerektiğinin altını çizen Elmas, "Bebeğiniz yemek yemenin bir eğlence olduğunu algılamalı. Bunun için de yapılması gereken küçük ama etkili birkaç yol var. Öncelikle bebeğiniz yemek yemiyorsa, bebeğinizle birlikte televizyonun karşısına oturun ve reklamları bulun. Reklamlarda resim karelerinin hızlı geçmesi, ritmi değişen müziklerin kullanılması bebeklerin ilgisini çekmektedir. Bu nedenle bir elinizle kanalları tarayarak tüm reklam kuşaklarını takip edin, diğer elinizle de çocuğun beslenmesini yapın. Bu çok zor oluyorsa reklam kuşaklarını videoya kaydedin ve yemek zamanı izlettirin. 6 aylık ve 3 yaş arası tüm bebeklerin hayran olduğu bazı çocuk programları var. Bebeğinizin mama saatlerini mümkünse o saatlere denk getirin. Ya da yemek saatinde eşinizin veya bir arkadaşınızın evde olmasını sağlayın ve bebeğinizin dikkatini dağıtacak hareketler, sesler çıkartmasını sağlayın" dedi.

Hiç yemeyen çocukların bile çok severek yediği bir şeylerin mutlaka olduğunu vurgulayan Bahri Elmas, "Bu çikolata bile olsa bunu 3 öğün yedirin. Nasılsa bundan bıkacak ve başka şeyler yemek isteyecektir. Eline en sevdiği oyuncakları tutuşturun. Oyuncağını fırlatamayacağı, kıyamayacağı için kaşığa vuracak boş eli kalmayacaktır. Eski bilgisayarınızı satmayın, atmayın. Bebeğinizle karşısına geçin. O klavyeye vurmaya çalışırken yemek yediğinin farkına bile varmayacaktır. Elinizden yemediği her şeyi sehpanın üstüne bırakın. Odadan çıkın, 'Bunu ellemek yasak, sakın bunu yeme' demek olayı hızlandıracaktır" şeklinde konuştu.

Çocuklarda beslenme saatlerinin anneleri çıldırma noktasına kadar getirebileceğine değinen Elmas, "Yemek yerken çok ağlıyorsa ve sizi çıldırma noktasına getiriyorsa, onu ilk kucağınıza aldığınız anı hayal edin. Her şeye rağmen yemiyorsa bırakın aç kalsın. En fazla 8-10 saat sonra kendi gelip 'anne mama' diyecektir. Şişman çocuklara bakıp imrenmeyin. Onun yerine kendinize benim çocuğum zayıf ama sağlıklı diye telkinde bulunun. Her öğünden önce 3-4 ayrı çeşit yemek hazırlayın. Yedirme şansınız bir anda 4 katına çıkacaktır. Yüzde 100 garantili yiyeceklerden haftada bir gün yedirin. En azından haftada bir gün mutlu olun. Yemeklerle oyun oynamasına izin verin. Oyun oynayabileceği yiyecekleri verin. Zeytin alırken çekirdeksiz olsun" şeklinde konuştu.

5 Şubat 2008 Salı

Otizm


Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur. Otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıkar. Otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otistik çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka seviyeleri normal otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun, Otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerler.

Bir annenin doğum sonrası çocuğunun (tüm özür grupları dahil olmak üzere) özürlü olma oranı %2dir; Otistik olması oranı ise %0.5′tir (eskiden bu oran 4/10.000 olarak değerlendirilirdi). Bir otistik çocuktan sonra, ikinci çocukta otizmin ortaya çıkması riski %3 dür. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir Her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların seviyesi farklılık gösterebilir, bu nedenle otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. Ayrıca, Asperger Sendromu ve Rett Sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır.

Otizmin Belirtileri Nelerdir?
Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de, aşağıdaki ortak belirtiler görülür;
Sosyal ilişkilerde güçlük Konuşma güçlüğü
Sessiz iletişimde zorlanma
Oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma
Değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme


Otizmin tipik özellikleri
Otistik Bir Çocuk,
-Başkalarına karşı ilgisizdir.
-Göz temasından kaçınır.
-Başkaları ile kendiliİinden iletişim kurmaz.
-İsteklerini bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir.
-Diğer çocuklarla oynamaz.
-Sürekli bir konu üzerinde konuşur. Sebepsiz şekilde ağlar, güler ve sebepsiz davranışlarda bulunur.
-Anlamsız sözleri üst üste tekrarlar.
-Nesneleri tutup sürekli döndürmekten hoşlanır. Değişikliklerden hoşlanmaz.
-Yaratıcılık gerektiren oyunları oynayamaz.
-Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bazı işleri oldukça hızlı ve iyi yapar.


http://www.otizm.org/

28 Ocak 2008 Pazartesi

Geniz Eti


Geniz eti burun ile boğaz arkasında yerleşmiş bir dokudur. Sanıldığı gibi sadece hastalık oluşturduğunda değil aslında sürekli var olan ve bademcikler gibi görev yapan bir organdır. Burundan giren yabancı maddelere, mikroplara karşı vücudun savunma sisteminin bir parçasıdır.

Geniz eti ergenlik dönemi ile birlikte gerilediğinden hastalıklarıyla sıklıkla çocukluk çağında karşılaşırız. İltihaplanması ve aşırı büyümesi durumunda bazı şikayetlere yol açabilir. Burundan nefes almakta güçlük, horlayarak uyuma, uykuda terleme, büyüme gelişme geriliği, gürültülü nefes alma, uykuda nefes durmaları gibi şikayetler görülebilir.

Geniz eti büyümeleri alerjik bünyeli çocuklarda özellikle sık görüldüğünden bu konuda bir araştırılma yapılması konusunda doktorunuzla görüşmenizde fayda olacaktır.

Doktorunuz ilaç tedavisiyle düzelmeyen geniz eti problemleri için çocuğunuza ameliyat önerebilir. Geniz eti ameliyatı sıklıkla bademcik ameliyatı ile birlikte yapılmakla beraber tek başına da yapılabilir. Yalnız geniz eti alındığı durumlarda operasyon sonrasında belirgin ağrı yakınması olmayacaktır.

Geniz eti ameliyatları genel anestezi ile oldukça güvenilir şekilde yapılmaktadır.

Genellikle hastanede kalış süresi 5-10 saattir. Operasyon sonrası birkaç gün sıvı gıdalarla beslenme önerilir.

25 Ocak 2008 Cuma

Çocuklarda Hepatit B Enfeksiyonu

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayhan Gazi Kalaycı, çocuklarda en çok hepatit A, hepatit B ve hepatit C hastalıklarının görüldüğünü belirterek, hepatitlerin gelişmekte olan ülkelerin önemli bir sorunu olduğuna dikkat çekti.

Dünyada yaklaşık 2 milyar insanın hepatit B virüsünü taşıdığı ve yılda bir milyondan fazla kişinin bu hastalıktan öldüğünün bilindiğini kaydeden Prof. Dr. Ayhan Gazi Kalaycı, "Hepatit B virüsü anneden bebeğe, kardeşten kardeşe veya babadan çocuğa bulaşabilmektedir. Bulaşma genellikle kan yoluyla olmaktadır. Anneden bebeğe bulaştığında hastalığın kronikleşme riski yüksektir. Hepatit B aşı uygulamalarına rağmen anneden bebeğe geçen hepatit B enfeksiyonları günümüzde görülmeye devam etmektedir" dedi.

Hastalıktan korunmak için taşıyıcı anne bebeklerine hepatit B aşılaması yanı sıra uygun zamanda Hepatit B immün globülini yapmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kalaycı, "Ayrıca evlerde, kreş ve okullarda çocuklar için uygun lavabo ve gerekli temizlik maddeleri bulundurulmalıdır. Vücut sıvıları, yaralar ve kirli yerlerle temastan sonra el temizliğine dikkat edilmelidir. Diş fırçası ve tıraş bıçağı gibi vücut salgıları ile temas eden malzemelerin ortaklaşa kullanılmasından kaçınılmalıdır. Serum sızdıran açık yaralar sarılmalıdır. Kan veya tükürük bulaşan maddeler dikkatli bir şekilde temizlenmeli, kullanılmayacaksa plastik torbalar içine konularak atılmalıdır" uyarısında bulundu.

18 Ocak 2008 Cuma

Skolyoz


Omurgaya önden ya da arkadan bakıldığında görülen eğilmelere skolyoz adı verilir. Normalde vücut yapımızda bu yönde bir eğriliğimiz yoktur. Yandan baktığımızda ise normal eğriliklerimiz görülebilmektedir. Örneğin sırtımızda hafif bir kamburluk (kifoz) ve belimizde de hafif bir çukurluk (lordoz) bulunmaktadır.

Skolyoz’un oluşum spesifik bir oluşum nedeni var mıdır? Nedenleri nelerdir?
Skolyoz çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Mesela spastik çocuklarda ya da çocukluk çağında felç geçirenlerde görülüyor. Ancak sıklıkla karşılaştığımız skolyozlar, daha çok 10’lu yaşlarda ortaya çıkan ve nedeni tam olarak halen bilinmeyen (idiyopatik) grupta görülen skolyozlar ile anne karnındaki etmenler nedeniyle ortaya çıkan ve doğuştan itibaren bulgu veren doğumsal (konjenital) skolyozlardır. Birincinin nedenini tam olarak bilmiyoruz. Konjenital skolyoza ise gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, şeker hastalığı, bazı vitamin eksikliklerinin neden olduğu düşünülmektedir.

Skolyoz’un özellikle görüldüğü belli yaş aralıkları söz konusu mudur?
En sık görülen skolyoz, nedeni bilinmeyen (idiyopatik) tiptir. Erken çocuklukta başlayan tipleri varsa da en tipik başlama ve görülme yaşı ergenlik öncesi yıllardır.

Kaç farklı tip skolyoz vardır?
Eğer tüm sınıflandırmadan bahsedersek neredeyse 20 tipe kadar çıkabiliriz. En sık görülenleri idiyopatik, doğumsal (konjenital), ve çeşitli sinir ve kas hastalıklarına eşlik eden (paralitik) skolyoz tipleridir. İdiyopatik skolyoz dışındaki tipler ile günlük hayatta karşılaşma olasılığı düşüktür.

Skolyoz daha çok kadınlarda mı erkeklerde mi görülür?
Bu konuda yapılmış istatiksel bir bulgu var mıdır elinizde? Aslında, kız ve erkeklerde görülme sıklığı eşit (Yaklaşık %1). Ancak en sık görülen tip olan idiyopatik skolyoz kızlarda çok daha yüksek bir oranda klinik olarak bulgu verecek büyüklüğe erişmektedir.

Çocuklarda görülen skolyoz hangi tip skolyozdur?
Çocuklarda en sık görülen skolyoz idiyopatik tip skolyozdur.

Skolyoz’un belirtileri nelerdir? Kendini nasıl ele verir?
Aileler genellikle çocuklarında bir duruş bozukluğu olduğunu fark ediyorlar ama bunun adını koyamıyorlar. Duruş bozukluğu bir omuzun yüksekliği ya da bel girintilerinde asimetri şeklinde görülebilir. Ancak durum, sırtta hafif kamburluk belirince yani oldukça ileri bir dönemde, aile tarafından bir omurga sorunu olarak algılanıyor. Peki çocukta meydana gelmekte olan deformasyonu erken dönemde nasıl tanıyabiliriz? Bunun için kolay ve güvenilir bir test yapılabilir. Çocuğumuza kollarını da aşağıya sarkıtarak öne eğilmesini söyleyelim, eğildiği zaman baş tarafından yada kalçalar tarafından sırtına bakalım. Eğer sırt simetrik ise skolyoz olması ihtimali çok düşüktür. Eğer sağ ve sol arasında birkaç milimetreden fazla fark varsa, o zaman skolyozdan şüphelenip mutlaka Bir doktora başvurmak gerekir.

Anne babalar çocuklarında skolyoz olup olmadığını nasıl anlayabilirler? Nelere dikkat etmeliler?
Bu yaştaki çocuklar ne yazık ki vücutlarını özellikle ailelerinden saklıyorlar, bu nedenle özellikle tutucu ailelerde skolyoz çok geç fark ediliyor. Biraz önce anlattığım test oldukça güvenilir sonuçlar veriyor. Ergenlik öncesi çocuklarda, ergenliğin sonuna dek 6 ayda bir tekrarlanarak yapılabilir.

Skolyoz hastası olan bir çocuğun günlük yaşamı nasıl etkilenir? Çocuk ne gibi sıkıntılarla karşı karşıyadır?
Erken dönemlerde, ya da skolyoz eğer ilerlemeden belli bir büyüklükte kalır ise, hayatı hiç etkilemiyor. Zaten çocuklar eğrildiklerini hissetmedikleri için tanı bazen çok geç konulabiliyor. Belli bir dereceden sonra çocuk ve aile görüntü bozukluğunu fark ediyor. Eğer bu ciddi boyutlara varmış ise çocukta bir sakatlık hissi oluşturabiliyor. Ancak çok ileri skolyozlarda, oldukça nadir olarak, göğüs kafesinin daralması nedeniyle kalp ve akciğer sorunları ortaya çıkabiliyor.

Çocuklarda görülen skolyozda kaç derecelik eğim oluşmuşsa tehlikeli boyuttadır? Tehlikeleri nelerdir?
Skolyoz eğriliğinin bir ölçümü var ve bu ölçüm sonucunda eğriliğe dereceler veriliyor. 10 dereceden itibaren skolyozun varlığından bahsediliyor, üst sınırı yok, 120-130 dereceye kadar gidebilir. İki tehlike var; birincisi, skolyozun teşhis edildikten sonra ilerlemesi, ikincisi de kalp ve akciğer sorunlarına neden olması. İkincisi için 90-100 dereceyi geçmesi gerekli ki bu oldukça nadir görülen bir durumdur. İlerleme ise gerçek bir tehlike oluşturmaktadır. Buna yol açan ana neden, çocuğun büyümesinin devam etmesidir. Kural olarak skolyoz var ise, çocuk büyüdükçe artmaya devam edecektir.

Çocukta skolyoz olduğunun anlaşılmasından itibaren ne tür müdahaleler yapılır? Cerrahi müdahele gerekmeksizin tedavi mümkün müdür?
Hangi aşamada cerrahi müdaheleye başvurulur?
Tedavi skolyozun tespit edildiği andaki derecesine ve çocuğun o dönemden sonraki olası büyüme miktarına göre değişir. Ana amaç çocuğun gereksiz bir cerrahi müdahale ile karşılaşmamasıdır. Bu çok ayrıntılı ve farklı doktorlar tarafından farklı anlatılabilecek bir konu ama kısaca kendi uygulamamı anlatırsam; büyümesi tamamlanmış çocuklarda (2 yıldır adet gören), sırtta 50 derece, belde 35 dereceyi aşmadıkça cerrahi müdahaleye gerek yoktur. Çünkü bu durumda skolyozun ciddi bir ilerleme şansı yoktur ve hayatı çok etkilememektedir. Büyümesi devam eden çocuklarda ise her ne kadar genel uygulama 20 dereceyi aşan skolyozda korse tedavisiyse de, ben korse kullanmanın gerçekten çok yararlı olduğundan emin değilim. Bu nedenle kendi hastalarımı kullanıp kullanmama konusunda bilgilendirip serbest bırakıyorum. Halen büyüyen çocukta 40 dereceyi aşan skolyozda, erişkin vücudunu kazanmış hastalarda ise biraz önce belirttiğim sırt ve bel derecelerini aşınca cerrahi müdahale öneriyorum.

Günümüzde skolyoz cerrahisinde hangi teknik ve yöntemler uygulanmaktadır? Bu konuda dünya ile karşılaştırıldığında Türkiye nerededir?
Bu konudaki teknolojiyi biz geliştirmiyoruz ama çok yakından izliyoruz. Doğal olarak bu konuda da dünyada çeşitli akımlar geliyor, yükseliyor, bir kısımından zamanla vazgeçiliyor. Şu andaki en etkili olduğu düşünülen uygulama sırttan omurlara vidalar yerleştirilip bunların bir çift çubuk ile birbirilerine bağlanmasından oluşuyor. Bu uygulama Türkiye’nin iyi omurga merkezlerinde yapılabiliyor.

Cerrahi müdahale sonrası skolyoz eğrisinin düzelmesi yüzde kaç ihtimaldir?
Tamamen düzelir ve çocuk günlük aktivitelerini normal olarak yerine getirebilir diyebilir miyiz? Şu anda iyi ellerde derece olarak düzelme oranı %70 ila %80 civarındadır. Bu röntgende bakıldığında küçük bir skolyozun olması, ancak çocuğa dışarıdan bakıldığında normal görünmesi anlamına gelir.

Cerrahi müdahale sonrası hasta ne kadar zamanda iyileşerek ayağa kalkabilir?
Hasta ilk gün yatağından ayağa kaldırılır. İkinci ya da üçüncü gün tuvalete gidebilecek hale gelir. Genellikle üçüncü gün, kendi kendine yürüyüp tuvalete gider hale gelince taburcu edilir. Birinci aydan itibaren, biraz korunarak, okula devam etmelerine izin veriyorum. Üçüncü ayda yüzme, altıncı ayda koşma, ilk yıldan sonra her türlü spor serbest bırakılır.

Ameliyat sonrasında hastanın özellikle dikkat etmesi gereken durumlar nelerdir?
Ameliyat sonrası erken dönemde hastaların çok ağrıları oluyor. Ancak zamanla geçiyor. Biraz önce bahsettiklerim dışında özellikle dikkat gerektiren bir şey yok. Çocuklar zaten ağrıları nedeniyle kendilerini koruyorlar.

Çocukta skolyoz oluşumunun doğum ile ilgisi var mıdır? Doğum anı veya hamilelik süresinde yaşanan bir problem çocukta skolyoz’a neden olabilir mi?
Genel olarak bahsettiğimiz idiyopatik tip skolyozun doğumla bir ilgisi yoktur. Gebelikte yaşanan sorunlar, doğumsal (konjenital) skolyoza neden olabiliyor. Konjenital skolyoz, idiyopatikten daha ciddi bir sorundur. Çoğunlukla ameliyatsız tedavi edilememektedir.

Skolyoz, Türkiye’deki çocuklarda diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında hangi oranda görülür?
Bildiğim kadarıyla Türkiye’deki sıklığı konusunda bir istatistik yok, bu durumda aynı oranda demek durumundayız.

Spor ve egzersizin skolyoz üzerindeki etkisi nedir? Egzersiz yapmak sonradan oluşabilecek skolyoz’u önlemede etkili midir? Ya da skolyozlu bir hastanın egzersiz yapması faydalı mıdır? Ameliyat sonrası hasta egzersiz yapmalı mıdır?
Bu sorunun iki parçası var aslında. Sıklıkla skolyoz tanısı alan hastalara hemen bir egzersiz programı önerilir. Ancak egzersizlerin hastalığın ilerlemesini yavaşlattığına ilişkin en ufak bir objektif delil bulunmamaktadır. Bu durum, skolyozlu çocuklar spor yapmamalıdır anlamına gelmiyor. Spor yapan skolyoz hastaları kendi bedenlerini daha iyi algılıyorlar ve özellikle cerrahi operasyon geçirecekler ise cerrahi müdahale sonrasında çok daha kolay normal hayata dönebiliyorlar. Cerrahi müdahale sonrasında zaten spora yapmalarını teşvik ediyoruz. Elbette bu egzersizler belli bir program dahilinde verilmektedir.

Prof. Dr. Emre Acaroğlu, Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Ortopedi ve Travmatoloji AD.

16 Ocak 2008 Çarşamba

FMF (Ailesel Akdeniz Ateşi)


FMF (Ailesel Akdeniz Ateşi) genellikle Akdeniz ülkeleri halklarında (daha çok Türk, Arab, İsrailli ve Ermenilerde) görülen, otozomal resesif geçişli genetik (kalıtımsal) bir hastalıktır. Birbirinden bağımsız iki ayrı klinik tablosu vardır:

1-Ani başlayan ve kısa süreli karın,göğüs veya eklemlerde ağrı ile birlikte ateş olması,

2-Genç yaşta bile böbrek yetmezliğine neden olabilen böbrek amiloidozu.

Belirtiler genç yaşta ortaya çıkar; hastalığın başlaması hastaların yarısında 10 yaşından öncedir.En son araştırmalara göre Pyrin geninin mutasyonunun FMF'e yol açtığı saptansa da hastalığın gerçek oluş nedeni hala bilinmemektedir.

FMF tanısı klinik bulgular, ailede bu hastalığın varlığı öyküsü, muayene ve (özellikle atak esnasında yapılan) laboratuvar incelemeleri ile konur. Ana-babadan alınan kan ile yapılacak genetik incelemenin tanı koymadaki değeri sınırlıdır ve pek bir önemi yoktur çünki hastaların % 80 'inde hastanın kendi geninde mutasyon (değişiklik) olmakta ve ana-babasından aldığı gen değişmektedir. Yine de bazı vakalarda genetik araştırma doğru sonuç verebilir ve tanı koymada faydalı olabilir.
Amiloidoz daha çok hiç tedavi görmemiş FMF hastalarında görülür.Bu durum idrarda protein çıkışının basit bir idrar tahliliyle saptanmasıyla hastalığın erken döneminde teşhis edilir.

Bu hastalığın tedavisinde Kolşisin kullanılır. Bu ilacın dozu günde 1-2 mg dır ve sürekli kullanılmalıdır. İlaç FMF için artışmasız yararlıdır; (sürekli kullanımı halinde) hastaların çoğunda atak oluşmasını ,hemen hemen tüm hastalarda da amiloidozun aşlamasını önler.
Ne var ki böbrek şikayeti olmayan hastalarda ve kolşisin kullanmaya başlamadan önce amiloidoz gelişmiş olan FMF'li hastalarda da amiloidoza rastlanılmaktadır.

Kolşisin'in atakların ve amiloidozun oluşumunu nasıl önlediği bilinmemektedir. Fakat şu gerçek bilinmektedir ki; kolşisin kullanmasına rağmen sık atak geçiren fakat amiloidozun duraklatıldığı hastalarda, ilacın FMF ataklarını önlemedeki etkisi ile (amiloidozda böbrekte anormal olarak biriken madde olan) amiloid yapımını durdurucu etkisi arasında hiçbir ilişki bulunmamaktadır. Kolşisin tedavisi FMF hastaları için en güvenli ve uygun seçenektir.

Primer infertilite (sebebi yapılan araştırmalara rağmen bulunamamış kısırlık), FMF'li kişilerde normal kişilere göre daha fazla görülür. Ayrıca FMF'li kadınların düşük yapma ihtimali normal kadınlara göre daha fazladır ; (amiloidoz ve ağır seviyedeki böbrek yetmezliğinin anne ve bebek için birçok tehlikeler oluşturması nedeniyle) amiloidozu olan FMF hastalarına gebe almamaları önerilir.

İlacı kullanan hastaların çocuklarında Kolşisin'in herhangi bir teratojenik etkisine rastlanmamasına rağmen, tüm FMF'li gebelerde (bebekte ilaçtan dolayı gelişebilecek herhangi bir sakatlığın vs tesbiti için) "amniosentez" yapılır. (Amniosentezde; özel bir yöntemle bebeğin beslenmesini sağlayan plasenta içindeki amnion sıvısından örnek alınarak bebekte gelişebilecek herhangi bir hastalık veya amnormal bir durumun varlığı araştırılır.) Ayrıca fetusda kromozom anomalisi olup olmadığının araştırılması için "karyotip analizi" yapılır.

14 Aralık 2007 Cuma

KABAKULAK


Kabakulak,damlacık enfeksiyonu ile insandan insana bulaşmakta ve ateş,baş ağrısı,kulak ağrısı şeklinde belirtiler veren ve kulak memesi hizasında yanaklarda tek veya çift taraflı şişliğe neden olan tükürük bezlerinin iltihabıdır. Hastalık yapan kabakulak virüsü,vücuda girdikten sonra kan yoluyla yayılmakta ve ayrıca pankreasın iltihaplanmasına ,beyin ve omuriliği saran zarların iltihaplanmasına (menenjit) ,erkek ve kadınlarda yumurtalıkları iltihaplanmalarına da neden olabilmekte ve sağırlık,kısırlık gibi kalıcı hasarlara yol açabilmektedir.

Kabakulak Aşısı
Hastalık yapan bu üç virüsün zayıflatılması ve hastalık yapıcı etkilerinin ortadan kaldırılması yoluyla geliştirilen üçlü kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı,yıllardır tüm dünyada güvenle kullanılmaktadır. Bebekler anne karnındayken annenin bu hastalıklara karşı oluşturduğu bağışıklık cisimciklerini ( antikorlar) almakta ve bu şekilde yaşamın ilk aylarında doğal olarak korunmaktadırlar.

Ancak,anneden geçen bu antikorların yavaş yavaş ortadan kalkması nedeniyle bebekler 9. Aydan itibaren korunmasız olarak kalabilmektedir. Bu nedenle tüm bebeklerin 9. Aydan itibaren mutlaka bir doz kızamık aşısı almaları gerekmektedir.

Kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı, eğer bebeğe 9. Ayda kızamık aşısı yapılmadıysa 12. Aydan itibaren uygulanmalıdır. Fakat 9. Ayda kızamık aşısı uygulanmışsa kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısının yapılma zamanı 15. Ay olmalıdır. Kızamık. Kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı olan bebeklerde ,nadiren aşıdan 5 ile 12 gün sonra hafif ateş ve bazı hafif deri döküntüleri olabilmekte ve bu belirtiler tedaviye gerek kalmadan 1-2 günde kendiliğinden iyileşmektedir. Bu bebeklere doktor tavsiyesiyle bir iki gün süreyle ateş düşürücü şurup ya da fitil verilebilir . Kızamık. Kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı ,bu hastalıklardan herhangi birini geçirmemiş erişkinlere de uygulanabilir. Aşı yapılacak kişinin örneğin önceden kabakulak geçirmiş olması,bu üçlü karma aşının yapılmasını engelleyici bir neden değildir. Sadece hamilelere uygulanmaması gerekir.

Bademcik


Bademcik rahatsızlığı, genellikle streptokok tipi bakterinin ya da bir virüsün sebep olduğu, had safhada bir bademcik iltihaplanmasıdır. Boğazın gerisinde yer alan ve bakterilerin vücuda girmesini engelleyerek onlarla mücadele eden ve böylece şişerek solunum yolunu kapatan bademcikler vücudun ilk koruma hattını oluşturur. Bu sırada iltihaplanan bademcikler boğaz ağrısı, ateş ve bezlerin şişmesine neden olurlar. Bu iltihaplanmadan burnun gerisinde yer alan adenoidler de etkilenir.

Bir yaşından küçük bebeklerin bademciklerinden rahatsızlanmaları pek enderdir. Bademcik iltihabına daha çok bademcik ve adenoidleri büyümüş olan ve mikrobik bir ortama yeni giren öğrencilerde rastlanır, iltihaba karşı direnç zamanla artıp adenoidler küçüldüğünden bademcik rahatsızlıkları da azalır. Çocuklar bademcik hastalığından çoklukla on yaş civarında kurtulur.

Ne kadar önemlidir?

Sağırlığa neden olabilen orta kulak iltihabı ile birlikte olmadıkça önemli değildir, istisnai olarak nefrit ve mafsal romatizması gibi olumsuz gelişmeler görülebilir.

Muhtemel belirtiler:
Boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü yaratacak ölçüde olabilir.
Kırmızı ve büyük bademcikler, sarı lekelerle kaplı olabilir.
38 derecenin üzerinde ateş görülebilir.
Boynunda şişmiş bezler olabilir
Adenoidler de etkilenmiş ise ağızdan nefes alma, horlama ve genizden konuşma duyulabilir.
Ağız kokusu hissedilebilir.

İlk önlemler
Çocuğunuz boğaz ağrısından şikayet ediyorsa ve yutkunmasında bir zorluk farkederseniz iyi bir ışıkta başını geride tutarak ve temiz bir kaşığın sapı ile diline yavaşça bastırarak boğazını incelerken "aaa" sesini çıkarmasını isteyin. Bu hareket sonucu boğazı açılacak, size bir iki saniye içinde bademciklerin kızarmış, büyümüş veya sarı lekelerle kaplanmış olup olmadığını görme imkanını sağlayacaktır.

Çocuğunuzun ateşini ölçün.

Çocuğunuzun boynunun alt yanlarında ve çene altında parmaklarınızı gezdirerek bezlerinin şişip şişmediğini kontrol edin. Şişmiş bezler deri altında büyük bezelye şeklinde elinize gelir.

Çocuğunuzun yaşı uygunsa, kulak ağrısı var mı diye sorun. Çocuğunuz küçükse kulaklağından birini oğuşturup çekiştiriyor mu diye bakın. Kulakta herhangi bir akıntı olup olmadığım kontrol edin.

Boğazını rahatlatmak için bol bol serin meşrubat içirin.

Doktora başvurmalı mısınız?

Bademcik iltihabından şüphelendiğiniz anda derhal doktoru arayın.

Doktor ne yapacaktır?

Doktor, iltihaba sebep olan mikrobu laboratuvarda araştırmak üzere, çocuğunuzun boğazından kültür alabilir. Bakteriyel bir iltihaptan şüphelendiği takdirde antibiyotikli bir ilaç verebilir. Bir virüs iltihaplanması durumunda ise verilebilecek bir ilaç yoktur. Doktor herhangi bir kulak iltihabı olup olmadığını görmek üzere çocuğunuzun kulaklarını inceler, iltihap bulduğu taktirde antibiyotik verir. Çocuğunuz çok sık bademciklerinden rahatsızlanıyor veya büyümüş olan adenoidleri devamlı olarak orta kulak iltihabına sebep oluyorsa, bademcik ve adenoidlerin ameliyatı konusunda karar vermek üzere doktora danışmanız gerekebilir.

Bu kararın alınmasında göz önünde bulundurulması gereken unsurlar şunlardır:
Dört yaşından küçük çocuklarda bu ameliyat çok seyrek yapılır.
Bademcik rahatsızlığının başlangıcı, çocuğunuzun bademcik iltihaplanması ve kulak ağrılarının ne zamandan beri tekrarlandığı önemli unsurlardır. Doktorların çoğu ameliyat kararı almadan iki yıl beklemeyi uygun görürler.

Rahatsızlık, çocuğun okula gitmesine mani olarak eğitimini etkileyecek ya da rahat yatmamasından dolayı sıhhatini bozacak sıklıkta olduğu takdirde, bademcik ameliyatı tavsiye olunur.

Ne yapılabilir?

Çocuğunuza ateşli olduğu zamanki tedaviyi uygulayın. Yatak istirahati şart olmamakla beraber, ılık bir odada olmalıdır. Muntazam bir şekilde içecek şeyler vererek vücuduna sıvı girişini çoğaltin. Çocuğunuz yutma güçlüğü çekiyorsa, gıdasını daha sulu bir şekle dönüştürün, ancak yemeğe zorlamayın. Kendisine en çok sevdiği ve özellikle yoğurt veya muhallebi gibi boğazından rahatça kayacak şeyleri verin. Gargaranın, iltihabı boğazdan orta kulağa taşıdığı meydana çıkmış olduğundan, çocuğunuz boğazı ağrıdığında ona gargara yaptırmayın.

2 Aralık 2007 Pazar

Bağışıklık Sistemi


Vücudumuzun içinde bağışıklık sistemi adı verilen şaşırtıcı ve bir o kadar da ilginç savunma mekanizması vardır. Bağışıklık sistemi insanoğlunu "mikrop" diye tanımlanan, enfeksiyona yol açabilen virus, bakteri, mantar ve parazit gibi mikrororganizmaların zarar verici etkilerine karşı korur. İnsan vücudu çevresinde bulunan çok sayıdaki mikrobun saldırısına uğrar ve bu organizmalar vücudumuza girebilmek için uğraş verir. Sağlıklı bir vücut; karşılaştığı hastalık etkenleriyle ve yabancı maddelerle çoğunlukla "çaktırmadan" başeder. Mikroplarla başedemediğimiz durumlarda da "hasta" oluruz. Bağışıklık sisteminin görevi de; öncelikle bu organizmaların vücuda girmelerini engellemek veya girer ise vücuda girdikleri yerde yutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir. Bağışıklık sistemi bu görevlerini, yaşam süresi boyunca sürdürür ancak bazı koşullarda bağışıklık sistemi zayıflar.
Bağışıklık Sistemimiz Neden Güçsüz Kalır?

Stres:

Kişinin tehdit ve baskı unsurları karşısında duyduğu endişe ve gerginlik olarak tanımlanabilen stres fiziksel ve duygusal olarak iki ana başlıkta toplanabilir.

iziksel strese neden olan etkenler ise;

UV ışınları
Kötü beslenme
Alkol
Uykusuzluk

Stres iki şekilde de organizma için zararlıdır. İkisinin de birbirine dönüşümü mümkündür.

Stres belirli bir düzeyi aştığı zaman vücutta belli başlı bazı hormonal sistemleri bunun yanında da bağışıklık sistemini zayıflatır.

Uzun süreli kronik stres bağışıklık siztemini zayıflatarak sağlığımız tehdit eden durumlara neden olur. Bu durumlar;

Vücudun infeksiyonlara karşı direncini azaltır.
Üst solunum yolu infeksiyonlarına yakalanma riskini 3-5 misli artırır.
Kanser ve ülserin görülme sıklığında artışa neden olur.
Baş, omuz ve sırt ağrılarına neden olabilir.
Kalp krizi riskini artırır.
Kronik yorgunluk sendromuna neden olabilir.
Metabolizmayı bozarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.

Stresten en çok etkilenen meslekler ise;
Polisler
Askerler
Öğretmenler
Doktorlar
Taksi-Otobüs Şöförleri
Call-Center Çalışanları
Borsacılar (Dealer/Broker)
Hava Trafik Kontrolörleri
Öğrenciler

Diğer Etkenler;

Oksijen

Herkesin hayatta kalmak için ihtiyacı olduğu oksijenin sağlığımıza zararlı olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Evet, aslında oksijenin iki yüzü vardır. Kötü olan yüzü ve iyi olan yüzü. Oksijen kullanan her canlı, "serbest radikaller" olarak bilinen şeyleri üretir. Serbest radikaller, hücreler oksijen tüketirken oluşurlar. yani serbest radikaller değişen oksijen molekülleridir

Serbest radikaller yaşam için gereklidir. Elektron taransferi enerji üretimi ve pek çok diğer metabolik işlevde temel oluşturur. Bu serbest radikaller kontrolsüz bırakılırlarsa, bağışıklık sistemimize zarar verme ve kronik hastalıklar gelişme riski ortaya çıkabilir. Bilim adamları 1954'lerden beri serbest radikallerin yaşlanma ve dejeneratif hastalıklara neden olduğunu bilmektedirler.

Serbest radikaller, yaşadığımız her dakika oluşur ve büyük ölçüde vücudun kendi anti-oksidan ordusunun kontrolünde tutulmaktadır.
UV Radyasyonu

Bağışıklık sistemi, UV ışınları gibi çevresel faktörlerden kaynaklanan değişimlerden zarar görür. Bilim adamları, güneş yanıklarının insanlarda güneşe maruz kaldıktan sonra 24 saat ve daha fazla süre içerisinde kandaki beyaz kan hücrelerinin hastalıkla savaşım fonksiyonunda bir azalma görüldüğünü belirtmişlerdir. UV radyasyonuna sürekli maruz kalma vücudun bağışıklık sistemini etkileyen zararlara neden olabilir. Hafif güneş yanıkları insanlarda ki bütün cilt tiplerinin bağışıklık fonksiyonlarını baskı altına alabilir.

Yüksek gerilim hatlarının yaydığı radyasyon da insan sağlığını olumsuz yönde etkiliyebilmektedir. Bu etkileşim, insanın bağışıklık sistemi bozup, hastalıkların başlamasına yol açabilmektedir. Yüksek gerilim altında yerleşik insanlar, başta kanser olmak üzere birçok hastalığın kapısını aralayan radyasyondan korunmak için buralardan uzaklaştırılmalı, daha güvenli başka bölgelere taşınmalıdır.

Kötü Beslenme

Beslenme vücudun direncine ve mikroplara etki edebilmektedir. Fazla yorgunluk, travmalar, yanıklar vb vücutta protein yıkımına ve böylece direncin azalmasına neden olur. Protein ve enerji bakımından yetersiz ve kötü beslenme durumlarında bağışıklık sisteminde görevli yapıların vücudumuzu savunma gücü zayıflar.

Beslenme yetersizliği özellikle çocuklukta hastalıklara yakalanma ve ölümde büyük rol oynamaktadır. Eksik beslenme enfeksiyonlara ve bunların komplikasyonlarına zemin hazırlamaktadır. Oluşan enfeksiyon da beslenmeyi bozar ve bağışıklığı azaltabilir.

Alkol

Alkol keyif verici bir madde olarak günlük yaşantımızda yer almaktadır. Alkolün, özellikle kronik alkol alışkanlığının, organizmanın immun savunması üzerinde olumsuz etkiler yaptığı kanıtlanmıştır.

Uykusuzluk

Uyku sırasında vücudumuz ve beynimiz dinlenirken bağışıklık sistemi dinlenmez. Aksine işgalci organizmalara karşı hazırlık yapar. Eğer iyi dinlenilmezse bağışıklık sistemi bozulabilir.

Yukarıda saydığımız etkenlerin dışında bazı ilaç tedavileri, yorgunluk, aşırı spor yapma, mevsimsel ve hormonal değişikliklerde immun sistemimizi zayıflatan faktörlerdendir.

Sağlıklı Bir Bağışıklık Sistemi

Sağlıklı bir bağışıklık sistemi kendimizi iyi hissetmemizi, iyi görünmemizi ve enerjimizi daha iyi kullanmamızı sağlar. Bizi enfeksiyonlardan, kanserlerden ve çevresel zararlardan korur. Ayrıca yanık ya da ameliyat sonrası iyileşmede de sağlıklı bir bağışıklık sistemi gerekir. Hayatımızda immun sistemizi zayıflatan faktörlerden kaçınmaya çalışmak örneğin bizi strese sokan faktörlerden olabildiğince uzakta kalmak, hayata ve olaylara pozitif bir bakış açısıyla yaklaşmak, alkol ve sigara tüketiminden uzak kalmak, dengeli ve düzenli beslenmek, spor yapmak bağışıklık sistemimize verebileceğimiz destekler arasındadır. Ama zaman zaman bu destekler de yetersiz kalır ve dışardan bağışıklık sistemimizi güçlendirici yardımlar (takviyeler) da almak durumunda kalabiliriz.

Sağlıklı Beslenme
Spor
Doğal Immunostimulanlar
Vitamin ve Mineraller
Bitkisel Ürünler
Omega-3 Yağ Asitleri

Minikler de Yetişkin Hastalığına Yakalanır


Çocuklarda sadece kabakulak, kızamık ve ateş görülmüyor. Onlar da dede ve anneannelerinin hastalıklarından musdarip. Ancak kimi zaman şikayetleri, "çocuktur" diyerek göz ardı ediliyor. Oysaki guatr, tansiyon, romatizma ve migren teşhisi onlara da konuyor.

Baş ağrısından sadece yetişkinler şikayet etmiyor. Altı yaşındaki bir çocuğa bile migren teşhisi konabiliyor. Stres, uykusuzluk, aile problemleri, çikolata ve asitli içecekler çocuklarda migrene neden oluyor.

Acıbadem Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Çocuk Nöroloğu Binnaz Özdemir'e göre migren, ilkokul çağındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Migrenin en önemli belirtileri baş ağrısı, bulantı ve gözün üst tarafında hissedilen ağrı. Gürültü ve ışıktan da rahatsız oluyorlar. Özdemir ailelerin bu konuda çok daha dikkatli olmalarını tavsiye ediyor. "Bu rahatsızlık kız çocuklarında daha sık görülüyor. Üç yaşındaki bir çocuğun anne-babasını taklit edeceği düşünülüyor. Çocuklarının şikayetlerin dikkate almayan aileler var. Çocuğunuz 'başım ağrıyor' dediğinde inanın. Ağrıyla birlikte gürültü ve ışıktan şikayet ediyorsa alarma geçin. Bulantı ve kusma oluyorsa hiç şüphe duymadan doktora başvurun." Hastalık zamanında tedavi edilirse buluğ çağına sorunsuz giriliyor. Çocuklara da ilaç tedavisi uygulanıyor. Migrene benzer şikayetlerle ortaya çıkan sara tipleri, beyin kanaması ve tümörlerle de karşılaşılıyormuş. Bu tip durumlarda beyin elektrosu ve beyin MR'ı isteniyor.

İyot eksikliği

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı Academic Hospital uzmanlarından Prof. Dr. Abdullah Bereket, guatrın her yaş grubunda görüldüğünü söylüyor. Her 100 çocuğun 10'unda tiroid bezinin çalışmasıyla ilgili sorunlar çıkıyor. Bu hastalığa en çok Karadeniz Bölgesi'nde rastlanıyor. Belirtiler boyunda şişlikle başlıyor. Tiroid bezi yavaş çalışıyorsa aşırı kabızlık, enerji ve aktivite azlığı, uyku, hareketsizlik ve büyümede gerilik görülüyor. Tiroid bezinin aşırı çalıştığı durumlarda da saç dökülmesi, kilo alamama, uykusuzluk, çarpıntı, terlemeyle karşılaşılıyor. Genellikle aileler bu şikayetleri dikkate almıyor ya da bütün bunların hastalıktan kaynaklanacağına ihtimal vermiyorlar. Bereket, hastalığın hangi sebeplerle hangi yaş grubunda daha sık görüldüğünü anlatıyor. "12-14 yaş arasındaki çocuklarda tiroid bezinin çeşitli kronik iltihaplarına bağlı ortaya çıkıyor. Yeni doğan ve ergenlik guatrlarının en önemli sebebi iyot eksikliği. Erişkinlere benzer bir tedavi yöntemi uygulanıyor. İlk önce tiroid bezinin nasıl çalıştığı tespit ediliyor. Eksik olan tiroid hormonları yerine konuyor. Eğer aşırı çalışıyorsa yavaşlatıcı ilaçlar veriliyor. Nodüller varsa ameliyat ediliyor. Çocuklarda halk arasında 'zehirli guatr' olarak adlandırılan iç guatr da görülüyor. Çocuk hiç kilo alamıyor."

Hipertansiyon

Anne-babalar kendilerinde görülen hastalığın çocuklarında ortaya çıkmasına şaşırıyor. Hatta, çocuğunun tansiyonunun neden ölçüldüğünü anlamıyorlar. Prof. Abdullah Bereket, çocuklarda da hipertansiyon hastalığına rastlandığını söylüyor. "Erişkinler ve çocuklar aynı organlara sahip. Bu nedenle benzer hastalıkların ortaya çıkması doğal. Aileler bu duruma şaşırmamalı. Çocuklarda tansiyon ölçmek genel muayenenin bir parçası ve ihmal edilmemeli. Farkına varılmayan bir böbrek hastalığı, tansiyon ölçerken fark edilebiliyor."

Erken teşhis

Çocukluk çağında birçok eklem hastalığı görülüyor. İstanbul Cerrahi Hastanesi Eklem Hastalıkları Bölümü'nden Romatoloji Uzmanı Dr. Hakan Rauf Tüfekçi romatizmanın çocukluk döneminde de ortaya çıkabileceğini söylüyor. Enflamatuar romatizmal hastalıklar çocuklarda da görülüyor. Ağrılar, büyüme ağrılarıyla karıştırıldığı için aileler çok daha bilinçli olmalı. Çocukluk çağında iki türlü iltihaplı romatizmal hastalık görülüyor: Jüvenil romatoid artirit (JRA) ve jüvenil spondilit artropati (JSA). Tüfekçi, çocuklarda ortaya çıkan romatizmal hastalıklar hakkında merak edilenleri tek tek açıklıyor:

"JRA belirtileri sabahları ellerde tutukluk, parmak, diz, el ve ayak bileğinde şişmeyle başlıyor. Öğleye doğru çocuk kendini daha rahat hissediyor. Halsizlik ve yorgunluk hali ortaya çıkıyor. Hastalık sinsi şekilde, şişme şikayeti olmadan sadece ağrıyla da ortaya çıkabilir. JSA ayak parmaklarında, diz ve ayak bileğinde şişme, sırtta ağrıyla kendini belli ediyor. Erken teşhis önemli. Çocuk kendini hayattan soyutlamamalı. Eklem fonksiyonları elverdiği müddetçe istediği sporu yapabilir. Bu hastalık yaşam boyu süreceği için kontrol altına alınabileceği anlatılmalı. Hastalık tedavi edilmediğinde kalıcı eklem ve şekil bozuklukları ortaya çıkabilir."

28 Kasım 2007 Çarşamba

Bebek ve Çocuklarda Kabızlık


Kabızlık bebeklerde ve küçük çocuklarda sık karşılaşılan bir rahatsızlıktır. Her bebeğin bağırsaklarının çalışma düzeni ve dışkılama sıklığı farklıdır. Bazı bebekler her gün kaka yapmayabilir. Bebeğin dışkısı yumuşaksa, bebek zorlanmadan kaka yapıyorsa ve aynı zamanda kilo alışı düzenli, genel durumu da iyi ise endişelenmeye gerek yoktur.
Eğer bebek normal sıklığının dışında birkaç gün kaka yapamadıysa, sert ve yoğun, zaman zaman çakıl taşı gibi dışkılıyorsa, bunu yaparken acı çekiyorsa veya kakasında kanlı izler varsa kabız olmuş demektir. Kabızlık üç günden fazla sürmüşse ve dışkıda kan görülmüşse bebek mutlaka doktora götürülmelidir.
Yeni doğan bebeklerde kabızlık çok daha az görülür. Bebeğin kaka yaparken yüzünün kızarması normaldir, kabız olduğu anlamına gelmez. Genelde anne sütü alan bebekler daha sık kaka yaptıklarından kabızlık görülmez. İnek sütü alan bebekler ya da formül mama ile beslenen bebeklerde kabızlık görülme olasılığı daha fazladır.
Bebek anne sütü alıyorsa ve buna rağmen bebekte kabızlık yaşanıyorsa, anne diyetinde kabızlığı önleyici besinlere öncelik verilmelidir. Bebekler ve küçük çocuklar formül mama alıyorlarsa kabızlığı önleyici mamalar tercih edilmelidir. Eğer küçük bir bebekte yine de kabızlık meydana gelirse, büyük olasılıkla yetersiz beslemeden ileri gelmiş olabilir. Bu nedenle, bebeğe yeterli miktarlarda anne sütü ya da mama verilmesi özellikle önemlidir.
Kabızlık, kalınbağırsağın sonundaki kaslar sertleştiği ve kakanın normal geçişini önlediği zaman meydana gelir. Kaka bağırsakta ne kadar uzun süre kalırsa, o kadar sıkılaşıp kurur ve vücuttan atılması zorlaşır. Sertleşmiş kaka kalın barsağın son kısmından geçerken yırtılmalara ve çatlaklara neden olur. Bu da bebeklerde ve çocuklarda kasılmalara neden olur. Çocuklar, bu acıyı yaşamamak için kakayı tutmak isteyebilir ve dışkılama hissini bastırabilir. Bu da kakanın içerde daha çok kurumasına, büyük çap ve hacme ulaşmasına neden olur. Böylece kabızlık döngüsü başlamış olur.
Kabızlığın birçok nedeni vardır. Genelde beslenme alışkanlıklarından ve düzensizliklerinden dolayı olur. Bazı enfeksiyon hastalıkları, metabolik hastalıklar ve bazı ilaçlar da kabızlığa neden olabilir. Ek besinlere geçiş ve diş çıkarma da kabızlığa neden olabilecek etkenlerdir.
Kabızlıkta en önemli durum yemek düzenidir. Çocuğun lifli gıdalar alması, bol sıvı tüketmesi, düzenli dışkılama amaçlı tuvalete gitmesini sağlamak alınacak önlemlerdir. Yanlış beslenmenin yanında, bebekteki ve çocuklardaki hareketsizlik de kabızlığa neden olabilir.
Bebeklerde ek gıdalara başlandığında; muz, patates ve pirinç lapası kabızlığa neden olabilir. Bu gıdalar daha aralıklı zamanlarda verilmelidir. Bebeğin beslenmesine daha fazla meyve ve sebze püresi eklenmelidir. Bebeğe, bir yaşına kadar inek sütü verilmemelidir. Sulandırılmış meyve suyu ve öğünler arasında kaynamış ılık su kabızlığı yumuşatabilir. Hazır mama kullanılıyorsa ölçüsünü doktor kontolünde tekrar gözden geçirilmeli ve içeriğinde prebiyotik lifler içeren mamalar tercih edilmelidir.
Ek besine geçmiş olan bebeklerde ve çocuklarda beslenme şekli; sebze, meyve, baklagiller, kepekli ekmek, yulaf gibi artık bırakan lifli yiyeceklerden zengin olmalıdır. Çocukların beslenme diyetinde özellikle; kuru erik, kayısı, kuru üzüm, bezelye, fasulye, brokoli, kabak, kepekli ve tahıllı ekmekler olmalıdır.
Sürekli kabızlığı olan çocuklar genelde, çabuk doyan iştahsız çocuklardır. Aynı zamanda bu çocuklar, ana öğünlerde yemek yemektense, aralarda abur cubur atıştırmayı severler. Böyle durumlarda bir beslenme uzmanı ile görüşmek faydalı olmaktadır. Kabızlığı tekrarlayan çocuklarda karın ağrıları, kramplar, bulantı, kusma görülebilmektedir.
Kabızlık sözkonusu olduğunda, doktora danışılmadan, bebeğe asla müshil, fitil ya da lavman uygulanmamalıdır. Kabızlık tedavisinde temel amaç; kalın bağırsağı ilk aşamada boşaltmak, sonrasında düzenli bağırsak alışkanlığını devam ettirebilmek ve kaka yapmayla alakalı olan ağrının ve korkunun ortadan kaldırılmasıdır. Ağrının ortadan kalkmasını sağlayacak durum ise, kakanın yumuşak kalması ve kalın olmamasıdır. Bunun için düzenli ve kontollü bir diyetin yanında tuvalette yeterli süre kalma alışkanlığının edinilmesidir.Tuvalet terbiyesini kazanmış çocuklar, kahvaltıdan ve akşam yemeğinden sonra 5-10 dakika süreyle tuvalette oturtulmalıdır.
Tedavi süresi çocuktan çocuğa değişiklik göstermektedir. Küçük çocukların büyük çocuklara göre daha uzun süreler tedavi edilmesi gerekilir. Ayrıca, kakanın uzun süre barsakta kalması, kalın bağırsağın genişlemesine neden olduğundan ameliyat da yapılabilmektedir.