İLİŞKİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İLİŞKİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2008 Pazar

Yatak Odasında TV mi, Seks mi?


Diziler, maçlar, derken farklı odalar, farklı televizyonlar ve yatak odasına giren ekranlar gerçekten insanlara seksi unutturuyor mu? Yoksa bütün bunlar modern bahaneler mi?
Bu konuyu iki ünlü psikiyatrist, Prof. Dr. Ahmet Çelikkol ve ilişki psikiyatristi Doç. Dr. Armağan Samancı değerlendirdi..

Prof. Dr. Ahmet Çelikkol: Televizyonun seks hayatını etkilediğini düşünenler bence başka bahane bulsun. Benim de yatak odamda televizyon var, ben de televizyon seyrediyorum ama ilişkim gayet sağlam.

Televizyon sizce sekse darbe midir?
Hayır, neden olsun ki... "Televizyon seyretmekten sekse vakit bulamıyoruz," diye yakınan çiftler aslında kendilerine bahane üretiyordur. Bu sorunu çözerseniz onlar başka bahane bulur. Bu çiftler en kötüsünden "Yorgunum, başım ağrıyor," der.

Çiftler arasındaki ilişki televizyonla zedeleniyorsa aslında o ilişki bitmiş midir?
Bir oranda ilişki zedelenebilir ama bitirme noktasına taşınmaz. Biterse, neden televizyon değildir. Televizyon sadece gösterilen nedendir. Gerçek neden başkadır ve hatta bu kadar yüzeysel bir neden kullanıldığına göre, asıl neden çok daha derindedir.

"Yatak odasından televizyonu çıkarın," önerisinde bulunduğunuz çiftler oluyor mu?
Hiç olmadı diyebilirim. Şahsen benim yatak odamda var, ben hiçbir sorunla karşılaşmadım. Ama durum çaresizse elbette önerebilirim.

Kadınlar televizyonu rakip olarak görüyorsa ne yapmalı?
Bir çiftin birlikteliği; fikir olarak, davranışlarda, duygularda anlaşma demektir. Bunun için karşılıklı taviz vermeniz gerekebilir. Kerevizi çok seviyorsunuz ama partneriniz kokusuna bile tahammül edemiyor, o zaman evde kereviz yemekten vazgeçeceksiniz. Partneriniz televizyon istemiyorsa ve bunda ısrarlıysa, zaten yapacağınız başka şey kalmamış demektir.

Erkekler, televizyon dizilerinin seks hayatlarını yıprattığını anladığında ne yapmalı?
Eğer erkek, TV dizilerinin cinsel hayatını yıprattığını düşünüyorsa, bir yolunu bulup engellemeli. Kişisel önerim, iyi bir-iki program hariç, dizi izlemeyi bırakmaları.

Televizyona rağmen aile ilişkileri nasıl sağlamlaştırılır?
Televizyon izlemede aşırıya kaçmamanın, hele hele sürekli dizi izlememenin yolu aranmalıdır. Televizyon yerine geçebilecek başka birçok enstrüman bulunabilir. Mesela isteyen, salonda, oturma odasında televizyon izler, tatmin olunca yatak odasına gelir. Yatak odasına müzik getirilebilir. Burada kitap da okunabilir, sohbet de edilebilir.

Doç. Dr. Armağan Samancı: Televizyon ilişkileri bozuyor, bu da direkt seks hayatını etkiliyor. Yatak odasına televizyonu sokmak yabancı birini özel odanıza davet etmekten farksızdır.

Televizyon sizce sekse darbe midir?
Televizyonun ilişkileri bozan bir yapısı var. Duygusal olarak çiftlerin birbirinden uzaklaşmalarına neden oluyor, duygusal olarak uzaklaşan çiftler de seksten kaçıyor.

Çiftler arasındaki ilişki televizyonla zedeleniyorsa aslında o ilişki bitmiş midir? Başlangıçta zedeleyici etki yaratır. Televizyon mesafe koydurur. Çok televizyon seyretmek çiftleri birbirinden uzaklaştırır, birbirinden uzaklaşan çiftler zaten kaçmak için televizyonu daha fazla seyretmeye çalışır. Uzaklaşmak için televizyon iyi bir araçtır.

"Yatak odasından televizyonu çıkarın," önerisinde bulunduğunuz çiftler oluyor mu? Bence televizyon asla yatak odasına konmamalı. Ha yabancı birini getirip yatak odasına koymuşsunuz, ha televizyonu! İkisi de ilişkide aynı etkiyi yapar.

Kadınlar televizyonu rakip olarak görüyorsa ne yapmalı?
Televizyon ve internet, kadınları gerçekten dul bırakabilecek konuma getirdi. Olay son noktaya ulaşmadan hemen eşinizle bu durumu konuşun. Ama burada önerim, eve asla ikinci televizyon alınmamasıdır. Bu, çiftleri birbirinden bambaşka uçlara iter, toparlayamayabilirsiniz.

Erkekler, televizyon dizilerinin seks hayatlarını yıprattığını anladığında ne yapmalı?
Birlikte izleyebileceğiniz diziler bulun ve paylaşmaya bakın ama televizyon izleme süresini azaltın. Eşinizle farklı programları izlemeye başladıysanız, ortaklık zarar görür. Bu da direkt cinselliğinize yansır.
Televizyona rağmen aile ilişkileri nasıl sağlamlaştırılır?
Artık televizyon hayatın kaçınılmaz bir parçası, evden çıkartıp atamayız. Onu evin bir bireyi gibi düşünmek lazım, ancak 'bu bireye' karşı önleminizi alın. İlişkinin güçlendiği alanlara, yemek yenilen yere, yatak odasına televizyon sokmayın.

sabah.com.tr

31 Temmuz 2008 Perşembe

En iyi ilaç: Seks


Kalori yakıyorsunuz...

Seks yapmak sadece iyi hissetmenizi sağlamıyor; aynı zamanda kalorileri yakıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve hatta kanser riskini bile azaltıyor. Seks sonrasında vücut 'mutluluk hormonuda denilen endorfin salgılıyor. Fiziksel açıdan egzersiz yapmak veya yüzmekten çok da farklı olmayan cinsel ilişki, kendine saygı ve değerli hissetme gibi duyguları da ortaya çıkarıyor.

Depresyondan uzak tutuyor...

Sonuçlar, Teksas ve Wilkes Üniversitesi araştırmacılarının çalışmalarından. Biological Psychology, British Journal of Urilogy adlı yayınlarda yer alan çalışmalar da bu tezi destekliyor. Çalışmalara göre, iyi cinsel deneyim kişileri anksiyete ve depresyondan da uzaklaştırıyor. Orgazm sırasında üretilen oksitoksinin uyandırdığı olumlu psikolojik ve fiziksel etkiler arasında uykuya geçişte kolaylık da var.


8 Temmuz 2008 Salı

Gençlere Evlilik Önerileri


Gençler, evliliğe borçsuz girin, huzur ve mutluluğunuz her daim olsun!

Gençler, huzurlu ve düzenli bir yaşam sürmek amacıyla hayatlarını birleştiriyor. Evlilik sürecinde toplumsal baskılar sebebiyle güçlerinin üzerinde borçlanan çiftlerin ise huzuru bozuluyor. Gelirleri borç taksitlerini ödemeye yetmeyen ailelerde başlayan tartışmalar, çiftleri boşanmalara kadar götürebiliyor. Sonuçta psikolojik sarsıntı yaşayan çiftler, hayatlarının baharında tüm yaşamlarını etkileyecek olaylar zinciriyle karşılaşıyor.
Anne-babaların toplumsal baskılara boyun eğmeden, imkânları ölçüsünde düğün alışverişi yapmalarını öneren uzmanlar, ev eşyası alımında da lükse kaçılmaması gerektiğini ifade ediyor. Klinik psikolog Nevzat Tekin, sade bir evlilik sürecinin makbul olduğunu, şova dönüştürülen düğünlerde ise tarafların ekonomisinin sarsıldığını kaydediyor.
Ekonomik durumlarını olduğundan farklı gösterme çabası içine giren dünürlerin 'çevreye mahcup olmayalım' gibi bir yaklaşımla kapasitesinin üzerinde harcama yaptıklarını hatırlatan psikolog Tekin, "Düğün sürecinde aşırı borçlanan gençler, evlendiklerinde borçlardan kaynaklanan sorunlarla baş başa kalıyorlar. Örneğin takıları satıp borçları ödeme yolu seçildiğinde çiftler karşılıklı bir problem yaşıyor.
Ailenin dinamikleri bozuluyor. Sonuçta çiftler psikolojik ve sosyolojik yönden yara alıyorlar." diyor.
Ailelere gelir durumuna uygun harcamalar yapmasını öneren Tekin, dünürlerin karşı tarafı da kapasitesinin üzerinde harcama yapmaya zorlamaması gerektiğine işaret ediyor. Tekin, bu hassasiyete dikkat edilen evliliklerin daha sağlıklı yürüdüğünü bildiriyor.

'Nikâhın hayırlısı kolay olanıdır'
Emekli Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Necmettin Nursaçan, Hazreti Peygamber'in "Nikâhın hayırlısı, kolay olanıdır." hadis-'i şerifini hatırlatıyor.
Mutluluğun tek başına altın, çeyiz, otomobil veya ev ile elde edilemeyeceğini söyleyen Nursaçan, "Mutluluk, karşılıklı sevgi ve saygıdadır." yorumunu yapıyor. Düğün alışverişlerinin imkânlar nispetinde yapılması gerektiğini vurgulayan Nursaçan, evlere alınan eşyalarda da lükse kaçılmaması tavsiyesinde bulunuyor.

Aşırı borçla başlayan evliliklerde bir süre sonra sorunların baş gösterdiğini hatırlatan Nursaçan, "Borçlarını ödeyemeyen damat bu sefer öfkesini gelin hanımdan çıkarmaya başlıyor. Evliliğin tadı tuzu kaçıyor. Saygı, sevgi gidiyor yerine hırs giriyor, hınç giriyor. Böylece sağlam temel atılmamış oluyor." değerlendirmesinde bulunuyor.

Maddî sıkıntılar boşanma sebebi
Avukat Hasip Şenalp, maddi sıkıntı sebebiyle yaşanan boşanmaların tüm boşanma sebepleri arasında önemli bir payı olduğuna dikkat çekiyor. Son yıllarda evlilik sürecinde daha çok harcama yarışı yaşandığını söyleyen Şenalp, "Gençler ilk günden eşyaları tam olsun diye ağır borç yükü altına giriyor. Cicim ayları geçtikten sonra tartışmalar başlıyor. Bu tabii mutluluğu da etkiliyor. " diyor.

Şenalp, dünürlerin düğün alışverişine çıkmadan önce konuşup, alınacakları belirlemesi ve 'görsünler' yaklaşımından uzak durması gerektiğini vurguluyor.

18 Mart 2008 Salı

Başarılı Bir Birliktelik İçin 7 Şart


İlişkinin uzun yıllar sürebilmesi için öncelikle sağlam bir temele dayanması ve belli başlı adımların atılması gerekiyor. İşte mutlu bir beraberlik için gereken yedi şart:


1. Kendinizi sevin
Kendinizi sevmezseniz, başkasının da sizi seveceğine inanmanız zorlaşır. Sağlıklı bir ilişki için kendine güvenmek çok önemli. Bu yüzden öncelikle tüm hata ve zayıflıklarınıza rağmen kendinizi olduğunuz gibi kabullenmeniz gerek.

2. Eşinizi sevin
Sağlıklı ilişkiler birbirini seven kişiler arasında yaşanabilir. Birbirinizden gerçekten hoşlanır, birlikte zaman geçirmekten keyif alır, birbirinizin davranışlarını ve fikirlerini paylaşır, benzer beklentilere sahip olursanız ilişkinizin uzun ömürlü olması kaçınılmaz.

3. Birbirinize zaman ayırın
Birşeye verdiğiniz değer, ona ayırdığınız zamanla ölçülür. Yeni tanıştıklarında önceliği ilişkilerine veren çiftler, zaman içinde iş, çocuklar ve günlük sorunlara odaklanarak birlikte daha az vakit geçirmeye başlar. Oysa birbirinize ayıracağınız zaman, ilişkinin ilk günkü gibi canlı kalmasını sağlar.

4. İletişim kurun
İyi bir iletişim sağlıklı ilişkinin temel şartlarından biridir. Kim olduğunuzu, ne istediğinizi, karşınızdakinden ne beklediğinizi ancak konuşarak anlatabilirsiniz. İç dünyanızı karşınızdakine açmanın tek yolu iletişim.

5. Tartışmaktan çekinmeyin
Tartışmaların ilişkinin doğal bir parçası olduğunu unutmayın. Çiftler arasında farklılık olması kaçınılmazdır. Sağlıklı bir şekilde tartışabilen çiftler, her zaman aynı fikirde olmasalar bile duygularını paylaşabildikleri için aralarındaki bağı güçlendirir.

6. Sık sık dokunun
Dokunmak insanoğlu için temel bir ihtiyaçtır. Karşınızdakine güven, destek, koruma, şefkat ve tabii ki heyecan verir. Fiziksel ilgiye olan ihtiyaç, cinsel yaşamın aktif olmadığı dönemlerde bile bitmez.

7. Değişimi kabul edin
İnsanlar değişebilir. İlişkileri bu değişimler ayakta tutar. Değişim, gelişmeye yol açabileceği gibi sancılı da olabilir. Ancak partnerinin geçirdiği değişime uyum sağlayan ya da birlikte değişebilen çiftler, başarılı bir ilişki sürdürebilir.


Zıt kutuplar artık çekmiyor
İkili ilişkilerde zıt kutupların birbirini çektiği tezi, tarihe karışıyor. ABD deki Iowa Üniversitesi nin Sosyal Psikoloji Birimi nin yaptığı bir araştırmaya göre zıt kutuplar ilk etapta birbirini çekiyor ancak bu ilişkiler ciddi boyutlara ulaşamadan sona eriyor. Aynı hayat görüşüne sahip olanların ilişkileri ise daha uzun sürüyor. Üstelik bu beraberlikler evlilikle sonuçlanıyor. Evli çiftler üzerinde araştırma yapan sosyologlar, kişilik benzerlikleri sayesinde eşlerin günlük sorunlarla daha kolay başa çıkabildiğini ve mutlu olabildiğini savunuyor.

7 Mart 2008 Cuma

'Hadi'leyen anneler, unutkan erkekler


Büyüklerin tüm davranışlarında, çocukluk yıllarının izlerine rastlamak mümkün. Bugünün işini yarına bırakan erkeklerin geçmişinde de, "Hadi"leyen anneler var. Çocuklara çok sık "hadi" dendiğinde ileride ya telaşlı, her an bir şeyi kaçıracakmış gibi koşturan aceleci yetişkinler, ya da bugünün işini yarına bırakan "unutkan büyükler" haline geliyorlar.

Tembellik ya da sorumsuzluk diye adlandırılan birçok davranışın arkasında "hadi"leyen anneler var. Açık açık "yapmak istemiyorum" diyemeyen çocuk, uyumlu gibi görünüp gerekeni unutarak, erteler veya tam tersini yapar. Bütün bu unutmalara da "Pasif direniş" deniyor.

Bu düşünceler 30 yılı aşkın meslek hayatı olan çocuk ve yetişkin uzman psikoloğu Fatma Torun Reid’in "Unutkan Erkekler, Hadileyen Anneler" kitabından. Reid’in ikincisi baskısı da biten kitabında hadileyen annelerin ortak yönleri, "sabırsız, mükemmeliyetçi ve titiz" olmaları.

"Hadi"leme ilk olarak çocuğun yemek düzeninde başlıyor. Anne "hadi"ledikçe çocuk ağzında yemeği tutuyor, yemiyor. Sofra savaş alanına dönüşüyor, çarpık ilgi mekanizması başlıyor. Çünkü, yemek ve doyurma konusunda hassas toplumuz. Bunun da nedenleri var. Geleneksel ailelerde "bir çocuğa bakamadı" baskısı nedeniyle ya da annenin bir an önce bitsin sabırsızlığı, etrafa bir şey dökülmesin titizliği buna neden oluyor.

"Hadi"leme çocuk okula başlayınca da sürüyor. "Hadi uyan, hadi ders çalış" şeklindeki itekleme geliyor. Ergenlikte ise "üstünü başını topla, yerlere atma, masana otur dersini çalış" hadilemesi geliyor.
Bu üniversite bitirene kadar sürüyor.

’Hadi’leyerek büyüyen çocuğu bu kez eşi ’hadi’liyor

Uzman Psikolog Fatma Torun Reid
Bugünün yetişkinin kişilik yapısında geçmişin izleri, deneyimleri, anne babanın yaklaşımı etkin. Biz, "hadi" sözcüğünü çok kullanan bir toplumuz. Özellikle anneler çok kullanıyor. Telaşlı ve mükemmeliyetçi annelerin kullandığı bir sözcük "hadi",

Herhalde bu sözcüğü kullanmayan yoktur. Hadileme, küçük çocuğun dünyasında ve daha sonraki delikanlılık ve genç kızlık döneminde görülüyor, pasif bir direnişi besliyor.
Hadilemenin tipik örneği unutmak. Her unutan mutlaka pasif direnişte değil, ama pasif direnişe tipik bir örnek de unutmak.

Hadileyerek büyüyen yetişkini ve özellikle erkeği bu kez eşi "hadi"liyor. Her şeyi hatırlatan eş, kocasını unutkan erkek yapıyor. Akşam eve dönerken kuru temizleyiciden bir şeyin alınmasını unutan erkeğin arkasında "hadi"leme var. Hatta tekrar tekrar hatırlatılan durumlarda daha çok unutma oluyor. Çocuk da ev ödevini, paltosunu, kazağını unutuyor okulda. Anne de, çocuğu öğretmene mahcup olmasın veya kırık not almasın diye sürekli hatırlatıyor. Bir süre sonra da çocuk unutmaya dönük direniş ve alışkanlık geliştiriyor. Çünkü, nasıl olsa birisi ona hatırlatacak.

Toplumumuzda çocuğun yetişmesinde daha çok anneler ön planda. O nedenle "hadi"leyen anneler var diyoruz.

Biz telaş toplumuyuz. Bir an önce işler bitsin istiyoruz. Kişilikte mükemmeliyetçilik varsa karşı tarafın hata yapmasına tahammül edemez, onu düzeltmek ister. Ama büyüklerinin bu hızına çocuklar yetişemez, tempoları farklı olabilir.
Bazen annelerin yapacak çok işi oluyor. Çocuğu okula gönderirken işine yetişmesi ya da evini temizleyip, yemek hazırlaması, bebeğine bakması gerekebiliyor. Eğer ortam sakin değilse, evde üç çocuk varsa biri giydirilip, diğerleri yedirilecekse o zaman da haliyle bu anne "hadi"liyor. Çoğunlukla ev işine dönük titizliklerin getirdiği durumlarda da "hadi"leme oluyor. Çocuklar ayak altından çekilip okullarına gitsin, evdeki işlerini yapsın isteyen geleneksel tipteki anne de "hadi"liyor.

ANNELERE ÖNERİ
Hadi sözcüğünü azaltın.
Hadi sözcüğü karşı koymayı, "yapma" sözcüğü direniş kadar hareketliliği getirir. Çocuğunuza "yapma" demek yerine ne yapabileceğini söyleyin.
Açıklamalarınızı kısa ve sakin biçimde yapın. Israr ve ikna gayretiniz uzarsa, çocuğunuz karşı koyma, ilgi çekme ve size hükmetme yollarını öğrenir.
Bırakın arada bir çocuğunuz, hırkasını giymediği için üşümeyi, yemeğini yemediği için acıkmayı, okula geç kalırsa sorun çıkabileceğini fark etsin. Sorumluluk ancak sebep-sonuç ilişkisini görme fırsatı olursa gelişir. Sebepsiz yere kurtarıcı olmayın.
Bırakın bazı şeyler eksik olsun. Unutmayın ki, huzurlu ortam, mükemmel ortamdan daha sağlıklı olur.

EŞLERE ÖNERİLER
Evde herkesin nefes aldığı bir alan olsun. Özgürce, gönlünce kullanabileceği bir oda, bir köşe. Unutmayın ki, o ev ikinize ait.
Karşı tarafa seçme hakkı, reddetme özgürlüğü tanıyın. "Hayır" da meşru bir cevap olabilir.
Sürekli yapılması gerekeni hatırlatma yerine, yapılmış olanları görün. Eleştiride değil, takdirde cömert olun.
Zevkler ortak olmayabilir. Israrcı olmayın. Her şeyi birlikte yapmak zorunda değilsiniz.
Sürekli talep eden veya talep bekleyen biri olmayın.
Eşinizin hatırlatmasını beklemeden, size düşeni yapın. Unutmayın, evlilik ortak bir paylaşımdır.
Huzurlu bir ortam, mükemmel bir ortamdan daha sağlıklıdır.

Nuran Çakmakçı

25 Şubat 2008 Pazartesi

Aşkın Sırrı Çözüldü


Onu görünce kalbiniz çok fazla çarpmaya, eliniz ayağınız birbirine mi dolanmaya başlıyor. Hiç şüphesiz aşıksınız demektir. Bilim, bunca gelişmenin arasında aşka kayıtsız kalamazdı elbette! Uzmanlar aşkı da laboratuara soktular ve bakın neler buldular!Fiziksel olarak neden ve nasıl aşık oluyoruz, hiç düşündünüz mü?
Öncelikle aşağıdaki belirtilere göz atın ve aşık olup olmadığınızı saptayın:

- Onu görünce kalbiniz çok fazla çarpmaya başlıyor

- Son günlerde, içinizdeki sevinç, mutluluk duygusu arttı

- Hayata, olaylara daha umursamaz bakıyorsunuz

- Arkadaşlarınız gözlerinizin pırıl pırıl baktığını ve son günlerde yüzüne bir canlılık geldiğini söylüyorlar. Eğer bu belirtileri taşıyorsanız, aşık olduğunuz şüphe getirmez bir gerçek!

Aşık olduğumuzda hepimiz benzer duygular yaşarız; ayaklarımız yerden kesilir, aklımız başımızdan gider, hep onu düşünür, hep onun hakkında konuşmak isteriz.

Bunlar aşık olan herkesin bildiği ve binlerce yıldır yaşanan, süregelen duygular.

Farklı olan ise, artık tüm bunların sebebinin biliniyor olması! Aşık olunca insanların neden 'tuhaflaştığı' bilimsel gerçeklerle kanıtlandı! Üstelik suçlu kalbimiz değil, beynimiz çıktı!

Neden?
Aşkı, duygularımızın, düşüncelerimizin, alışkanlıklarımızın, yetişme tarzımızın ve daha birçok şeyin etkilediğini zaten biliyorduk, ama hormonlarla olan ilişkisini yeni öğrendik.

Ve hemen uzmanlara danıştık. Bakın hangi sonuçlar çıktı.
- Vücuda çeşitli maddeleri salgılayarak bizim sağlıklı, mutlu yaşamamızı sağlayan salgılara hormon deniyor. - Aşık olduğumuzda gösterdiğimiz dengesiz davranışlarımızın sebebi, vücudumuzun salgıladığı feronom maddesiymiş!
Aşk, vücutta feronom maddesinin salgılanmasıyla başlıyormuş. Aşkın kokusu olarak tanımlanan bu madde, beynin ilgili bölümlerini uyarıyor ve aşk doğuyor!
- Feronom, vücudumuzun salgıladığı hormonlardan sadece biri. Feronom'a 'aşk hormunu' da deniliyor. Aşıkların, her dakika aşık oldukları kişiden söz etmeleri bu hormondan kaynaklanıyor. Aşık olunduğunda vücudun fazla feronom salgılamasıyla kişilerin fiziksel yapılarında ve davranışlarında değişiklikler oluşmaya başlıyor.
Kalp çarpıntısı, gözlerin parlaması gibi değişiklikler oluyor ve 'O da beni seviyor mudur', 'Acaba şimdi nerededir' gibi sorular artmaya başlıyor. Obssesive yani takıntılı kişi davranışları gözlemleniyor.
- Aşkın yerini sevgiye bırakması da hormonlarla ilgili.
Zamanla serotoninin azalması, oksitoksinin artmasıyla, aşk yerini bir süre sonra sevgi ve şefkate bırakıyor.
- Yaz aylarında insanların daha sık aşık olmasının da bilimsel bazı sebebleri var. Özellikle bahar ve yaz aylarında, güneş ışınları insanların hormon sistemini etkiliyor ve bu durumda aşk daha yoğun hissediliyor. Melanosit denen vücuda renk veren hücreler de, bu aylarda artıyor.

Aşk acısı nasıl diner?
Uzmanlar, şu sıralar mevsimin de etkisiyle kendilerine en çok aşk acısı çekenlerin başvurduğunu söylüyor ve bu acının nedenlerini, uyguladıkları yöntemleri şöyle anlatıyorlar:'Aşk acısı çeken biri, sevgilisini unutamamıştır, her gördüğü şeyde, her olayda ondan bir parça bulur.
Bir yandan yaşadıklarına inanamaz. 'Gerçekten bu aşk bitti mi' , 'Onsuz ne yaparım' gibi duygulara kapılır. Bizim yaptığımız, bunun altında yatan nedenleri analiz etmek. Kişinin kendine güvensizliği mi var, ailesinin ona yüklediği baskılar mı var, hayata mı güvenmiyor?...
Önce sorunun nedenlerini bulup sonra NLP veya Bilişsel Terapi ile bunu ortadan kaldırıyoruz. Olaya bakış açınızı değiştirdiğiniz zaman olaylar daha farklı gelişiyor. Mesela vapurdan denize baktığınızı düşünün. Denizde çöp görüyorsunuz. Aynı çöpe bir kaptan kamarasından, bir sahilden bir de uzaydan bakın. Hepsinde gözünüze ne kadar farklı görünür. İşte, bize danışmaya gelen kişilere de o olaya kuşbakışı bakmalarını sağlıyoruz. Bu çok kolay olmuyor. Çünkü doğru ya da yanlış öğrendiğimiz her şey, tecrübelerimizi oluşturur.

Çocukluğumuzdan itibaren, 'Hayır, yapamazsın', 'Kahvaltını etmezsen derslerin iyi geçmez' gibi, günde 10 olumsuz ileti aldığınızı düşünün. Bir yılın sonunda 3600 olumsuz iletiyle dolu oluyorsunuz! 14 yaşına geldiğinizi düşünürsek kafanızda 48-50.000 tane olumsuz ileti olur.
Bunları değiştirmek tabii ki güç oluyor. Öğrendiğimiz olumsuz şeylerin yerine olumlularını koymak çok önemli.'

www.morelmas.com

15 Ocak 2008 Salı

Kadında cinsel ilişkinin gizli takvimi


ABD'de yapılan araştırmaya göre, en doğurgan dönemde kurulan cinsel ilişki sayısı yüzde 24 artıyor. Cinsel ilişkinin gizli bir takvimi var. Çocuk doğurmak istemeyen kadınlar bile en doğurgan oldukları altı gün içinde daha fazla cinsel ilişki kuruyor.

Kadınların en doğurgan oldukları dönemde, diğer zamanlara göre daha fazla cinsel ilişkiye girdiği belirlendi. Amerikan Çevre Sağlığı Bilimleri Enstitüsü'nün araştırmasında kadınların doğurgan oldukları dönemde, yüzde 24 oranında daha fazla ilişki kurduğu görüldü.
Araştırmayı yürüten Prof. Allen Wilcox ve ekibi 68 kadını üç ay boyunca izledi. 'Human Reproduction' adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırmada, spiralle hamile kalmaktan korunan kadınlar üzerinde yoğunlaşıldı. Çocuk yapma isteği içinde olmadıkları açık olan bu kadınların bile, en doğurgan oldukları altı günde daha fazla cinsel birleşme yaşadığı ortaya çıktı.

'Bir kereden bir şey olmaz' diyenleri uyaran Profesör Wilcox, "Normalde bir kadın hangi gün hamilelik şansının en yüksek olduğunu tam bilemez. Ama araştırmamız, kadınların en çok bugünlerde cinsel ilişkiye meyilli olduğunu gösterdi. Ama bunun ardındaki biyolojik nedenler hakkında çok az şey biliyoruz" dedi.

Birinci ihtimal yumurtlama öncesindeki beş gün ve yumurtlamanın gerçekleştiği gün boyunca kadınların libidosunun da yükselmesi. Diğer ihtimal, kadınların bu hassas dönemde daha fazla feremon (karşı tarafta cinsel istek yaratan özel kokular) üretmesi ya da tüm bu tahminlerin aksine, daha sık cinsel ilişkiye girmenin yumurtlama sürecini de hızlandırması. Araştırmadan çıkan bir başka sonuç da, kadınların ortalama iki haftada iki kez, yani günde 0.29 kez cinsel ilişki kurması. En doğurgan altı gün boyunca ise bu oran günde 0.34'e yükseliyor.

Sertleşme sorunu hakkında bilinmesi gerekenler

Bunları Biliyor musunuz?

Sertleşme güçlüklerinin görülme oranı 40 yaşın üzerinde artmakla birlikte, sertleşme sorunlarını yaşlanmanın doğrudan bir sonucu olarak düşünmemek gerekir. Sertleşme sorunu görülme sıklığı ve şiddeti, yüksek kan basıncı ve şeker hastalığı gibi yaşa bağlı hastalıkların artması ile ilişkili olabilir.

Sertleşme sorunlarının oluşma riskini azaltmanın belki de en iyi yolu sağlıklı bir yaşam sürdürmektir. Sigara içmek, fazla yağlı gıdalar tüketmek ve aşırı alkol almak, sertleşme sorunlarının görülme olasılığını önemli ölçüde arttıran durumların ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Bunlardan kaçınmak riski azaltmak açısından önemlidir.


Sertleşme sorunu ile ilgili endişelenmek durumu şiddetlendirebilir. Eşinizle sorunları açıkça konuşmanız bu endişeyi hafifletmeye yardımcı olabilir.

Sigara, şişmanlık, alkol alışkanlığı veya ilaç kullanımı, normal dolaşım ya da sinirsel işlevleri bozarak sertleşme sorunlarının oluşumuna katkıda bulunabilmektedir.

Türkiye’de 40 yaşın üzerindeki erkeklerin %69’u çeşitli derecelerde sertleşme sorunu yaşamaktadır.

http://www.androloji.org.tr/

3 Ocak 2008 Perşembe

Baba-kız ilişkisi karakteri belirler


Kız çocuklarının hayatına giren ilk erkek babalarıdır. Baba-kız arasındaki bağ, çocuğun gelecekte ''kadın-erkek ilişkisi''ne bakışını çok etkiliyor.
Kızların babalarına düşkün olduğu bilinen ve çeşitli araştırmalarla saptanan bir gerçektir. Uzmanlara göre babalar, kız çocuklarının hayatında ilk erkek olduğu için kadın-erkek ilişkileri adına kız çocuklarına ilk izlenimi veren kişilerdir aynı zamanda. Peki kız çocukları için bu kadar önemli olan bir ilişkinin diğer üyesi babalar acaba bu durumun gerçekten farkında mı ve gerektiği gibi davranıyor mu?

Jane Grandon’ın 1995 yılında ''Sevgili Baba: Baba-kız ilişkileri neden bu kadar önemli?'' adıyla yayımladığı kitapta babaların kız çocukları ile kurdukları ilişkileri naif bir dille anlatıyor ve babaları dört gruba ayırıyor. Grandon’a göre bu dört grup şöyle sıralanıyor:

Kızlar babadan ne ister?

Baba bana saygı göster: Kız çocukları baba sayesinde kadın-erkek ilişkisi hakkında ilk izlenimlerini edinir.

Eşit haklar: Babalar çocuklarının isteklerini, görüşlerini, düşünce ve duygularını anlamak için gerekli ortamı yaratmalı ve onların haklarına saygı gösterdiklerini ifade edecek davranışlarda bulunmalı.

Anlayış: Babaların çoğu otorite figürü olmayı seçip bazı kurallar içinde hareket etmeyi tercih eder. Sonuçta çocukların gelecekteki kadın-erkek ilişkileri bu olumsuz fikirler doğrultusunda şekillenir. Ancak babasında anlayış gören çocuk, kendini karşı cinse karşı ifade etmeyi öğrenir.

Prens babalar
Bu gruptaki babalar kızlarının her istediğini yapar, onlarla bol bol vakit geçirir. Grandon’a göre böyle babalara sahip kız çocuklar büyüdüğünde diğer erkeklerle rahatça iletişime geçebilen bireylere dönüşür.
Patron babalar
Otorite figürü olmayı seven, sert, dediğim dedik, tartışmaya genellikle kapalı babalardan oluşan grup. Grandon’a göre bu tip babaların çocukları, onların sert olmalarına karşın kendilerini sevdiğine inanıyor.
Dost babalar
Bu grupta olan babalar kızları ile olabildiğince çok zaman geçiren kişiler. Grandon’a göre böyle babalara sahip olan kız çocukları büyüdüğünde, babasının kendini her zaman destekleyeceğini düşünüyor.
Hayalet babalar
Bu gruptaki babalar, genelde iş gezisinde olan ya da evde olup da gazetenin arkasına ya da TV’nin önüne kilitlenen kişiler. Bu tip babaların çocukları benlik sorunu yaşıyor ve ilişkileri olumsuz etkileniyor.

3 Aralık 2007 Pazartesi

Ailesiyle mi Evlendiniz?

Karşılıklı pek bir sevgi, sempati ve saygı yaşarlar. Görünüşte her şey yolundadır. Örf, adet ve usullere uygun davranılır; varsa bazı pürüzler pek göze batmaz; her iki tarafın da aileleri karşılıklı çok dikkatlidirler.
Genelde, bilhassa gençlere önem verilir; aileler birbirlerini sevmeseler de katlanırlar; ne de olsa gençler es Karşılıklı pek bir sevgi, sempati ve saygı yaşarlar.
Görünüşte her şey yolundadır. Örf, adet ve usullere uygun davranılır; varsa bazı pürüzler pek göze batmaz; her iki tarafın da aileleri karşılıklı çok dikkatlidirler.
Genelde, bilhassa gençlere önem verilir; aileler birbirlerini sevmeseler de katlanırlar; ne de olsa gençler esastır; onlar iyi ise mesele yoktur! Zamanla, hatta düğünden itibaren problemler başlar. Verilen hediyeler; gelen altınlar; düğün masrafları; çağrılan misafirler; takılan takılar; alınan eşyalar, kim ne istedi ne aldı meseleleri.
Derken düğün ertesi, varsa balayı, yalnız kalamamak, el öpme mecburiyetleri ve daha neler neler. Genç çift, daha başından, ben sen derdine düşen anne ve babalar için uğraşmaktan, mutluluklarını tam yaşayamazlar.

Baskılar artıyor
Zamanla tarafların da baskıları ile; geldin gittin; oturdun kalktın; surat astın, konuşmadın; şöyle dedi böyle dedi; neticede onlar da havaya girer ve taraf tutarlar. Bu sefer de ''senin annen'', ''benim annem'' tarzında ağız dalaşına başlarlar. Buradan itibaren muhtelif şekillerde anne, babaların evliliğe yaptıkları çeşitli etkilere bakalım. Yeni evli genç kadın bu baskılara dayanamaz, baba evine dönmek ister ama ne mümkün!
Ailesi hemen "Olmaz, sen artık bu evden çıktın; ayrılmak yok" der. Şimdi ne olacak? Ailesi adetlere göre hayır der; yeni ailesi bunaltır; kocası anlamaz; derken bir de çocuk gelir. Bu sefer zaten inleyen ilişkiler; hamilelik sıkıntıları, alınganlıkları; doğum ve loğusalık psikozları eşliğinde daha da berbatlaşır. Hele bazı yerlerdeki inanışlardaki gibi bu zor anlarda, kız tarafı değil de erkek tarafı aktifse, genç anne cidden kendini yapayalnız hisseder.
Sonraki yıllar maalesef, çilekeş bir kadın; problemli bir evlilik; kaynana baskısı; bir sürü yavrucak şeklinde geçer. Terapiste gelindiği zaman, kişileri tanıma aşamasında; bize getirilen sorunlar hep bu günlere dayanır. Erkekler aile töreleri, adetleri icabı karşı gelemez; karısını koruyamaz, ya da cidden, gönülden kendisi de böyle düşünür. Ve eşini de itaate zorlar, baskı uygular. Veyahut annesine "aşıktır", onun her dediği mutlaka dinlenir; anneye inanır ve karısını dik başlı , inatçı, kıskanç, cahil bulur. Haydi, yine münakaşalar, küfürler ve belki de ev içi şiddet.

Diyelim ki bir de tersi olsun. Yani; karısını seven, onu haklı bulan ama çaresizce arada kalan bir erkek olsun. Bu sefer de ailesi ile karısı arasında mutsuz bir adam. Annesinden "karı köylü" "kılıbık", karısından da "pısırık" "salak" lafları duyan bir genç ne yapacaktır. Tabii ki huysuz, aksi veya biçare ama en önemlisi mutsuz olacaktır. Bu da yine evliliğe yansıyacak, iki tarafa da yaranamayacaktır. Çocukları varsa, babaanne annelerine, anneleri babaanneye küfrettikçe onlar da şaşkın ortada kalacaklardır; sessiz kalan babalarına olan saygıları azalacaktır. Tabii aynı şeyler kız tarafı için de düşünülebilir. Ancak çoğunlukla kızlarının saadeti için, anneler babalar damatlara kızsalar dahi, pek yüz göz olmamayı tercih ederler. Evini terk edip baba ocağına sığınan kızlarını, belki damada karşı, korumak ya da kavgalara müdahale etmek haricinde, hadiselere pek karışmak istemezler. ''Ne de olsa karı kocalar'' der; ancak fiziksel bir hadisede, kadının erkek kardeşi, babası vs.; damadı döverek, söverek kovabilirler. Ancak ne yazık ki, gazetelerde gördüğümüz bir sürü trajediler de böyle başlamaktadır.

Biraz da tam tersi; aşırı seven, veren, koruyan, gözeten anne ve babaların evliliğe yaptığı etkilerden söz edelim. Eğer erkek tarafı ise böylesine veren taraf, genelde pek memnun kalınır. Ama karşılığında, özel hayatlarına müdahale ediliyor; şahsiyetlerini kaybediyor; her şeylerine karışılıyor; veya durmadan verilenler yüzlerine vuruluyorsa?
İşte, size yine evlilik için problemler. Eğer kadın tarafı ise böylesine verici olan, hediyelere boğan, her an ellerinde bir şeylerle eve gelen, sürprizler yapan, alınan her şeyi onlara da aktaran. Bu sefer de erkekte problem başlar. "Niye veriyorlar, ben sana alamıyor muyum?" vs. tarzında bir sürü itiraz. Zavallı kadıncağız, devamlı veren anne babasına teşekkür mü etsin; yoksa kadirşinas olmayan bir evlat gibi hayır mı desin; ya da şımarık bir ifade ile hiç teşekkür etmesin mi, ne yapsın bilemez. Eğer vakitli vakitsiz eve damlayan anne baba, bir de onların kavgalarına rast gelip her şeye karışmaya veya ara bulmaya başlarsa, ayıkla pirincin taşını. Yeni evlilerin aralarını bulmayı, iç işlerine karışmak kabul eden genç adam, acısını karısından çıkarır. Arada kalan genç kadın, kocasını nadan bulur incinir, taraf tutar ve böylece "sizler" tabiri altında, ailesine yapılan bütün hakaretleri göğüsler.

Göz yummayın
Bu misaller uzarda uzar. Hatta, sonraki yıllarda bile, evliliklerde yankı bulur. O günlere dayanan hakaretler, her kavgada temcit pilavı gibi, ısıtılır ısıtılır konur. Bunlardan bıkan taraf uzaklaşmaya; başka sahalara göz atmaya; belki de yeni ufuklara açılmaya başlar. Evliliklerde, karı kocanın birbirini anlaması, yardım etmesi, arka çıkması ve aralarından kağıt bile geçmeyecek şekilde sımsıkı sarılmaları lazımdır. Öyle ki, bazen danışıklı dönüşüklü bir şekilde anne babaları idare etmeleri; her zaman birlikte olmaları; anne babalar önünde, onları tahrik edecek davranışlardan kaçınmaları (çok iç içe olmak, sarmaş dolaş gezmek), şahsiyetlerinden ödün vermeden sevgi ve saygılarını esirgememek gerektir.

İyi niyetin fazlası
Ne yazıktır ki, genelde küçüklerin büyüklerin suyuna gitmesini ve olgunluk göstermesini beklemekteyiz. Zamanında kendileri de aynı yollardan geçmiş olmalarına rağmen kaynanalık yapabilmekte ve eşlerini de kendilerine arka çıkmaya zorlamaktadırlar. Anne şefkati, anne sevgisi vs. derken "elin kızına", "geline" diş bileyip, kendilerinin önde gelmesini talep etmektedirler. Evli çiftlerin, anne ve babalarına değer vermekle birlikte, kendi evliliklerini daha ön plana almaları gerekir. Aralarında, ailelerinin sorunlarını konuşup, bunu birbirlerine aşkla yedirmeleri ve sindirmeleri esastır. Çok vahim durumlarda psikolojik yardım alıp, anne ve baba baskısında kurtulmayı deneyebilirler. Bu baskı, iyi niyetle, sevgi ve şefkatle bile yapılmış olsa; her ailenin kendi halinde kararları alabilmesi lazımdır. Yine de unutmayalım ki; evlilik zaten iki ayrı insanın birlikteliği olarak bile güç bir müessesedir. Buna birdenbire tanımadığınız "yabancı" anne babaları ekleyip, problemlerimizi arttırmayalım.

10 Kasım 2007 Cumartesi

Kadın Her Yaşta Aktif Olmalı


Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD)’ın düzenlediği toplantıda, yaşlılıkta kadın cinselliği ve cinsel mutluluğu etkileyen faktörler masaya yatırıldı. Kadınların, ‘yaşlandım, sarktım, şişmanladım’ diyerek cinsel ilişkiden uzaklaşmasının, yaşla birlikte kuruyan ve atrofiye uğrayan cinsel organların işlevini iyice azalttığını, bunun da cinsel mutsuzluk anlamına geldiğini söyleyen uzmanlara göre boşanmalar en çok 50 ile 55 yaşları arasında gerçekleşiyor.
Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Ertüngealp, Türkiye’de menopoz yaşının 48, yaşlılık için limitin ise 65 olduğunu söyleyerek menopozun cinsellikte önemli rol oynadığını söyledi.
Prof. Ertüngealp, “Menopoz sonrası en önemli olay kilo almaktır, insülün rezistansı arttığı için eskisi kadar yense bile daha çok basen bölgesinden kilo alınır ve armut tipine dönüşülür. İkincisi ciltteki bozukluklardır, bu bozulma sadece yüzü değil bütün vücut ve vajeni etkiler” dedi.

VAJİNADAKİ KURULUK VE ATROFİ CİNSELLİĞİ ETKİLİYOR

Prof. Ertüngealp, “Östrojen eksikliğinde, vajina epiteli en çabuk kaybedilen yapıdır, üriner sistemle beraber vajina epitelindeki reseptörlerin azalmasıyla PH, yani asit baz dengesi değişir, vajinanın kurur ve atrofiye uğrar. Bunun birinci sonucu kadının kendisini anneanne olarak yani yaşlı görmesi, ikincisi cinsel ilişki sıklığı azaldığı için organın kullanımı da azalır ve atrofi olduğu için de acılar başlar” şeklinde konuştu.

BOŞANMALAR EN ÇOK 50-55 YAŞLARINDA OLUYOR

Menopoz döneminde kadınların yüzde 36’sında cinsellikle ilgili sorun gözlendiğini belirten Prof. Ertüngealp’e göre önlem alınmazsa cinsel mutsuzluk başlıyor ve bu durum, boşanmaların daha çok 50 ile 55 yaş arasında olmasını açıklıyor:“Vajendeki değişiklikler ve acı kadını seksten kaçmaya ve cinsellikten soğumaya iter. Bu nedenle yaşam kalitesini yüksek tutmak için ciltle mücadele ediyor, spor yaptırıyor, kilo alımını önlüyor ve kişiye özel hormon tedavileri uyguluyoruz.”

YAŞLI KADIN DEĞİL, YAŞINI ALAN KADIN

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Cinsel Tedaviler Programı Başkanı Prof. Dr. Arşaluys Kayır ise yaşlılığın da cinselliğin de aniden çıkmadığını, bunun bir değişim ve yılların birikimi olduğunu söyleyerek, “Bu dönemi yaşlı kadın değil, yaşını alan kadın diye nitelendiriyorum. Bu dönem bilgiler, anılar ve tatlarla ilgili bir birikimdir ve gençlik ile orta yaşta oluşmaya başlayan bu birikim yaşlılıkta kullanılır” şeklinde konuştu.

YAŞLILARIN YÜZDE 70’İ DUYGUSALLIKTAN HOŞLANIYOR

Araştırmalara göre, yaşlıların yüzde 70’i fiziksel yakınlıktan ve duygusallıktan hoşlanıyor. Cinsel birleşme olmadan dokunma ve okşanmaktan hoşlanma oranı kadınlarda yüzde 64, erkeklerde ise yüzde 82. Prof. Kayır’ın sözleri de bu sonuçları destekliyor:“Yaşlılıkta erkekte de değişiklik oluyor, heyecanlar duruluyor ve ilişkilerde hız düşüyor. Bunlara bir de kadının, ‘yaşlandım, sarktım, şişmanladım’ diye düşüncelerinin eklenmemesi gerek. Belli noktalara takılıp kalırmamalı, iki tarafın da bedenlerinin sadece belli noktalarıyla değil bütünüyle ilgilenilmeli. Fizyolojik değişimler olabilir ama sadece bunları önemsememek gerekir, ruhsal ve duygusal ilişkinin boyutu da cinsellikte çok önemli.”

İŞLEYEN DEMİR IŞILDAR

“Kadınlar cinsellik açısından en yüksek noktaya 30’lu yaşlarda ulaşır, cinsel ilişkinin orgazm ile sonlanması gerekir, oral seks daha çok gençler içindir” gibi cinsel mitlerin, 50 yaşından sonra hekime başvurmayı engellediğini ifade eden Prof. Kayır, “sönük bir cinsel yaşam, kadının mutsuz olduğu anlamını taşımasa da cinsellik insana iyi gelir ve unutulmamalıdır ki işleyen demir ışıldar, yani kadın her yaşta aktif olmalı. Coşkusu adına cinselliği yaşamalı, bunu da sadece orgazm olarak nitelendirmek doğru değil. Birisinin onu cinsel olarak çekici bulduğunu düşünmek, kadının psikolojisi üzerinde olumlu etki yapar” dedi.

doktorsitesi.com

8 Kasım 2007 Perşembe

Cinsellikte 5 Altın Kural


Anadolu Sağlık Merkezi’nden Psikolog Aslıhan Kurt’un önerileri:
1. Karşılıklı istek:
Cinsel ilişki için her iki tarafın da istekli ve gönüllü olması; bunun yanında aktivitenin herhangi bir yerinde durdurabilme ve sonlandırabilme özgürlüğünün bulunması gerekiyor.
2. Eşitlik:
Kişisel güç algısı anlamında, eşinizle eşit durumda olduğunuz gerçeğini kabul etmek önemli. Performans açısından bir taraf kendini güçsüz ya da yetersiz hissediyorsa, bu cinsel ilişkinin kalitesini olumsuz etkiler.
3. Saygı:
Kendinize ve eşinize saygı duymak ilişkiyi etkiler.
4. Karşılıklı güven:
Oldukça hassas olan bu aktivitenin karşılıklı güven oluşmadan yapılması, taraflar arasında hoş olmayan duygular yaratabilir.
5. Korunma:
Cinselliğin kalitesini etkileyen unsurlardan biri de istenmeyen gebelikten, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan koruyan bir ortamın yaratılmasıdır.
Bade Gürleyen / Tempo

7 Kasım 2007 Çarşamba

İlişkiyi Bunlar Bitiriyor

Islak bir havlunun banyoda yere atılması önemsiz bir konu gibi görünebilir. Ancak kadın - erkek ilişkileri söz konusuysa, o havlunun saatli bir bombadan farkı yoktur. ABD'de yapılan bir araştırmayla kadın - erkek ilişkilerinde tarafların en çok rahatsız oldukları eğilim ve alışkanlıkların dökümü çıkarıldı. İlişkilerde taraflardan birinin küçük zaafları, karşı tarafta zamanla alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor, zaafların sık tekrarlanması ise ilişkileri sona erdiriyor. Araştırma Kentucky Üniversitesi'nde, 160 kişinin incelenmesiyle yapıldı.

Erkekleri en çok rahatsız eden durumlar:
Kadının topluluk içinde aşırı sevgi ifade eden sözcükler kullanması.
Yolculuğa çok sayıda bavulla çıkmak.
Bigudi, kıvırcık saç düzeltme gibi aletlerin çok önemli eşyalar arasında sayılması.
Kadının aşırı derecede sahiplenmesi.
Sürekli çok sevildiğini ve güzel olduğunu duymak istemesi.
Uzun süreli alışveriş yapılması.


Kadınları rahatsız eden durumlar:
Erkeğin geğirmesi, burun karıştırması ve gaz çıkarması.
Islak havluların yere atılması.
Gereksiz yere sarhoşluk.
Biten tuvalet kâğıdının yerine yenisinin konulmaması.
Konuşurken e - postalarını okuması.
Korku filmi izlerken korkması.

Aşk İçin Bazı Alışkanlıkları Terk Etme Zamanı


İnsanlar çoğu zaman ideal sevgiliye ulaşmak ve onu etkilemek için yapılması gereken şeylerin veya atılması zorunlu olan adımların neler olduğunu saptayıp, bunlardan yararlanarak kendilerine bir liste hazırlarlar.

Onun dikkatini çekebilmek için yeni aktivitelere katılır, arkadaş sitelerine üye olurlar. Daha iyi görünmek için giyim stillerini değiştirir ve çevrelerine artık “ben burdayım” sinyalini verirler.

Doğru kişiyi etkilemek için birtakım özellikler kazanmak yerine, bazı şeylerden kurtulmak gerektiği pek az insanın aklına gelen birşeydir. Onun dikkatini çekmek için sigarayı bırakabilir ya da fazla kilolarınızdan kurtulmak için spora başlayabilirsiniz. Fakat burada vurgulanmak istenen “kurtulmak” eylemi bu tip özel şeyler için değil, daha genel olgular için geçerlidir.

Örneğin bazı kötü huylarınızdan, alışkanlıklarınızdan kurtulmak gibi. Hayalinizdeki insanı etkilemek için kurtulmanız gereken özelliklerinizden bazılarının ne olduğunu merak ediyorsanız listemize bir göz atın.

Geçmişte kalbi kırılmış olan biri karşı cinse karşı bir çeşit öfke duyar. Bu öfkesini sadece kendi kendine yaşadığını zanneder. Fakat bu hisleri karşısındaki herhangi biri tarafından rahatlıkla algılanabilir, dolayısıyla da bu karşınızdaki kişiyi itmenize neden olabilir.

1-Karşı cinse öfkelenmekten vazgeçin Eğer içinizde büyüttüğünüz öfkeyi yenmeyi başarabilirseniz hayalinizdeki kişiyi etkileme şansınız o kadar artacaktır.

2-Eski ilişkinizden kurtulun Bir önceki ilişkisini bitirmemiş olan kişilerin yeni bir ilişkiye hazır olmadığını herkes bilir. Dolayısıyla birlikte olacağınız kişi sizin tamamen özgür olduğunuzu bilmek ister. Hayalinizde canlandırdığınız ideal sevgiliyi bulduğunuzda onu etkilemek istiyorsanız, tam anlamıyla özgür olmalısınız.

3-Aşık olduğunuz kişiyi etkilemek için mükemmeli oynamaktan vazgeçin. Birinin sizi sevmesi için fiziksel görünüşünüzle, maddi durumunuzla ve ruh hallerinizle mükemmel olmanız gerektiğine inanıyorsanız; o zaman yalnız kalmaya mahkum olduğunuzu asla unutmayın. Biz insanlar, kusurları olan varlıklarız. O bakımdan günahınızla sevabınızla sizi dışarıda bir yerlerde bekleyen o şanslı insanla birlikte olmalısınız.

4-Yara almamak için kendinizi korumaktan vazgeçin. Bekarların birçoğu yeni tanıştıkları kişilerin kendilerini bir önceki sevgilileri gibi üzmesine izin vermemek için onları birtakım testlerden geçirme eğilimindedir. Bu hiçbir zaman işe yaramaz, çünkü insanlar teste tabi tutulduklarının farkına varır veya hile yapma yoluna gider yada bu duruma bozulup, bilerek bu testten kalmayı tercih ederler. İnsanlarla aranızda güçlü ve şeffaf sınırlar oluşturun ki onların size yanlış davranmasına izin vermeyin.

5-Sürekli sevgili aramaktan vazgeçin. Bir sevgili aramak, samanlıkta iğne aramaya benzer. O bakımdan acele etmeyin ve onun size gelmesini bekleyin. Onunla herhangi bir ortamda karşılaşabilirsiniz. Örneğin arkadaş sitelerinde istediğiniz tarz bir kişiyle tanışma olasılığınız yüksektir. Sabırlı olun ve doğru zamanda doğru adımı atın.

Evet... Listemizi okudunuz. Şimdi siz de kurtulmanız gereken özellikleriniz olduğunu düşünüyor musunuz? Şunu unutmayın ki; karşınızdaki insana kendinizi olduğunuz gibi gösterdiğinizde ve geçmişte yaşadıklarınızın etkisinden sıyrılıp, hayatınıza sahip çıktığınızda herşeyin çok daha kolaylaştığını göreceksiniz.

Sizce de aşk için bütün bunları terketmeye değmez mi?

Çeviri ve derleme: Elif Akbaş

Ergenlik ve Depresyon


'Özellikle kız ergenlerde depresyon ve kaygı bozukluklarına daha sık rastlanır' diyen uzmanlar belirtilere karşı anne - babaları uyarıyor...

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Mücahit Öztürk, özellikle kız ergenlerde depresyona daha sık rastlandığını belirterek, "Ergenlerde çabuk sinirlenme, öfkesini kontrol edememe, önceden zevk aldığı şeylerden zevk alamama, günün önemli bir bölümünde kendini hüzünlü hissetmelerinin depresyonun ilk belirtileri olabilir" dedi.

Doç. Dr. Öztürk, ergenlik döneminin birçok ruhsal bozukluk için riskli bir zaman dilimi olduğunu, bu dönemdeki ruhsal bozukluk oranının araştırmalarda yüzde 8 ile yüzde 21 arasında bulunduğunu anlattı. "Özellikle kız ergenlerde depresyon ve kaygı bozukluklarına daha sık rastlanır" diyen Doç. Dr. Öztürk, ergenlik dönemindeki depresyonu tanımanın anne ve baba için zor olacağını söyledi. Doç. Dr. Öztürk, şöyle devam etti:

"Ergenlerde çabuk sinirlenme, öfkesini kontrol edememe, önceden zevk aldığı şeylerden zevk alamama, günün önemli bir bölümünde kendini hüzünlü hissetme, depresyonun ilk belirtileri olabilir. Bu dönemde ergenin ders başarısında ve sosyal ilişkilerinde bozulmalar gözlenebilir.

Kaygı bozuklukları içinde ergenlerde daha sık rastlanan, saplantılar ve sosyal fobidir. İstemeden ve saçma olduğunu bildiği halde bazı hareketlerin tekrarlanması ve tekrarlayan düşüncelerin zihinden atılamaması olarak tanımlanabilecek olan saplantılar arasında en sık karşılaşılanı ise temizlik, kontrol, sayı sayma, düzen, dokunma ve zihinden uzaklaştırılamayan düşüncelerdir. Sosyal fobisi olan ergenler sosyal ortamlarda bulunduğunda aşırı sıkıntı duyar ve bu ortamlara girmekten kaçınırlar. Örneğin, sınıfta ya da grupta konuşmakta zorlanır. Arkadaş ilişkilerinde çekingen davranır. İlişkiyi başlatmakta ve devam ettirmekte zorlanır. Dolayısıyla toplu ortamlarda bulunmaktan uzak dururlar."

BAYILMA VE SİNİR KRİZLERİ

Kız ergenlerin yaşadıkları gerginlik ve duygusal çökkünlükleri dışa, bayılma ve sinir krizleri geçirme şeklinde vurabildiklerini vurgulayan Doç. Dr. Öztürk, bu durum göz ardı edilmeden çökkünlük ve gerginliğin nedenlerinin araştırılması gerektiğini anlattı.

Doç. Dr. Öztürk, kız ergenlerde dikkat edilmesi gereken bir noktanın da yeme alışkanlıklarındaki değişiklikler olduğunu ifade ederek, şöyle dedi:

"Beden imajına önem veren kız ergen, kilo verme amaçlı yemeyi azaltır ve diyet yapar. Kontrolsüz ve sağlıksız yapılan bu diyet zaman içinde aşırı kilo kaybı ve çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Yemeyi bilinçli ve sürekli bir şekilde reddetme hastalığı olan anoreksia nevroza kız ergenlerde görülen bir sorundur.

Bu ergenler zayıf olmalarına ve sürekli kilo kaybetmelerine rağmen kendilerini hala şişman ve kilolu hissederler. Adeta kilo almaktan korkarlar. Dolayısıyla ailenin ergenin yeme davranışındaki var olan aşırı değişikliğe kayıtsız kalmaması gerekir. Diyet yapılacaksa mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır."

Aileleri dikkatli olmaları konusunda uyaran Doç. Dr. Öztürk, ergenlerin ders dışında mutlaka bir sosyal faaliyetinin olmasının sağlanması, özellikle spor etkinlikleri ve gencin tercih edeceği sanatsal faaliyetler üzerinde durulması gerektiğini söyledi. Kız ergenlerin bedenlerindeki değişikliklerle de fazlaca ilgilendiklerini ve kendilerini akranlarıyla karşılaştırdıklarını da dile getiren Doç. Dr. Öztürk, şöyle dedi:

"Akranlarına göre ya şişman, ya kısa, ya uzun, ya çirkin, ya daha sivilcelidir. Bu değişikliklere anne tarafından hazırlanmayan bir ergen, yoğun endişe ve utanç duygusu yasayabilir. Hormonal değişikliklerle birlikte ergende cinsel dürtülerin de ortaya çıkışı erken yaşta cinsel davranış riskini de artırır. Bu da cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve gebelik gibi istenmeyen ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir."

Kimlik oluşumu sürecinin ergenlik döneminde sonlandığına da dikkati çeken Doç. Dr. Öztürk, "Kim olduğunu, yaşam amacını, değerlerini ve geleceği sorgulayan ergen bu süreçte cinsel, toplumsal ve mesleki kimliğini de oluşturur. Bazen bu süreç sosyal uyumu hafif derecede bozacak nitelikte çalkantılı geçer ki, bu duruma kimlik krizi diyoruz. Kimlik krizi sonunda ergen, sağlıklı kimlik gelişimini tamamlayabilir. Ancak, ruhsal çökkünlük, davranış sorunları, aşırı taşkınlık ve öfke nöbetleriyle seyreden kimlik kargaşası durumu da yaşanabilir" dedi.

7 Ekim 2007 Pazar

Kadın Orgazmı Nedir?

İki türlü orgazm vardır.
Bir tanesi klitoral orgazm diğeri vaginal orgazm klitoral orgazmla, vaginal yoldan orgazma ulaşabiliyorlar.
Klitoral orgazmın vaginal orgazımdan farkı, klitoral orgazm temas öncesi sırf klitoristin masajıyla elde edilen bir orgazmdır.
Halbuki vaginal orgazm temas sonucu ortaya çıkan bir orgazmdır. Bu çok daha zor elde edilen bir orgazmdır.
Kadınların en büyük sorunu da zaten vaginal orgazma ulaşamamaktır ama bu zaten çok tabii bir olaydır ve çok da üzerinde durmamak lazımdır.
Yani öyle veya böyle bir yoldan orgazma ulaşılabiliyorsa sorun yoktur.

2 Ekim 2007 Salı

Kavgadan Sonra Barışın

Kavga ve tartışmaların da ilişkinin bir parçası olduğunu kabul etmek gerekir. Bu yüzden eşinizle ya da birlikte olduğunuz kişiyle aranızda yaşanan tartışmalar hemen moralinizi bozmasın...
Ancak şunu da unutmamalısınız ki sağlıklı bir ilişki için kavga sonrası barışmayı da bilmelisiniz. İlişki terapisti Paula Hall, BBC'nin internet sitesinde bu konuda bazı hatırlatmalar da bulunuyor.

Kavga nedenleri
Öncelikle sizi kavgaya iten, tartışmanıza neden olan sorunları bir düşünün. Anlık sinir ve öfkeniz geçtiğinde bunların ne kadar saçma olduğunu siz de göreceksiniz.
Sakinleştikten sonra karşınızdaki kişi ile çok daha iyi iletişim kurduğunuzu siz de fark edeceksiniz. Küsmek, karşınızdaki kişiye hakaret edecek şekilde konuşmak ve çocuksu hareketlerden kaçınmalısınız. Sinirli olduğunuz anlarda sessizliğinizi korumanız doğru bir davranıştır. Ancak daha sonra niçin kızdığınızı mutlaka eşinize ya da sevgilinize anlatın. Uzun süre sessiz kalır, kızma nedenlerinizi açıklamazsanız karşınızdaki kişi de yanlışlarını düzeltme fırsatı bulamaz.

Onu iyi dinleyin
Eşinizin ya da sevgilinizin de size yapmak istediği açıklamalar olabilir. Bunları dinlememezlikten gelmeyin. Daha fazla bilgi almaya çalışın, sizi rahatsız eden konuları da ona açıklamaktan çekinmeyin. Kendinizi karşınızdaki kişinin yerine mutlaka koyun. Onun hislerini anlamaya çalışın. Bu konuda da objektif olmaya çalışın.

İçinize atmayın
Duygularınızı gizlemeyin. Kendinizi iyi ifade etmeye çalışın. Sürekli içinize atmayın. Rahatsız olduğunuz konuyu zamanında dile getirin ve çözüm arayışına katılın. Olayları tek taraflı olarak düşünmeyin. Eğer eşiniz ya da sevgiliniz hata olarak düşündüğünüz birşey yapmışsa, onu bunu yapmaya iten nedenleri düşünün. 'Sizin bunda rolünüz olabilir mi?', 'sizden kaynaklanan sebepler var mı?' tarafsız olarak düşünün.

1 Ekim 2007 Pazartesi

Cinsel İlişkide Ağrı-Acı

Cinsel ilişki sırasında ağrı ve veya acı duyulmasına veya rahatsızlık duymaya tıbbi olarak disparoni adı verilir. Bu ağrı veya acıma vajene giriş sırasında veya girdikten sonra veya penisin hareketi ile vajen girişinde, vajina içinde veya karın içinde hissedilebilir.
Şikayet acıma, yanma, ağrı, karın içinde ağrı, basınç hissi, yırtılma gibi bir his veya rahatsızlık duyma şeklinde olabilir.Bu şikayetin nedeni iki tanedir.

1-Bedensel bir nedenden (organik) dolayı olabileceği gibi
2-Psikolojik nedenlerden dolayı da olabilir.

Şikayetler ilk cinsel ilişki ile başlayabileceği gibi, daha önce rahat ve zevkli ilişki yaşamış bayanlarda bile daha sonradan ortaya da çıkabilir veya ara ara da tekrarlayıp kaybolabilir, koşullara göre değişebilir.
Hangi nedenden dolayı oluştuğu çok çok önemlidir, çünkü tedavi bunun tespitinden sonra nedene yönelik yapılacaktır ve tedavide nasıl bir yol izleneceği ancak muayene ile anlaşılır.

Bedensel nedenler nelerdir?
-kızlık zarıyla ilgili sorunlar (zarın kalın olması gibi )
-vajinada ki darlıkların, kitlelerin yarattığı sorunlar
-vajinadaki kuruluğa
-ilişki öncesi ıslanamamaya bağlı şikayet olabilir.

Bu bazı enfeksiyonlar sonucu orada ıslanmayı sağlayan bezlerin yapısının bozulmasından, veya yaşlılığa bağlı olarak veya kullanılan bazı ilaçlardan veya bazı tedavilerden veya bazen çok nadir doğuştan olabilir.
-vajinal enfeksiyonların bazıları normalde bile yanma ve kaşıntı yaparlar ki bunlar ilişkide daha fazla sıkıntı yaratabilirler
-herpes virusleride aktif olduklarında ilişkide ağrı,yanma, acıma yaparlar-bazen normal doğum sırasında vajende veya rahmi tutan bazı bağlarda meydana gelen harabiyetde daha sonra ilişkide şikayete sebep olabilir
-yaşlılığa bağlı vajende esnekliğin azalmasıda acı sebebi olabilir, özellikle menopozdan sonra bu tip şikayetler olabilmektedir, dokular esnekliklerini yitirdiklerinden cinsel ilişki tahrişe ve ağrıya neden olabilir.
- zor doğumlardan sonra yırtılma olduğunda veya doktor tarafında epizyotomi dediğimiz yöntemle doğuma yardım edildiğinde fazla dikiş veya iyileşmesi esnasında enfeksiyon olduğunda dikiş yerleri genelde sertleşerek ve yükselerek iyileşirler (nedbe oluşumu) ve bu nedbeler ilişkide ağrı duyulmasına neden olur.
-allerjik nedenler; prezervatife, eşinin spermine, kullanılan jele veya diğer alerjik nedenlerden dolayı oluşur
-karın içindeki kitleler,enfeksiyonlar
-rahimdeki kitleler
-endometriyozis denilen birhastalık sonucu oluşan yapışıklıklar
-geçirilmiş bazı karın içi ameliaytların sonucu oluşan yapışıklıkların yarattığı şikayetler
-leğen kemiği ( pelvis) kırıkları
-idrar yollarındaki enfeksiyon ve diğer problemler
-çok nadir bazı barsak hastalıkları (Crohn hastalığı-Divertikülit)
-bazen kabızlık-erkeğin organının normalden büyük olması ve diğer bazı nedenler

Psikolojik Nedenler Nelerdir ?
Psikolojik nedenlerde genelde kadın duyduğu huzursuzluğu acı olarak tanımlamaktadır
-gebe kalma kaygısı
-nedensiz suçluluk duygusu ve ilişkiden kaçmak için kendine haklı sebep yaratma
-ilişkide normalde kişiye zevk veren basınç hissini yanlış tanımlayıp acı olarak nitelendirmek
-çeşitli korkular
-fobik reaksiyonlar
-partneri sevmemek, başka birini sevmek
-partnerle uyumsuzluk
-taciz, tecavüz gibi olayların yaşanmış olması
-ilk ilişkide çok can acıması ve bunun korkusunun yerleşmesi
-ilişkiye girememe nedeni korku olan yani vajinismuslu kadınlarda bu korkunun acı olarak ifade edilmesi

Tedavi;
Tedavi muayene ve gerekiyorsa yapılan test sonuçlarında bulunan nedenin giderilmesi olarak yapılacaktır. Tedavi bazen sadece bedensel,bazen sadece psikolojik bazen de hem psikolojik hem de bedensel olarak yapılır. Psikolojik olaylarda ise altta yatan sebep olan olayın çözülmesine bağlıdır. Tedavide başarı oranı yüksektir.
Tedavi için; kadın doğum uzmanlarına baş vurabilirsiniz.

Böyle bir probleminiz varsa;
Şunu bilmelisiniz ki ilişkide acı hissi kadını cinsellikten soğutur, psikolojik problemler yaratır, kendine saygısını kaybetmesine neden olabilir, kendini yetersiz veya anormal görebilir. Partneri ile arasında soğukluk olur, genelde erkek canı yanan bir kadınla sevişmek istemez, zamanla çiftler arasında saygı kaybı yaşanır, suçlama ve aldatmalar yaşanabilir. Bunları kendinize ve karşınızdakine yaşatmamak, hayatımızın merkezlerinden, kadınla erkeğin en önemli kontağı olan, vazgeçilmez olan cinsellikte, daha güzel, mutlu, uyumlu bir cinsel ilişkiye kavuşmak, partnerinizle daha yakın olmak, kendinize saygı duymak istiyorsanız çekinmeden tedaviye gitmelisiniz.

sağlıklı insan = mutluinsan
Dr. Cenk Kiper

www.mutluinsan.com

28 Eylül 2007 Cuma

Seviyorum Ama Dinleyemiyorum

Uzmanlara göre boşanmaya varan çatışmaların baş nedeni eşlerin birbirini dinlemesini bilmemek. Psikolog Yasemin Abdalla, 'dinleme'nin püf noktalarını yazdı.

EŞİNİZİ YETERİ KADAR DİNLEDİĞİNİZE İNANIYOR MUSUNUZ?
Çiftler arasında en az yaşanan, en az hissedilen duygu dinlenilmektir. Özellikle kadınları evlilikte ziyadesiyle öfkelendiren, erkeklerin dinlememesidir. Dinlemek ya da dinlenilmek sevgiyi, saygıyı, değeri ifade eder. Öğrenmek, anlaşılmak, yakınlaşmak için dinlemek ilişkiye değer katacaktır. Her ne kadar aşkla, sevgiyle çiftler birbirine bağlı olsalar bile yetersiz dinleme bu bağı zaman içinde zedelemektedir.

Peki evlilik için bu kadar önemli olan dinleme dinamiği nasıl kazanılır?

- Dinlemek için önce konsantre olmak yani istekli olmak gerekir. Bunun için önce dinlemeyi bozucu unsurlar kontrol altına alınmalı. Eğer konsantre olamıyorsanız; dinlemeyi bir başka zamana erteleyebilirsiniz. Kötü bir dinleyici olmaktansa bu iş için uygun zaman dilimi ayırmak çok daha etik bir davranıştır.

- Eşinizi dinlerken elinizden geldiğince cümlesini bitirmesine fırsat verin. Zira çiftler herhangi bir problemle alakalı olarak birbirleriyle konuştuklarında, henüz birinin cümlesi bitmeden diğeri konuşmaya başlar. Bu eşlerin duygu ve düşüncesini hem ifade etmesine engel olur hem de karşı tarafı rencide eder. Ötekinin konuşmasının sonucunu beklemeden yorum yapmak yanlış çıkarımlara sebebiyet vereceğinden amaçlanan sonuca ulaşmak mümkün olmaz. Dinlemek sabrı en güzel gösteren ibredir. Sabırsa eşler arasındaki ilişkiye yapılan en güzel yatırım ve emektir.

- Eşinizi dinlerken onu doğru anlayıp anlamadığınıza dair sorular sorun. Eşinizin söylediklerini ona özetleyebilirsiniz. Ayrıca tam olarak ne demek istediğini anlamaya çalışın.

Böyle davranmanın iletişimde iki büyük faydası vardır:
1- Tam bilgi aldığınızdan emin olursunuz.

2- Ona değer verdiğinizi ifade etmiş olursunuz.

- İletişimde en önemli unsurlardan biri eşiniz konuşurken o anki ihtiyacı nedir?
a) rahatlamak mı?

b) öfkesini çıkarmak mı?
c) ikna etmek mi?
d) anlaşılmak mı?
Bu şıklardan hangisine ihtiyacı olduğunu doğru anlamak gerekir. Zira eşinizin ihtiyacı bizden ne beklediğini gösteren ibre oluğundan, sonuca daha çabuk ulaşmanızı sağlar.

Yapılan araştırmalarda erkeklerin daha çok problemin çözümüne odaklandıklarını, kadınların ise sonuçtan çok anlaşılmaya değer verdikleri gözlenmiştir. Eşler, ilişkilerinde bu unsuru her zaman aklında tutmalıdır.

Psikolog Yasemin ABDALLA

23 Eylül 2007 Pazar

Andropoz

Yaşa bagli degisimler sunlardir;

Testislerde küçülme ve sertlesme ( testosteron azalmaz )
Ereksiyonda güçlük, oldugunda uzama
Yavas ve güçsüz meni çikarma Bu degisimleri etkileyen en önemli faktörler ise söyle siralanabilir ;
Vücut degisimleri, kas gücünde azalma, çabuk yorulma
Kalp-damar hastaliklari
Solunum sistemi hastaliklari
Seker hastaligi
Dejeneratif eklem hastaliklari
Prostat hastaliklari, operasyonlar
Kullanilan bazi ilaçlar ( tansiyon, depresyon vb.)
Alkol, sigara
Basarisizlik korkusu
Cinsel iliski sirasinda ölme korkusu
Monotonluk
Beklentilerin azalmasi
Toplumun yasli cinselligini yok farz etmesi
Kendine ait bir mekana sahip olamama
Sosyo-ekonomik güçlükler


Hanimlarda oldugu gibi hormon tedavisine gerek yoktur çünkü üretim azalmamistir. Ancak genel saglik sorunlarinin yaninda özellikle damar hastaliklarina bagli olarak gelisen sertlesme problemi ve prostat büyümesine bagli idrar sikintilari nedeniyle düzenli hekim kontrolleri gereklidir.

Eger sertlesme olamiyorsa, günümüzde çok çesitli ve güvenli penil protezler (mutluluk çubugu) basit operasyonlar ile uygulanabilmektedir.


Prostat büyümesi önemlidir çünkü idrar yolunu tikayarak çok rahatsiz eder. Bu durumda kolay ancak dikkatle gerçeklestirilen operasyonlar basari ile yapilmaktadir. Bu operasyonlardan sonra sertlesme biraz güçlesmekte, meni çikarma islevi son bulmaktadir.