HAMİLELİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HAMİLELİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2008 Pazartesi

Hamilelikte Saç Dökülmesi

Doğum sonrası için saçlarınızla ilgili hayaller kurdunuz, şöyle son moda kızıllardan en iddialısını denemeye dair..Boyaların bebek için zararlı olduğu tespit edilmemiş ama hamilelikte tedbiri elden bırakmamakta yarar vardı. Şimdi bebeğiniz kucağınızda, sıra saçlarınıza ilgi göstermeye geldi! Ama bu kez de çok dökülüyorlar...

Saçlarımızın biz kadınlar için çok kıymetli olduğu inkar edilemez bir gerçek. Hangimiz morali bozuk olduğunda ya da hayatında değişiklik istediğinde kendini kuaför koltuğunda bulmuyor ki... İnsanın dış görünümünde yaşadığı değişiklikler ruh dünyasını da değiştiriyor. Saçlarsa bizim için en iyi psikoterapi araçlarından biri. Hal böyle olunca hiç kimse saçının bir tek telinin bile dökülmesine kıyamıyor. Oysa saçların dökülmesi doğal bir süreç ve yeni, sağlıklı saçların dünyaya gelmesi için, miyadmı dolduran tellerin dökülmesi şart.

Saç telinin hayat öyküsü!
Aynı doğa gibi saç telinin de kendine özgü bir ritmi, kriz dönemi, biçimi ve renkleri var. Gözle bakıldığında hiçbir şey olmuyormuş gibi gelse de saçlarımız hiç durmaksızın değişime uğruyor. Şimdi bu değişimi daha detaylı inceleyelim... Her saç teli bir kökten, ama hep aynı kökten gelir. Bu kök, hücrelerin bölünmesiyle önce uzayıp, sonra da dökülecek olan saç telini doğurur. Saçın "yaşam süreci" adı verilen bu ilginç hayat öyküsünü üç evrede inceleyebiliriz; ortalama 4 sene süren uzama evresi, 2 - 3 hafta süren kısa bir durgunluk evresi ve sonra ortalama 3 aylık bir dökülme evresi. Daha sonra 2 - 5 ay süren bir dinlenme evresinden sonra yeni bir yaşam süreci başlar ve yeni bir saç teli doğar. Bu süreç yaklaşık 4 senedir ve bir insanın yaşamı boyunca yaklaşık 25 kere tekrarlanır. Dolayısıyla her saç kökünün normal ömrü yaklaşık 100 senedir. Normal bir saç 100 - 150 bin saç telinden oluşur, yaklaşık yüzde 6"sı dökülme evresinde ve yüzde 1"i durgunluk evresindedir. Her gün ortalama 60 saç teli doğal olarak dökülür.

Hamileyken saçlarım güçleşti...
Bir anne adayı olarak eminim siz de fark etmişsinizdir; cildiniz hamileliğinizle birlikte artık çok daha sağlıklı, saçlarınız çok daha parlaktır. Aslında birçok anne adayı bu dönemde saçlarının daha gür olduğunu, hacminin arttığını gözlemliyor. Evet gerçekten de hamilelik süresince değişen hormon dengesi cilt ve saç üzerinde oldukça etkili. Bu etkiler ne yazık ki anne adayları tarafından çok fazla bilinmiyor. Dolayısıyla da doğum sonrası ilk 3 ay içinde uykusuzluk, tipik anne baba endişesi ve günlük ev işlerine de yetişebilme stresi yaşandığında saç dökülmeleri doğanın acımasız bir oyunuymuş gibi geliyor. Yapılan araştırmalara göre yaklaşık yüzde 50"den fazla annenin saç dökülmelerine maruz kaldığı tahmin ediliyor. Geçmiş doğumlarından sonra problem yaşamamış olanlar bile bir sonraki bebeklerinde saç dökülmelerine maruz kalabiliyorlar.

Daha ne kadar dökülecekler?
Hamilelik dönemi hormonları saç telinin yaşamında az önce bahsettiğimiz uzama - dökülme evrelerinin oranını etkiler. Çünkü bebeğini karnında taşıyan annenin vücudunda sürekli bir hücre bölünmesi yaşanır. Aşırı derecede stimüle edilen vücut hiç durmadan makine gibi çalışır, işte bu 9 ay zarfında uzama evresini bitirmesi, durgunluk ve sonra da dökülme evrelerine geçmesi gereken saç folikülleri, hormonların etkisiyle hücre bölünmesine devam ederek uzama evresinde kalırlar ve saç teli üretimine devam ederler. Yani hamilelik döneminde aktif olarak saç üretimi yapan folikül sayısı artar. Dökülme evresine geçen saç folikülleri yüzde 6"nın çok altına düşer ve saç yoğunluğunda geçici bir artış gözlenir. Doğum sonrası hormonlar normale döner ve dökülme evresi oranı da olması gereken normal değerin altına iner. Çünkü 9 ay boyunca ömrünü gerçekte tüketmiş fakat hormonların etkisiyle hala uzama evresinde saç üretimine devam etmiş olan saç foli külleri, aynı anda hücre bölünmelerini durdurarak dökülme evresine geçmişlerdir. Dökülme evresine geçen saç folikülleri yüzde 6"nın çok üstündedir ve saç yoğunluğunda eskiye nazaran bir azalma gözlemlenir.
Zaman içinde uzama dökülme evreleri oranı eski düzeyini bulur ve saç eski yoğunluğuna tekrar kavuşur.
Tipik bir dökülme evresi 2 - 3 ay sürdüğünden uzama dökülme evrelerinin normale dönmesi de bu kadar süre alacaktır. Bununla beraber uzama evresi başlamış olsa bile saç telinin büyüyüp deriden dışarı çıkması gereklidir. Bu da 3 - 6 hafta alabilir. Yani korktuğumuz gibi saçkıran olmuyoruz ya da kel kalmıyoruz. Doğumdan sonra yaşanan bu saç dökülmesi hepsi hepsi toplam 3 ay kadar sürüyor.

Hamilelikte de saç dökülebilir!
Çoğu anne adayının saçları hormonların etkisiyle hamilelik döneminde canlanır ve gürleşirken, bazı anne adayları da saçlarının döküldüğünden, daha çabuk kırıldığından şikayet edebilir. Eğer siz bahsettiğimiz ikinci gruba giriyorsanız, bu durumda saçlarınızı kısa kestirerek dolgunluğunu koruyabilir, onlara özel bakımlar uygulayabilirsiniz. Dengeli beslenme diyetine de özen göstermelisiniz. Ancak endişe etmenizi gerektirecek bir durumda olmadığınızı hatırlatmak isteriz. Siz de geçici bir süreç yaşıyorsunuz. Hamileliğiniz sonlandıktan sonra saçlarınız normal dengesine kavuşacak.
Berrin Suiçilmez

11 Mayıs 2008 Pazar

Loğusalık Döneminde Tehlike Belirtileri


Loğusalık dönemi bir yandan bebeğinizin ihtiyaçlarını karşıladığınız, öte yandan gebeliğe bağlı oluşan etkilerin silinmeye başladığı bu dönemde çeşitli yakınmalarla başa çıkmaya çalıştığınız bir dönemdir. Her ne kadar tümüyle seyreden bir gebelik ve doğumun loğusalığı da sıklıkla sorunsuz seyretse de aşağıdaki yakınma ya da belirtilerden birini gözlemlediğinizde doktora başvurmalı ve gerekli tetkik ve tedavinin yapılmasını sağlamalısınız.
Aşağıda yaralan belirtiler sizde mutlaka normal dışı bir durum varlığını göstermezler, ancak mutlaka doktor incelemesi gerektirirler.

Ateş
Vücut ısısı yükselmesi en az iki adet ölçümde vücut ısısının 38 derece ve üzerinde olmasıdır ve her zaman aydınlatılması gereken bir durumdur. Loğusalıkta en sık ateş nedeni memelerin aşırı dolgun olmasıdır (süt ateşi, loğusalık ateşi). Bunun dışında endomiyometrit (uterus ve uterus iç zarı enfeksiyonu) ve idrar yolu enfeksiyonu loğusalıkta sıklıkla ateş yapan iki enfeksiyon türüdür. Epizyotomi yarasının enfeksiyonu, sezaryen cilt ve cilt altı yarası enfeksiyonu da ender olarak ateşe neden olabilirler. Ayrıca ateş, loğusalıkta tesadüfen geçirmekte olduğunuz diğer bir enfeksiyonun (grip, üst solunum yolu enfeksiyonu gibi) belirtisi olabilir.

Karın ağrısı
Loğusalıkta karın ağrısının en sık görülen nedeni uterusun "toparlanma" yani gebelik öncesi döneme geri dönme sürecinde kasılması ve bunun anne tarafından "ağrı" olarak algılanmasıdır. Bunun dışında endomiyometrit (uterus ve uterus iç zarı enfeksiyonu) ve idrar yolu enfeksiyonu da karın ağrısı şeklinde belirti verebilir.

Aşırı kanama, pıhtı düşürme
Loğusalığın ilk günlerinde kanama normal kabul edilir. Ancak günlük kanama miktarının normal adet kanamasından iki kat ya da daha fazla olması mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir. Muhtemel neden plasentanın bir parçasının uterus içinde kalması olabileceği gibi endomiyometrit (uterus ve uterus iç zarı enfeksiyonu) de söz konusu olabilir.

Kötü kokulu ve/veya miktarca fazla akıntı
Loğusalık döneminde akıntı normal kabul edilir ve akıntının nitelikleri loğusalığın dönemine göre değişkenlik gösterir. Loğusalık akıntısı ya da "loşi" adı verilen bu akıntı doğumdan sonraki 4-6 hafta boyunca devam eden özel bir akıntı türüdür. Amacı uterusun içindeki "gebeliğe bağlı kalıntıların" atılmasıdır. İlk günlerde kanama şeklinde olan bu akıntı kısa zamanda pembeleşir, daha sonra rengi sararır ve nihayet beyazlaşarak loğusalık bittiğinde tümüyle biter. Gebelik öncesi dönemde fizyolojik (herhangi bir soruna bağlanmayan) akıntısı olan kadınlarda loğusalık bittiğinde bu fizyolojik akıntı genellikle geri döner.
Loğusalık akıntısı özellikle sabah kalktığınızda daha fazla olabilir. Bunun nedeni gece boyunca yatmaya bağlı olarak vajinada biriken akıntının ilk ayağa kalktığınızda nispeten daha hızlı boşalmasıdır.

Yukarıdakilerden farklı özellikler taşıyan her akıntı doktor tarafından değerlendirilmelidir. Kötü kokulu bir akıntı enfeksiyon belirtisidir. Özellikle beraberinde karın ağrısı ve ateş gibi belirtiler de söz konusu olduğunda sıklıkla endomiyometrit (uterus ve uterus iç zarı enfeksiyonu) söz konusudur. Tek başına kötü kokulu akıntı basit bir bakteriyel vajinit belirtisi olabileceği gibi epizyotomiyle normal doğum yapmış olan annelerde epizyotomi tamir edilirken kanamanın görüş sahasını kapatmasını engellemek amacıyla vajinaya yerleştirilmiş ve tamir sonrası çıkarılması unutulmuş bir tampon da söz konusu olabilir. Köpüklü bir akıntı trikomonas enfeksiyonuna işaret ederken, peynir kesiği gibi bir akıntı ve beraberinde vajina ve/veya vulvada kaşıntı sıklıkla bir mantar enfeksiyonuna işaret eder.

Bacaklardan birinde ya da ikisinde ağrı, kızarıklık, şişme
Gebelik dönemi özellikle toplardamarlarda pıhtı oluşumuna zemin hazırlar ve bu risk loğusalığın ilk günlerinde devam eder. Derin ven trombozu (DVT) (dokunun derinlerinde yar alan bir toplar damar içinde pıhtı oluşumu) adı verilen durum kendini tıkanıklık oluşan bölgenin gerisinde kızarıklık, ağrı, şişme ve bölgesel ısı artışı şeklinde belli eder. Bu belirtilerin tümü birden oluşabileceği gibi özellikle hastalığın başında yalnızca biri söz konusu olabilir.

DVT tedavi edilmediğinde toplardamar içinde oluşan trombüs (pıhtı) yerinden kalkarak akciğer atardamarlarından birinin tıkanmasına neden olabilir. Pulmoner emboli ("akciğer damarı tıkanıklığı") adı verilen bu durum anne ölümlerinin başta gelen nedenlerinden biridir. Bu nedenle yukarıdaki belirtilerin varlığında en kısa zamanda doktora başvurulmalı ve tedaviye hemen başlanmalıdır. Memelerde aşırı ağrı, ısı artışı, bölgesel kızarıklık

Memelerde emzirme döneminde çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir.
Bu sorunlar basit bir angorjman ("dolgunluk") şeklinde olabileceği gibi bakterilerin meme(ler)de enfeksiyon yapması (mastit) söz konusu olabilir. Her iki durumda da memelerden birinde ya da ikisinde ısı artışı, dolgunluk, ağrı ve vücut ısısında artış söz konusudur. Bunlara ek olarak memelerden birinin diğerine göre çok daha ağrılı olması, o meme üzerinde "baş vermiş" bir absenin ele gelmesi meme absesi düşündürür.

Meme absesi sıklıkla erken aşamalarında tedavi edilmemiş basit bir mastit sonucunda gelişir. Memelerin aşırı dolgunlaşması durumunda sıklıkla birkaç tedbirle tedavi sağlanırken (yukarıdaki linke tıklayın), mastit durumunda sıklıkla antibiyotik tedavisi gerekir. Abse ise cerrahi bir işlemle boşaltılması gereken bir durumudur. Meme enfeksiyonu belirtilerinin erken tanınması ve tedavisi abse gelişiminin önlenmesi açısından önemlidir.

Bariz ruhsal değişiklikler
Loğusalık depresyonu anne tarafından her zaman fark edilmeyebilir ve bu durumlarda ailenin diğer bireyleri ve sıklıkla kadının eşi doktora başvurulması gereken durumları tanımalıdır.

Perine bölgesinde ağrı
Normal doğum yapmış ve özellikle de doğum esnasında epizyotomi uygulanmış annelerin bu belirtiye çok duyarlı olmaları gerekir. Epizyotomi tamir edildikten sonraki ilk saatlerde bölgede ortaya çıkan ağrı bir epizyotomi hematomuna işaret edebilir (hematom: bölgede kan toplanması). Yine ilk günlerde ortaya çıkan ağrı epizyotomi dehisansı (dehisans: dikişlerin açılması) ve/veya epizyotomi yeri enfeksiyonuna işaret edebilir.

Epizyotomi ya da sezaryen dikişlerinde ağrı, akıntı, bölgede kızarıklık
Bu belirtiler bölgesel bir enfeksiyona işaret edeler ve doktor tarafından değerlendirilmelidirler.

Makattan kanama
Gebelik dönemi hemoroid (basur) oluşumu için zemin hazırlar ve risk loğusalıkta da devam eder. Özellikle dışkının kanla boyalı olduğunun görülmesi beraberinde ağrı olsa da olmasa da mutlaka doktor değerlendirmesi gerektiren bir durumdur.

Değerlendirme gerektiren diğer belirtiler
İdrar yaparken yanma (idrar yolu enfeksiyonuna işaret eder), idrar boşaltamama hissi (epizyotomi ağrısı idrarın tümüyle boşaltılmasını engellediğinde bu his ortaya çıkabilir), halsizlik-uykuya eğilim-üşüme gibi kansızlık belirtileri, gaz ya da dışkı kaçırma (doğumda perinenin ileri derecede yırtılması neticesinde gaz ve dışkı tutucu mekanizmanın hasar görmesi) gibi belirtiler doktor değerlendirmesi gerektiren diğer durumlardır.

2 Nisan 2008 Çarşamba

Kegel Egzersizleri


Pelvik kaslarındaki zayıflıklar idrar tutmada güçlüğüne yol açıyor. Bunun nedeni ise normal doğumlar. Pelvik kaslardaki gevşemeler sonucu mesane sarkması, rektum sarkması ve idrar tutamama görülebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alper Mumcu “Gebelik esnasında Kegel egzersizleri ile pelvik kasları güçlendirmek ileride idrar problemi yaşanma olasılığını azaltabiliyor.”

Pelvik kasları güçlendirmek için
Böbreklerden süzülen idrarın dışarı atılıncaya kadar biriktirildiği organ olan mesane ve idrarı mesaneden dış dünyaya taşıyan ürethra, pelvis boşluğu içinde bulunuyor. İdrar yapmada görev alan bu organlar pelvis boşluğunu alttan destekleyen kas grupları tarafından yerinde tutuluyor. Bu kas tabakalarındaki gevşeme ve zayıflıklar idrar tutmada güçlüğüne yol açabiliyor. Gevşeme ve zayıflıkların en önemli nedeni yapılmış olan normal doğumlar. Sonuçta pelvik kaslardaki gevşemeler sonucu mesane sarkması, rektum sarkması ve idrar tutamama görülebiliyor. İlerlemiş bir mesane sarkması vakasında ameliyat dışında yapacak pek bir şey yok. Ancak sorun çok fazla değilse, kasları güçlendirmeye yönelik yapılacak birkaç küçük egzersiz ile şikayetleri gidermek mümkün. İdrar sarkması olmasa bile gebelik esnasında pelvik kasları güçlendirmek ileride idrar problemi yaşanma olasılığını azaltabiliyor.

Uygun egzersiz şekli
1. İlk önce mesaneyi boşaltarak egzersizlere başlayın
2. Pelvik kasları kasın ve 10'a kadar sayın
3. Kasları tamamen gevşetin ve 10'a kadar sayın
4. Günde 3 kez (sabah, öğlen ve akşam) bu şekilde 10'ar defa tekrarlayın

Bu egzersizleri günün her anında ve her yerde yapmak mümkün. Oturarak ya da yatarak yapılabilirsiniz. 4-6 hafta sonunda gelişme fark edilecek düzeyde olacağını göreceksiniz. İleri vakalarda değişikliklerin ortaya çıkması 3 ay kadar zaman alıyor.

Bu noktada Dr. Mumcu bir uyarıda bulunarak şunları söylüyor: “Egzersizlerin sıklığı ya da sayısının arttırılması zannedilenin aksine durumun iyileşmesini hızlandırmaz. Tam tersine kasların yorulmasına neden olarak idrar tutamama probleminin daha da artmasına neden olur. Kegel egzersizleri esnasında bel ve karın bölgesinde ağrı olmaması gerekir. Bu bölgelerde ağrı varlığı egzersizlerin hatalı yapıldığı anlamına gelir. Yine bazı kişiler egzersiz esnasında nefeslerini tutarlar ve göğüs kaslarını da kasarlar. Oysa tekniğin kısa sürede etkili olabilmesi için sadece pelvik kasların kasılması oldukça önemlidir.”

Bebeğinizi klasik müzikle büyütün



Günümüzde anne ve babalar çocuklarının zeka gelişimine daha fazla bilgiyle katkıda bulunabilmektedir. Bilimsel çalışmalar bebeklerin erken dönemde hatta daha anne karnında iken yaşadıkları çeşitli deneyimler sayesinde daha zeki olabileceğini göstermiştir.Yeni doğan bebeklerin zihinsel gelişiminde klasik müziğin önemli bir katkısı olduğu uzman doktorlarca iddia edilmektedir. Uzmanlara göre yeni doğan bebekler, değişik perdedeki sesleri algılayarak değişik tepkiler verir. Bebeğin beyin gelişimi için gereken uyarıları perde, ton ve melodi açısından büyük çeşitlilik gösteren klasik müzik sağlar. Daha büyük çocukların da klasik müzik dinlemekten fayda sağlayacakları belirtilmektedir. Düzenli klasik müzik dinleyen çocuklarda duyma, konuşma, algılama ve hatırlama yeteneği gelişir. Yapılan araştırmalar sonucunda öğrenme problemi olan otistik çocukların da klasik müzik terapisinden faydalandıkları görülmüştür.

Bebeğin beyin hücreleri spermin yumurtayı döllemesini izleyen üçüncü haftadan itibaren gelişmeye başlar ve diğer tüm hücrelerden daha hzlı çoğalır. Beynin ve bağlantıların gelişmesi bu dönemde başlar ve karmaşık bir genetik program çerçevesinde yol alır. Düşünen hücreler de denebilen nöronlar çoğalarak ve beynin belli bölgelerine göç ederek alt sistemleri oluşturur. Beyin hücrelerinin oluşumu gebeliğin ikinci üç aylık döneminde hızlanır ve bu gelişim süreci doğumdan sonraki ilk iki yıl boyunca devam eder.

Anne karnında ve doğumdan sonra düzenli olarak klasik müzik dinletilen bebeklerde; algılama yeteneği, yaratıcı zeka, bellek, sözel yetenek ve uzaysal zeka çok iyi gelişmektedir.

Klasik müziğin doğum sonrasında anne sütü ile beslenmeye yardımcı olduğunu, yeni doğan bebeklerde gaz sancısını azalttığını, bebeğin uyku düzenine yardımcı olduğunu ve bebekleri rahatlatıp sakinleştirdiğini gösteren çalışmalar vardır.

13 Şubat 2008 Çarşamba

Amniosentez


Anne adayının karın cildinden ultrasonografi eşliğinde girilen özel bir iğneyle uterusa ve buradan da bebeğin içinde bulunduğu amniotik sıvıya ulaşılarak buradan sıvı örneği alınmasıdır.Amniosentez ultrasonografi kullanıma girmeden önce dahi amniotik sıvının normalden çok fazla olduğu (polihidramnios) durumunda sıvı miktarını azaltarak annenin sıkıntısını azaltmak amacıyla kullanılırdı.Bugün ise amniosentezlerin çok büyük bölümü prenatal tanı ve özellikle de Down Sendromu tanısı amacıyla yapılmaktadır.
Bu iki neden dışında amniosentez doğumun erken gerçekleştirilmesi gerektiği durumlarda bebeğin akciğer olgunlaşmasının yeterli düzeyde olup olmadığının araştırılması için de uygulanabilir.

Bebekte kromozomal bozukluk riski yüksek olan veya amniosentez ile saptanabilen bir hastalığı olma riski yüksek olan şu durumlarda amniosentez önerilmektedir;
*35 yaş ve üstü gebelerde,
*Daha önce kromozomal bozukluğu olan bebek doğuran gebelerde,
*Yakın akrabalarda kromozomal bozukluk mevcudiyetinde,
*Anne ve/veya babada kalıtsal hastalık mevcudiyetinde,
*ikili veya üçlü testte risk saptanması durumunda,
*Tekrarlayan düşüklerde,
*Anne ya da baba adayına dengeli translokasyon (karşılıklı parça değişimi) taşıyıcılığı ya da diğer yapısal kromozom kusurlarının olduğunun bilindiği durumlarda,
*Daha önce NTD'li ( Nöral Tüp Defektli ) bebek doğurma öyküsü ya da anne veya baba adayında NTD varlığında,
*Rutin veya ayrıntılı ultrasonda bebekte bozukluk saptanması durumunda.

Amniosentez tanı amacıyla gebeliğin 16-18. haftaları arasında uygulanır. Ancak son zamanlarda 15. gebelik haftasından önce de amniosentez uygulanmaya başlanmıştır. (Buna erken amniosentez denir.)
Tedavi amacıyla ise; gebeliğin herhangi bir döneminde uygulanabilir.

Amniosentez şu şekilde yapılır;uzman hekim ultrason aracılığıyla fetusu ve plasentayı görür. Fetusun durumuna göre en güvenli yaklaşım noktasını seçip bu bölgede cilt temizlenir. Amniosentez iğnesi denilen ince bir iğne bu noktadan uterusa (rahime) doğru sokulup 20 ml kadar sıvı alınır. Sonra iğne çekilir ve gerekli yara bakımı yapılır. Hekim tekrar ultrason ile fetusun durumunu ve kalp atışlarını kontrol ederek uygulamayı bitirir.

Amniosenteze bağlı riskler:
1. Gebelik kaybı (düşük) : Amniosentez sebebiyle düşük oluşma riski 1/400 - 500 civarındadır. Amniosentezi yapan kişinin deneyimi arttıkça bu risk oranı azalır.
2. Enfeksiyon : Oldukça nadir gelişir. Sıklıkla amniosentezden sonraki 24 - 72. saatler arasında gelişir.
3. Amniosentez yerinden kanama ve amniotik sıvı sızması: Oldukça nadir gelişir ve olayın düşükle sonuçlanabileceğini gösterdiğinden gebenin hemen hekime başvurmasını gerektiren durumlardır.
4. Kramp: Amniosentez esnasında veya sonrasındaki kısa süre içerisinde görülebilir. Görülmesi çok anlamlı değildir.

Alınan sıvı ile sitogenetik analizle bebeğin kromozomlarında sayısal anomali ve belirgin yapısal bozukluk olup olmadığı belirlenir. Test sonucu genellikle 3-4 hafta içerisinde verilmektedir.Amniosentez yapıldıktan sonra laboratuvardan bebeğin kromozomlarının durumunu belirten ve cinsiyetinin de bildirildiği bir rapor gelir.

'Normal' olarak gelen bir rapor bebekte yapısal doğumsal bozukluklar, mikrodelesyon (silinme) ve mikroduplikasyon (sayının iki katına çıkması) gibi küçük kromozom kusurlarını ve özel teknik gerektiren birtakım hastalıkların olmadığını gösteremez.

Bebekte bir kromozomal bozukluk belirlenmişse laboratuvar bu durumu bildiren bir rapor hazırlar: 'Trizomi 21 - Down Sendromu' ... gibi.

Eğer özel teknik gerektiren bir hastalığın varlığı düşünülüyorsa laboratuvar önceden haberdar edilerek buna yönelik tetkiklerin yapılması istenebilir.

Kromozom analizinin sonucu 'normal' çıkmışsa, analizin hatalı olma ihtimali çok çok düşüktür. Sonuç 'anormal' olarak gelmişse gerekli görüldüğünde kordosentez gibi bir yöntemle bu sefer bebekten kan örneği alınarak 'anormal durum'un doğrulanması gerekebilr.

14 Aralık 2007 Cuma

KABAKULAK


Kabakulak,damlacık enfeksiyonu ile insandan insana bulaşmakta ve ateş,baş ağrısı,kulak ağrısı şeklinde belirtiler veren ve kulak memesi hizasında yanaklarda tek veya çift taraflı şişliğe neden olan tükürük bezlerinin iltihabıdır. Hastalık yapan kabakulak virüsü,vücuda girdikten sonra kan yoluyla yayılmakta ve ayrıca pankreasın iltihaplanmasına ,beyin ve omuriliği saran zarların iltihaplanmasına (menenjit) ,erkek ve kadınlarda yumurtalıkları iltihaplanmalarına da neden olabilmekte ve sağırlık,kısırlık gibi kalıcı hasarlara yol açabilmektedir.

Kabakulak Aşısı
Hastalık yapan bu üç virüsün zayıflatılması ve hastalık yapıcı etkilerinin ortadan kaldırılması yoluyla geliştirilen üçlü kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı,yıllardır tüm dünyada güvenle kullanılmaktadır. Bebekler anne karnındayken annenin bu hastalıklara karşı oluşturduğu bağışıklık cisimciklerini ( antikorlar) almakta ve bu şekilde yaşamın ilk aylarında doğal olarak korunmaktadırlar.

Ancak,anneden geçen bu antikorların yavaş yavaş ortadan kalkması nedeniyle bebekler 9. Aydan itibaren korunmasız olarak kalabilmektedir. Bu nedenle tüm bebeklerin 9. Aydan itibaren mutlaka bir doz kızamık aşısı almaları gerekmektedir.

Kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı, eğer bebeğe 9. Ayda kızamık aşısı yapılmadıysa 12. Aydan itibaren uygulanmalıdır. Fakat 9. Ayda kızamık aşısı uygulanmışsa kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısının yapılma zamanı 15. Ay olmalıdır. Kızamık. Kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı olan bebeklerde ,nadiren aşıdan 5 ile 12 gün sonra hafif ateş ve bazı hafif deri döküntüleri olabilmekte ve bu belirtiler tedaviye gerek kalmadan 1-2 günde kendiliğinden iyileşmektedir. Bu bebeklere doktor tavsiyesiyle bir iki gün süreyle ateş düşürücü şurup ya da fitil verilebilir . Kızamık. Kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı ,bu hastalıklardan herhangi birini geçirmemiş erişkinlere de uygulanabilir. Aşı yapılacak kişinin örneğin önceden kabakulak geçirmiş olması,bu üçlü karma aşının yapılmasını engelleyici bir neden değildir. Sadece hamilelere uygulanmaması gerekir.

4 Kasım 2007 Pazar

Anne Adaylarının Eşlerinden İstedikleri


Eşinizi hamile olduğundan beri tanımakta zorluk mu çekiyorsunuz? Eşinizde neler olup bitiyor ve onun için ne yapabilirsiniz? Doğumda ve bebek doğduktan sonraki ilk zamanlar sizden neler bekliyor?
Yer yer esprili bir dille yazılmış bu kitap, eşinizin sizin tarafınızdan anlaşıldığını hissetmesi ve kendini güvende duyması için sizi oldukça teşvik edecektir. Yanlış anlaşılmalar ve hayal kırıklıkları olmadan birbirinizi ve bebeğinizin tadını daha çok çıkartabilirsiniz.


Yazar Adı : Martina Dichler, Susanne Mauss
Yayınevi : Özgür Yayınları

27 Ekim 2007 Cumartesi

Folik Asit

Bir çeşit B vitamini olan folik asit, doğum sırasında meydana gelen hataları önlemekte ve erişkinlerde oluşabilecek kalp hastalıklarını da önlemekte yardımcı olmaktadır.1998 de Amerikan Sağlık Bakanlığı'na bağlı Besin ve İlaç Müdürlüğü'nün (FDA) teklifi ile folik asit vücut için gerekli vitamin ve mineraller listesine eklenmiştir. Bu eklenmenin altında yatan asıl amaç her bin yeni doğan bebekten birini etkileyen nöral tüp kusurlarını önlemektir. Fakat mümkündür ki folik asit hayat döngüsünün diğer ucundaki insanlara da yardımcı olabilir:
Amaçlanmayan bir etki olarak yaşlı insanlarda görülebilecek kalp hastalıklarının da oranını düşürmektedir. Çünkü homosistein adı verilen potansiyel olarak zararlı olan bir amino asidin kandaki oranını düşürmektedir.

Fetal (bebeğe ait) gelişimde folik asidin rolü ...
Çalışmalar göstermiştir ki çoğunlukla öldürücü nörolojik defektlere sebep olan nöral tüp defektlerinin yüzde 50'si ila yüzde 70'i hamileliğin birinci trimestri (ilk 3 aylık dönem) döneminde günde en az 0.4 mg folik asit alınmasıyla önlenebilir. Ayrıca takviye yapılmazsa çoğu kadın bu değere yaklaşamaz.

Sağlık görevlileri açıklamışlardır ki eğer bu vitamin tahıl ürünlerine (ekmek,pasta.. vb) katılırsa , kadınlar ihtiyaç duyduklarında ihtiyaçlarından daha fazlasını alabileceklerdir. Tabii ki güvenli olarak yemeklere eklenebilecek bir folik asit oranı vardır. Yüksek oranda alınan folik asit yaşlılarda B12 vitamini yetersizliğinden kaynaklanan pernisiyöz anemi (zararlı kansızlık) adlı hastalığın ilk belirtilerini gizleyecektir. Eğer yorgunluk , halsizlik , baş dönmesi gibi ilk belirtiler bu fazlalık sebebiyle gizlenmişse ve hastalığa bir tanı konulmadıysa, pernisiyöz anemi geri dönüşü olmayan nörolojik hasarlar oluşturabilir.

Besin ve İlaç müdürlüğü yemeklere eklenecek folik asit değerine bir sınır getirmiştir. Bir kahvaltılık tahılda 0.1 mg folik asit vardır. Doğurganlık çağındaki bir çok kadın nöral tüp defektlerini önlemek için yeterince folik asit tüketmemektedir. Hamile kalabilecek her kadın en az 0.4 mg folik asit içeren vitaminler almalıdır. Folik asit takviyesi erkekler ve hamile kalmak istemeyen kadınlar tarafından da önemli olabilir. Aşağıda neden önemli olduğu açıklanmıştır.

Kalbe etkileri ...
30 yıl önce, bilim adamları ,hiperhomosisteinemi denen genetik bir defektin ,vücudun, homosistein denen amino asiti parçalama yeteneğini bozduğunu keşfettiler. Bu defektif geni taşıyan kişilerde söz konusu amino asit normal kişilerdekine göre 40 kat daha fazla yapılır. Yüksek seviyedeki homosistein kan damarlarına aşırı zarar vererek sıklıkla 15 yaş civarında ateroskleroza ve kalp krizine neden olabilir. Ancak çok şükür ki bu senaryo çok seyrek görülür (200 bin doğumda 1).

Bu geni taşıyan yada fazla miktarda homosisteine sahip kişilerde kalp hastalığı ve kalp krizi riski artar. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki tek başına yada vitamin B6 ve B12 ile birlikte kombine edilmiş halde alınan folik asit, vücuttaki homosistein miktarını belirgin ölçüde düşürebilmektedir.

Buradaki anahtar soru şudur; folik asit ve B vitamini alarak vücuttaki homosistein seviyesini düşürmek kardiyovasküler hastalık riskini azaltır mı?
Henüz bunun cevabını bilmiyoruz. Aynı zamanda, içinde 0.4 mg folik asit bulunduran bir multivitaminin günlük olarak alınmasının doğru olacağı düşünülmektedir. Bildiğimiz şudur ki , sebze ve meyveyi daha fazla ,doymuş yağları daha az alarak ve düzenli egzersiz yaparak koroner arter hastalıklardan korunulabilir. Özellikle akrabalarında kalp hastalığı öyküsü olan ve vücudunda fazla miktarda homosistein taşıyan kişilerin daha fazla miktarda vitamin almaları gerekebilir.
İlaçlar B vitamini almanın tek yolu değildir. Folik asitten zengin besin maddelerinden bazıları aşağıdadır ;

Tavuk 100 gr da 0.38 mg
Fasulye, pişmiş 1 bardakta 0.26 mg
Şalgam, pişmiş yarım bardakta 0.17 mg
Avokado, orta boy 0.16 mg
Bamya, pişmiş yarım bardakta 0.13 mg
Kuşkonmaz, pişmiş yarım bardakta 0.13 mg
Kahvaltılık tahıl 1 bardakta 0.11 mg
Portakal suyu 1 bardakta 0.11 mg
Ispanak, pişmiş yarım bardakta 0.10 mg.

Op.Dr.Özgür LEYLEK

Prematüre Bebek


Tam zamanında doğan bebeklerin anne babalarının , bebeklerini ilk gördüklerinde bir şaşkınlık dönemi yaşamaları doğaldır. Prematüre bebeklerin anne babaları ise çoğu kez tam anlamıyla şok geçirirler. Tipik bir prematüre yaklaşık 1600 ila 1900 gram, bazısı ise çok daha düşük bir tartı ile doğar. En küçükleri bir erişkinin avucuna sığabilecek büyüklüktedir ve bilekleri elleri o denli küçüktür ki , bir evlilik yüzüğü kolayca geçirilebilir.

Prematürenin cildi şeffaftır ve arterlerle venler cilt üzerinden görülebilir. Cilt , altında yağ dokusu bulunmadığı için gevşek bir izlenim verir ve çoğu zaman lanugo denen yumuşak tüylerle kaplıdır.Bebek kucağa alındığında ya da beslendiğinde cilt rengi değişir.Kahverengi yağ dokusu bulunmadığından (bizi sıcak tutan yağ katmanı)ısısını koruma yeteneği yoktur. Prematürenin kulakları , şekil vermeğe yarayan kıkırdak dokusu henüz gelişmediğinden, düz, kıvrık ya da dalgalı bir şekilde olabilir.

Cinsiyet karakterleri çoğunlukla tam gelişmemiştir.Testisler inmemiş olabilir.Erkek çocuklarda sünnet derisi ,kız çocuklarda vajen dudaklarının iç kısmı gelişmemiş olabilir.Meme başları etrafında areola denen koyu renkli bölge bulunmayabilir. El ve ayak taban çizgileri gelişmemiş olabilir.

Henüz ne kas ne de sinir gelişimi tam olduğundan, birçok refleks (örneğin yakalama, emme, arama, irkilme) kayıp olabilir. Nefes kuvveti olmadığından, bebek çok az ağlıyor ya da hiç ağlamıyor olabilir. Prematüre apnesi şeklinde adlandırılan ,arada solunumun durduğu dönemler de bulunabilir.

Ancak prematürelik geçici bir durumdur. Preterm yenidoğanlar gerçekte doğmaları gereken kırk haftalık gestasyon yaşına geldiklerinde, boyut ve gelişimsel açıdan tipik yenidoğanlara oldukça benzerler.Yaşıtlarını gerçek anlamda yakalayabilmeleri ise çoğu bebeklerde bir yaşının sonuna doğru mümkün olabilmektedir.

Dr.Sıtkı Evrenkaya

26 Ekim 2007 Cuma

Spor ve Egzersizin Hamile Kadınlara Faydaları


* Gebelikte egzersiz doğumu kısaltıp kolaylaştırdığı gibi, bebeğin sağlığı için de yararlıdır.

* Doğum sancılarını küçümsenmeyecek biçimde azaltır

* Sağlığa olduğu kadar güzelliğe de hizmet eder. Kan dolaşımını düzenleyerek cildin beslenmesini sağlar, duruşu düzeltir, vücudunuzu tanımanızı öğretir ve dolayısıyla korkuyu kaldırarak, insanın kendine güvenini sağlar.

Egzersiz Sırasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

* Egzersizleri yorucu bir duruma getirmeyiniz. Amacımız sizi yormak değil, tersine, canlanmanızı sağlamaktır.

* Bu iş için iyi havalandırılmış, sıcak bir odaya, kendinizi kontrol edebileceğiniz büyükçe bir aynaya, altınıza sereceğiniz temiz bir örtüye ve de tabureye ihtiyacınız olacaktır. Üzerinizde sözgelişi ince bir sutyenle külot veya ince bir pijama gibi çok hafif çamaşırlar olmalıdır.

* Egzersize başlamadan önce idrarınızı yapınız.

* Egzersiz saatinizi, kapı zil ya da telefon vb. şeylerle rahatsız edilmeyeceğiniz bir zamana rastlatın. Egzersizden sonra dinlenmenize ise gerek yoktur.

* Düzenli ve sistemli bir şekilde çalışmanız çok önemlidir. İlk zamanlar her hareketi 2-3 defa ve 5-10 dakikalık süreyle, sonraları günde 15-20 dakikaya kadar olmak üzere yapınız. Egzersize birkaç gün ara verdikten sonra bu kaybı karşılamak için bir saat bile çalışsanız, bir şey elde edemezsiniz.

* Çalışan ve işlerin çokluğundan ötürü bu gibi işlere vakit ayıramadıklarını söyleyen anneler, çalışma sırasında, büroya giderken ve hatta dinlenirken de aşağıda gösterilen hareketlerden birçoğunu yapabilirler.

* Herhangi bir ağrı anında hemen egzersizi bırakın

* Gebeliğin özellikle son döneminde kesinlikle sırtüstü düz yatmayın.


Gebelik Egzersizlerine Başlarken

Bu özel egzersizlerde ilk öğrenmeniz gereken temel duruş:

* baş dimdik tutulacak

* boyun gergin

* omuzlar düz

* sırtınız eğilmesin

* karnınızı gerin

* dizlerinizi bükmeyin

* ayaklarınız paralel dursun


Kalça Kaslarını Güçlendirici Egzersizler

1. Sırtınızı biraz geri verin ve karnınızı dışarı çıkarın. Sonra kaslarınızı gererek kalçanızı doğrultun. Bu sırada karın kasları da olabildiğince gergin tutulmalıdır.

2. Kalçalarınızı bir sağ, bir sol olmak üzere yukarı doğru çekin, bu arada belden yukarınızın dümdüz kalmasına dikkat edin.

3. Bir ayağınızı yana doğru kaldırarak daireler çevirin. Sonra öteki ayağınıza geçerek bir kaç defa aynı hareketi tekrarlayın. Bunda da dikkat edeceğiniz nokta, vücudunuzun üst kısmının hareketsiz kalmasıdır.

4. Bir ayağınızı öne doğru kaldlrabildiğiniz kadar kaldırın, sonra arkaya doğru sallayın. Sallama sırasında bacaklar bükülmelidir. Öbür bacakla da hareketi tekrarlayın.

Kaynak:mutlu kadın.gen.tr

23 Ekim 2007 Salı

Hamilelikde Bitkiler

Adaçayı, bazı annelerde bebeği emzirdikten sonra sütün akmaya devam ettiği hallerde göğüs ucuna aynı merhemden bir miktar sürülerek sütün kesilmesi sağlanır.

Anasondan elde edilen yağ hormonları düzenler, anne sütünü çoğaltır.

Frenk maydonozunun ezilerek yapılan merhem loğosa kadınların göğüslerindeki durmayan süt akıntısını ve iltihapları tedavi eder.

Kimyon anne sütünü çoğaltır, balgam ve ter söktürür.

Nohut emzikli kadınların sütünü arttırır.

Doğum Sonrası Depresyon


Bu tür depresyon durumu sadece birkaç saat veya birkaç gün sürer ve daha sonra kendiliğinden geçer. Ancak bu annelerin yaklaşık %10' unda bu üzüntülü hal daha ağır ve ciddi bir durum alır ki buna da Post-Natal Depresyon (PND) denir. PND ilk haftalarda ya da aylarda başlar; ancak ilk 12 ay içerisinde yaşanması mümkündür.
Memorial Hastanesi’nden Klinik Psikolog Aslıhan Tokgöz PND hakkında şu bilgileri verdi:
PND' nin şiddeti hafif ve kısa süreliden çok ağır ve uzun süreliye kadar değişiklik gösterir. Birçok kadın için bu durum geçici olabilirken bazı kadınlar profesyonel yardıma ihtiyaç duyabilirler. PND ilk hamilelik ve ilk doğumdan sonra daha sık görülür. Her on anneden biri PND geçirmektedir. PND' nin belirtileri şiddetine bağlıdır. Bu durumdaki kişi günlük yaşamın getirileriyle başa çıkmakta her geçen gün biraz daha zorlanabilir. Bu anneler anksiyete, korku ve umutsuzluk hissedebilirler. Bazı anneler ise panikatak geçirebilirler veya çok gergin ve alıngan olabilirler. Ayrıca iştahlarında ve uyku düzenlerinde de değişiklik olabilir. Nadir de olsa çok ağır durumlarda psikotik bozukluklar ortaya çıkabilir. Böyle bir durumdaki anne günlük yaşamını sürdürmekte zorlanır, düşüncelerinde ve davranışlarında anormallikler görülebilir. Çok ağır durumlarda kendisine, bebeğine ya da başkalarına zarar verme düşüncelerine sahip olabilir. PND nun diğer belirtileri ise;


• Öz güvende azalma

• Suçluluk duygusu hissetme

• Olumsuz düşünceler

• Hayatın anlamını yitirme

• Zorluklarla başa çıkamama hissi

• Sinirlilik ve ağlamaklı olma

• Uyumakta zorlanma

• Cinsel isteksizlik

• İştah bozukluğu

• Konsantrasyon bozukluğu ve unutkanlık.

PND' ye sebep olan faktörler tam olarak bilinmemekle birlikte yapılan araştırmalar fiziksel, duygusal ve sosyal değişimlerin rol oynadığını göstermektedir. Fiziksel değişiklikler: En kolay doğum bile bir kadın vücudu için çok ağır bir olaydır. Ayrıca hamilelik hormanlarının birden düşmesi beyindeki kimyasal maddelerin düzenini etkiler. Bunlara ek olarak düzensiz ve yetersiz uyku ve fiziksel yorgunluk da depresyonun oluşmasına neden olur.

Duygusal değişiklikler: 'Annelik' rolüne alışmak zordur. Yeni anne bebekle sürekli olarak ilgilenmek ve tüm ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Bu ilişki yapısal olarak eşiyle kurmuş olduğu ilişkiden çok farklıdır. Buna ek olarak bağımsızlığını yitirir. Bu tür değişiklikler en iyi zamanlarda bile zorlukla karşılanabilinir ki doğum sonrasında fiziksel olarak kendisini yenilemeye çalışan ve uykusuz kalan anne için çok daha zordur.
Sosyal değişiklikler: Arkadaşlarıyla eski sıklıkta görüşmekte zorlanabilir ve bu durumdan dolayı yalnızlık hissi yaşayabilir. Çalışan kadın ise yine iş ortamından ve iş arkadaşlarından ayrılmıştır ve kendisini boşlukta hissedebilir. Ayrıca bir maaşla geçinmekte zorluk yaşanabilir. PND geçiren bir anne kendisini çevresindeki herkesten soyutlayabilir hatta bebeğinden bile uzak durabilir. Bu durum depresyonun belirtilerindendir, kadının "kötü anne" olduğunu göstermez.

Bazı kişiler "anne ile çocuk arasındaki duygusal bağ doğumdan hemen sonra oluşmalı yoksa bir daha hiç oluşmaz" diye düşünür. Bu kesinlikle doğru değildir. Anne ile çocuk arasındaki duygusal bağ devam eden bir süreçtir. Depresyon ortadan kalktığında annelik duyguları yaşanır ve anne çocuğuna bağlanır. Bu süre içerisinde ailesinin ve arkadaşlarının yardımına ihtiyaç duyabilir. Aileden ve arkadaşlardan gelecek olan her türlü yardım annenin bu dönemi daha çabuk ve kolay atlatmasına katkıda bulunur. Özellikle de eşin anlayışlı ve paylaşımcı olması durumun daha hafif geçmesini sağlar. Duygu ve düşüncelerini yakınlarıyla paylaşmak da önemli rol oynar. Ayrıca profesyonel yardıma da ihtiyaç duyabilir. PND' nin ağır olduğu durumlarda hekim kontrolünde antidepresan ilaçlar alınabilir. Unutulmaması gereken şey PND kalıcı değildir. Zamanla kendiliğinden yok olabileceği gibi bazı durumlarda tedavi gerekebilir. PND na yakalanmak bizim elimizde değildir; ama yardım almak ve yardımcı olmak bizim elimizdedir.

21 Ekim 2007 Pazar

Elma, Astıma İyi Geliyor


Hamile kadınların, yeterince güneş ışığı almaları halinde daha çok elma yiyerek bebeklerinin astım olma riskini düşürebildiği ortaya çıktı. Avrupalı araştırmacılar tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre elma yemek ve astım arasında bağlantı olduğu belirlendi. Elma tüketimi ile astım riskinin azalması arasındaki bağlantı, iki bin hamile kadın ve bin 250 çocuk üzerinde beş yıl boyunca yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıktı.

İncelenen çocukların yüzde 11'ine astım teşhisi konulurken yüzde 13'ünde de hırıltılı nefes alma problemine rastlandı.

İncelemeler sonucunda haftada en az dört elma yiyen hamile bayanların çocuklarında astım riskinin diğerlerine nazaran yüzde 53 oranında, nefes problemleri riskinin de yüzde 37 oranında düştüğü ortaya çıktı. Uzmanlar, özellikle elmanın kabuğunun soyulmadan yenmesini ve vücuttaki insülin değerlerini artıracağından dolayı aşırı miktarda elma tüketiminden de kaçınılması gerektiğini belirtiyor.

Hamilelikde HELP SENDROMU'na Dikkat


Uzmanlar özellikle gebeliğin son 3 ayındaki bulanık ve sisli görme gibi şikayetlerin 'Help Sendromu'nun belirtisi olabileceğini söylüyor.

Uzmanlar özellikle gebeliğin son 3 ayındaki bulanık ve sisli görme gibi şikayetlerin 'Help Sendromu'nun belirtisi olabileceğini söylüyor.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Erbağcı, Help Sendromu'nun genellikle gebeliğin son 3 ayında ortaya çıktığını, hastalığın kansızlık, karaciğer fonksiyonlarında bozulma ve kandaki pıhtılaştırıcı hücrelerin hızlı bir şekilde azalmasıyla kendini gösterdiğini ifade edtti.

BULANTI VE KUSMA
Nedeni henüz tam olarak tespit edilmeyen sendrom, halsizlik, bulantı, kusma gibi sorunlarla kendisini gösteriyor. Özellikle gebeliğin son 3 ayındaki bulanık ve sisli görme şikayetleri de Help Sendromu'nun belirtilerinden. Hamileliğinin son aylarındaki kadınların bazen sendromun belirtilerinin hafif olması nedeniyle sorunu tam olarak kavrayamadığını dile getiren Erbağcı, 'Hamileliğin son 3 ayında bulantı ve kusma şikayetleriyle birlikte görme sorunu yaşayan kadınların mutlaka bir göz doktoruna başvurması gerekli' dedi.

5 Ekim 2007 Cuma

İkiz Gebelikler



Annenin gebelikte iki bebek taşıması durumudur.Tek yumurta ikizinde döllenmiş bir yumurta gelişimi sırasında ortadan ikiye ayrılarak iki ayrı bebek oluşturulur.

Bu durumda ortaya çıkan bebeklerin cinsiyeti ve genetik özellikleri birbirininaynıdır.Tek yumurta ikizleri tek plasentadan beslenirler.Tek yumurta ikizlerinin ailesel özelliği yoktur,tamamen rastlantı ile ortaya çıkarlar.Annenin iki ayrı yumurtasınız aynı anda döllenerek gebelik oluşması durumunda farklı yumurta ikizlerioluşur.Bu durumda bebeklerinin genetik yapıları farklıdır,farklı cins olabilirler.Farklı yumurta ikizleri ailesel eğitim gösterirler.Son yıllarda ikiz gebelik oranları %3 `e kadar artmıştır. Bunun en önemli sebebi yardımla üreme ( tüpbebek) tekniklerinin yaygın kullanılmasıdır. İkiz gebeliklerin %30 `u tek yumurta ikizi % 70` i farklı yumurta ikizidir.

İkiz gebeliklerde her türlü gebelik sorunu daha fazla oranlarda görülür:
Erken doğum
Erken membran rüptürü
Gebelik hipertansiyonu
Bebeklerde gelişme problemleri
Ani bebek ölümleri
Doğumlarda sezaryen oranları artmıştır.
Bazen beslenme problemleri nedeniyle ikizlerden biri gelişimi geri kalabilir.

Tek gebeliklere göre daha fazla istirahat gereklidir. Bazen çıkabilecek sorunlar nedeniyle doktorunuz yoğun istirahat önerebilir , hatta uzun süre hastane ortamında kalmanız gerekebilir.

ÖNERİLER:
İkiz gebeliğiniz varsa erken doğum riskiniz artmıştır. Dikkatli olunuz.
Bol sıvı gıda alınız.
Bol istirahat ediniz.
Stresden , koşuşturmadan uzak durunuz.
Doktorunuzun önerilerine dikkatle uyunuz.
Günde 2700 kalori almalısınız. ( Normal gebelikde 2300 kalori yeterlidir.)
Çoğul gebeliklerde kansızlık daha fazla görülür. Vitamin ve demir desteği daha fazla olmalıdır.

Yazan : Op.Dr.Özer Kutlu
Haber Kaynağı : Bursa ZübeydeHanım Doğumevi

Hamilelikde Mide Bulantısı


Hamilelerin en büyük sıkıntısı kuşkusuz mide bulantıları. Peki önüme geçmek için küçük önlemler mümkün mü? Ancak doktorunuza danışmayı sakın unutmayın
Genellikle sabah hastalığı olarak bilinir ve gebe kadınların yarısından fazlasını etkiler. Gebeliğin erken dönemlerinde kötüleşir ve gebeliğin 16. haftasında kayıp olur. Gebe kadınların ve ailelerin yaşam kalitelerini etkileyebilir.


Aşağıda yazılan bazı önlemler ve hatırlatmalar bu yaygın problemi iyileştirmede yardımcı olabilir. Hamile kadınlar aşağıda kendileri için uygun olanı seçmelidir.
Aşırı ölçüde yemeyiniz.

Her 2-3 saatte bir küçük miktarlarda yemek yiyiniz.

Çorba ve diğer sıvıları öğünlerde değil, katı yiyeceklerden bir saat sonra öğünler arası yiyin. Bu ani kusmaya yol açan midenin gerilmesini önlemeye yardımcıdır.

Sindirilmesi güç olduğundan bulantı meydana getiren yağlı ve kızartılmış besinlerden sakınınız. Hatta böyle besinlerin pişirilmesi sırasındaki koku bulantıya neden olabilir.
Hafif mevsimlik sebzeler yiyiniz.

Yemeklerden sonra bir müddet dik oturunuz. Bu mide bulantısını azaltacaktır.
Gece alınan hafif yemekler mesela yoğurt, süt, meyve suyu, ekmek veya küçük bir sandviç sabah bulantısını azaltır. Yine bu küçük öğünden sonra bile 10-20 dakika dik oturmak gerekir.

Sabahleyin uyanır uyanmaz yiyeceğiniz kuru ekmek, kraker veya diğer tahıl ürünlerinden yapılmış yiyecekler bulantıyı azaltabilir.
Yatak odanızı karartınız veya loş bir odada uyuyunuz. Yataktan yavaşça kalkınız ve ani hareketlerden kaçınınız.

Yemekten hemen sonra dişlerinizi fırçalamayınız.

Gevşemeye, stresten uzak durmaya çalışınız, ayaklarınızı uzatıp başınızı hafifçe yükselterek gün boyunca dinlenmeye çalışınız.

Bulantı hissettiğiniz zaman gazoz, maden suyu türü veya karbonatlı su türünden azar azar içiniz.
Temiz hava iyi gelebilir. Kısa yürüyüşler yapınız veya pencere açık iken uyumaya çalışınız. Yemek pişirirken camı açık tutunuz ve kokuyu dışarı atmak için fan kullanınız.

Ekşi, turşu veya limona benzer şeyleri yiyin veya içiniz.

Bazı insanlar bitkisel çayların bulantıya iyi geldiğini söylemişlerdir. İlaçlar gibi bu çaylar da bitkilerden yapılmıştır. Bu açıdan dikkatli kullanılmalıdır. Nane, ahududu, karahindi baba çiçeği, zencefil, papatya gibi bitkiler bu listeye dahil edilebilir.
Düşük kan şekeri, düşük B6 vitamin seviyeleri, potasyum ve magnezyum dengesizliği bulantıya neden olabilir. İyi ayarlanmış bir diyette bu vitamin ve mineraller yeterli miktarda bulunmalıdır. Diğer sorularınız için doktorunuzun ve diyetisyeninizin görüşünü almalısınız. Bunlara ek olarak gerekli tıbbi tedavide kusmayı önleyici ilaçlar, vitaminler ve mineraller tavsiye edilir.

Gebelik başlangıcında oluşan bulantı ve kusmalar zaman içinde geçecektir. Ciddi bulantı ve kusmalar nadir olup, kusma miktarından endişeli iseniz doktorunuza başvurunuz.

30 Eylül 2007 Pazar

Suda Doğum

Suda doğumda amaç nedir?
Su altında doğumda amaç, kişilerin streslerinin azaltılması ve kaslarının mümkün olduğunca gevşetilmesidir.

Suda doğum yaptıran hekimler ılık suyun sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğunu ve bu etkinin gebenin kendisini daha rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler. Tarihçeİlk su altı doğumu bir tesadüf sonucu, 1803 yılında Fransada yaşayan bir kadın tarafından kendi başına (hekim yardımı olmaksızın) gerçekleşmiştir.

1960lı yıllarda ilk defa eski Sovyetler Birliğinde Igor Charkovshy bu konuda deneme çalışmalarına başlamış, Onu 1978-1985 yılları arasında Fransada yaşayan Dr. Michel Odent izlemiş ve su altında pek çok doğumu gerçekleştirmiştir.

Suda doğum uygulamaları daha sonraları bir ara güncellik kazansa da belirli bölgeler dışında yaygınlaşmamıştır. Günümüzde eski Sovyet Cumhuriyetleri, İngiltere ve Fransanın bir kısmı ile Amerika Birleşik Devletlerinde sınırlı sayıda klinik ve hastanelerde uygulanmaktadır.
1994-1996 yılları arasında İngilterede gerçekleşen doğumların %0.6sı suda olmuş ve bu doğumların da %9u evde ebe yardımı ile gerçekleşmiştir. Bu doğumlarda bebek ölüm oranı binde 1.2 olup istatistiksel olarak normal doğumdan farklı değildir.

Suda doğum nasıl gerçekleşir?Tam teşekküllü hastanelerin bazılarında suda doğum için özel olarak hazırlanmış küvetler mevcuttur. İdeal olarak 37 santigrad dercede su içine gebe ve hekimin özel ekipmanlar ile girerek doğumun gerçekleşmesi sağlanmaktadır.
Burada suyun çok sıcak olması durumunda anne adayının kan dolaşımında değişim olabilir ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar yaşanabilir. Bu da hem anne adayını hem de bebeği risk altına sokabilir. Ayrıca suda uzun süre kalınması durumunda anne adayında terlemeye bağlı sıvı kaybı da görülebilir.

Suda doğumun avantajları nelerdir?Teorik olarak en büyük avantajı; ılık suyun kasları gevşetmesi, zihinsel rahatlık sağlaması ve bu sayede plasentaya giden kan akımının artarak daha az ağrılı ve daha kısa bir doğum sürecinin yaşanmasıdır. Diğeri ise 38 hafta boyunca suda gelişen fetüsün yine sıvı bir ortamda yaşama adım atacağı düşüncesidir.

Suda doğumun dezavantajları nelerdir?Gebenin ağrı eylemi sırasında bebeğin NST (External tokografi) ile kalp atımlarının izlenememesi bir dezavantajdır.
Yine, bebeğin göbek kordonunun kısa olması gibi durumlarda aniden su yüzüne çıkan kordon kopabilir ve bebek kan kaybedebilir. Bu da kan transfüzyonu gereksinimini arttırabilir.

Sonuç olarak...

Konuyla ilgili yapılan ve normal doğum ile suda doğumu karşılaştıran pek çok araştırmalarda yarar veya zarar etkisi açısından her iki doğum şeklinin birbirine karşı çok üstün avantaj ya da dezavantajları bulunmamakla birlikte, suda doğum özellikle son yıllarda pek çok çift tarafından tercih edilen alternatif bir doğum yöntemi haline gelmiştir..
Bu konuda hekim tecrübesi, hastane koşulları ve çiftlerin görüşleri ortak olarak değerlendirilmeli ve karar bu yönde şekillendirilmelidir.


Ankara/ Cebecideki Zekai Tahir Burak Hastanesinde (Büyük Doğumevi) 2006 yılı başı itibari ile suda doğum ünitesi açılarak -dileyen hastalara hizmet vermek üzere- hizmete girmiştir.

Op.Dr. Süleyman ESERDAĞ

28 Eylül 2007 Cuma

Hamilelik Döneminde Sigara Kullanımı


Hamilelik döneminde içilen sigara bebeği doğrudan etkiler. Sigara içen annelerin bebekleri, içmeyen annelerin bebeklerine göre daha zayıf doğmaktadır. Daha da kötüsü, nikotin bebeğinizin gelişimi için çok gerekli olan oksijeni yok edecektir. Bebeğin gelişimi tehlikeye girecektir. Doğumdan sonra bebek kilo alsa bile ileride yaşıtlarından çok daha zayıf ve daha kısa boylu olma ihtimali yüksektir. Zekasında da azalma gözlenebilir.

Sigaranın içindeki maddelerden biri olan NNK kimyasalı gebelik sırasında bebeğe geçerek onun DNA yapısını bozmaya çalışır ve ileriki yaşlarda kansere yol açar. Yani sigara içen bir kişi bozulan DNA yapısını çocuğuna da aktarır. Emziren annelerin bebeklerinin ilk idrarlarında NNK tespit edilmiştir.

İçilen sigaranın sayısı arttıkça hamile kalma süresi de o kadar uzuyor. Danimarkalı 11 bin kadın arasında yapılan araştırmaya göre günde 5-9 adet sigara içen kadınların hamile kalmak için 1 yıldan fazla bekleme oranı 1.8 kat daha fazla. Bu gecikme pasif içiciler için de geçerli.

İstatistiklere göre, sigara içen annelerin düşük yapma ve ölü doğum yapma oranı içmeyenler göre %50 daha fazladır. Ayrıca, sigara içenlerin bebekleri 21/2 oranında aniden ölüm riski taşır. Eğer hamile olmadan önce sigarayı bırakırsanız, tüm bu riskler dört ay içinde yok olacaktır.

25 Eylül 2007 Salı

Emzirme Döneminde Doğum Kontrol Yöntemleri

Emzirme sirasinda salgilanan hormonlar annenin rahim adelesinin kasilmasini rahimin küçülmesini ve kanamanin azalmasini saglar. Emzirme anne ile bebek arasindaki iletisim ve bebegin psikososyal gelisimi için de önem tasir.
Bu dönemde yeni dogan bebegi ile ilgilenmek isteyen anne için yeni bir gebelik düsüncesi ürkütücü olmaktadir.Emzirme döneminde dogurganlik (fertilite) azalir. Dogumdan sonra dogurganlik (fertilite) nin yeniden kazanilmasi emzirme süresi, sikligi adetin baslamasi ile ilgilidir.Ovulasyon(yumurtlama) genellikle ilk adetten birkaç hafta sonra baslar. Bebek anne sütü aliyorsa 6 ila 8 ay koruyabilir.
Fakat bebek ek gida(mama) aliyorsa dogumdan sonra 3. haftadan itibaren korunma yöntemi uygulanmalidir. Emziren kadinlarda bu risk % 1-2 den az olmakla beraber ilk adetten önce ovulasyonun baslayabildigi de gösterilmistir.

Emzirme döneminde adet olamama (amonere) gebelikte korur mu ?

Emzirme veya pompa ile sütün sagilmasi yumurtlama ve yumurtlama gelisimini baskilayan prolaktin hormonunu arttirir ve gebelikten koruyabilir.
Dünya saglik örgütünün yaptigi çok merkezli bir çalismada ; bebek sadece anne sütü ile besleniyorsa, 6 aydan küçükse, annenin adeti baslamamissa %98,1 oraninda gebelikten korudugu gösterilmistir.
Gündüz ve gece emzirme olmalidir(günde en az 6 kez). Bu yöntem çalisan annelerde basarili degildir.
Bebege 6. aydan sonra ek gidalara baslanmasi ile emzirme devam etse de koruyuculuk azalir.

Bariyer yöntemi ;

Basarisizlik orani %10 civarindadir. Prezervatif kullanimi gebelikten korudugu gibi cinsel yolla bulasan hastaliklardan da korur. Diafram (Vajinaya uygulanan esnek kap) dogumdan sonra 6 haftadan önce kullanilamaz. Vaginal tablet (spermisit) kullanimi emzirme döneminde olusan vaginal kurulugu arttirir.

Hormonal Yöntemler ;

Dogum kontrol haplari(kombine haplar) : Östrogen ve progesteron içerirler. Yapilan çalismalarda bu haplarin östrogen içeriginin süt miktarini azalttigi gösterilmistir. Östrogen içerdigi için gebelikte olusan kanin pihtilasma egilimi nedeniyle damar tikanikligi riski tasir dogumdan sonra 6 haftadan önce baslanmamalidir.
Anne emzirmese bile dogum kontrol hapina baslamak için en az 6 hafta beklenmelidir.

Sadece progesteron içeren dogum kontrol haplari : Dogumdan 6 hafta sonra baslanmalidir. Emzirme döneminde güvenle kullanilabilir.

Progesteron Içeren Igne (3 aylik igne) : Uzun yillardir denenmistir. Yan etkisi yoktur sütü az da olsa arttirdigi saptanmistir. Adet görmemeye neden olur ve bu durum igne kesilince düzelir.

Aylik Igneler : Östrogen içerdigi için sütü azaltir ve bu emzirme döneminde kullanim konusunda yeterli bilgi yoktur.

Implant : Kolda cilt altina uygulanan hormon içeren yaklasik 3 cm lik çubuk seklinde bir yapidir. Üç yil koruyuculugu vardir. Süte geçen az miktarda hormon bebegi etkilemez. Adet görmemeye neden olabilir.

Rahim içi araç (spiral) : Basarisizlik orani % 1-3 olarak saptanmistir. En erken dogumdan 4-6 hafta sonra uygulanabilir. Daha erken uygulanirsa rahim kasilmalari ile atilabilir. Hormonlu veya bakirli spiral uygulanabilir. Hormonun vücuda geçisi çok azdir ve sütü etkilemez.

Cerrahi Yöntem : Kalicidir. Erkek kisirlastirilmasi (vazektomi) anne sagligini ve emzirmeyi etkilemeyen , kolay, riski olmayan daha ucuz bir yöntemdir. Kadinin kisirlastirilmasi batin boslugu açildigi için enfeksiyon, kanama, karin içi organlarda yaralanma riski tasir ve genel anestezi gerektirir. Dogum sonrasi göbek altindan veya sezaryende uygulanimi emzirmeyi etkilemez.

Sonuç olarak emzirme döneminde uygulanacak dogum kontrol yöntemi seçimi bir çok faktöre baglidir. Bunlar önceden kullanilan alisilmis metod, gelecekte çocuk istegi, esin katilimi, emzirme durumu gibi faktörlerdir. Hangi yöntemin uygun oldugu bu faktörlere göre belirlenmelidir.

16 Eylül 2007 Pazar

Doğum Çantası

Bir anne adayının hastane çantasında olması gerekenler aşagıda sıralanmıştır. Ancak çantanızı hazırlarken dogum yapacagınız mevsime çok önem vermeli ona göre giysi koymalısınız.

Ayrıca doğum yapacagınız hastane ile görüsmeli sizin ve bebeginiz için temin edecekleri seyleri ögrenmelisiniz. Böylece çantanızı gereksiz, kullanmayacağınız esyalarla doldurmus olmazsınız

Bebek için :
2 tane bady (Mevsime göre kisa veya uzun kollu)
2 tane tulum
2 tane çorap
2 tane agiz mendili
2 tane pijama alti
2 tane sapka ve eldiven
2 takim kiyafet (zibin takimi, pijama takimi ,patigi,basligi vs)
Yelek ve hirka
Battaniye
3-4 tane bebek bezi
Araba koltugu/ana kucagi veya portbebe
Havlu
2 tane önlük
2 tane yelek
2 adet Patik
Göbek Bagii
Saç Fırçası
Burun Temizleme Aspiratörü
Biberon


Anne için :
2 adet gecelik
1 adet pijama
1 adet sabahlik
Alti kaymayan terlik
2 adet çorap
3-4 adet kilot
1-2 adet atlet
2 adet emzirme sütyeni
Hirka ya da sal
Koyu renk havlu
Hijyenik Ped
Gögüs Pedi
Gögüs Kalkani
Gögüs ucu için krem
Gögüs pompasi
Tarak
Dis Macunu-Dis firçasi
Sampuan
Sabun
Toka, Parfüm, makyaj malzemeleri
Kulak Pamugu
Kagit,kalem


Malzemeler :
Fotograf Makinesi veya kamera
Telefonlar ve sarj aletleri
Yedek piller
Kolonya, islak Mendil
Kagit Havlu
Kitap, dergi v.s.
Çikolata