28 Eylül 2007 Cuma
Hamilelik Döneminde Sigara Kullanımı
Hamilelik döneminde içilen sigara bebeği doğrudan etkiler. Sigara içen annelerin bebekleri, içmeyen annelerin bebeklerine göre daha zayıf doğmaktadır. Daha da kötüsü, nikotin bebeğinizin gelişimi için çok gerekli olan oksijeni yok edecektir. Bebeğin gelişimi tehlikeye girecektir. Doğumdan sonra bebek kilo alsa bile ileride yaşıtlarından çok daha zayıf ve daha kısa boylu olma ihtimali yüksektir. Zekasında da azalma gözlenebilir.
Sigaranın içindeki maddelerden biri olan NNK kimyasalı gebelik sırasında bebeğe geçerek onun DNA yapısını bozmaya çalışır ve ileriki yaşlarda kansere yol açar. Yani sigara içen bir kişi bozulan DNA yapısını çocuğuna da aktarır. Emziren annelerin bebeklerinin ilk idrarlarında NNK tespit edilmiştir.
İçilen sigaranın sayısı arttıkça hamile kalma süresi de o kadar uzuyor. Danimarkalı 11 bin kadın arasında yapılan araştırmaya göre günde 5-9 adet sigara içen kadınların hamile kalmak için 1 yıldan fazla bekleme oranı 1.8 kat daha fazla. Bu gecikme pasif içiciler için de geçerli.
İstatistiklere göre, sigara içen annelerin düşük yapma ve ölü doğum yapma oranı içmeyenler göre %50 daha fazladır. Ayrıca, sigara içenlerin bebekleri 21/2 oranında aniden ölüm riski taşır. Eğer hamile olmadan önce sigarayı bırakırsanız, tüm bu riskler dört ay içinde yok olacaktır.
Seviyorum Ama Dinleyemiyorum
Uzmanlara göre boşanmaya varan çatışmaların baş nedeni eşlerin birbirini dinlemesini bilmemek. Psikolog Yasemin Abdalla, 'dinleme'nin püf noktalarını yazdı.
EŞİNİZİ YETERİ KADAR DİNLEDİĞİNİZE İNANIYOR MUSUNUZ?
Çiftler arasında en az yaşanan, en az hissedilen duygu dinlenilmektir. Özellikle kadınları evlilikte ziyadesiyle öfkelendiren, erkeklerin dinlememesidir. Dinlemek ya da dinlenilmek sevgiyi, saygıyı, değeri ifade eder. Öğrenmek, anlaşılmak, yakınlaşmak için dinlemek ilişkiye değer katacaktır. Her ne kadar aşkla, sevgiyle çiftler birbirine bağlı olsalar bile yetersiz dinleme bu bağı zaman içinde zedelemektedir.
Peki evlilik için bu kadar önemli olan dinleme dinamiği nasıl kazanılır?
- Dinlemek için önce konsantre olmak yani istekli olmak gerekir. Bunun için önce dinlemeyi bozucu unsurlar kontrol altına alınmalı. Eğer konsantre olamıyorsanız; dinlemeyi bir başka zamana erteleyebilirsiniz. Kötü bir dinleyici olmaktansa bu iş için uygun zaman dilimi ayırmak çok daha etik bir davranıştır.
- Eşinizi dinlerken elinizden geldiğince cümlesini bitirmesine fırsat verin. Zira çiftler herhangi bir problemle alakalı olarak birbirleriyle konuştuklarında, henüz birinin cümlesi bitmeden diğeri konuşmaya başlar. Bu eşlerin duygu ve düşüncesini hem ifade etmesine engel olur hem de karşı tarafı rencide eder. Ötekinin konuşmasının sonucunu beklemeden yorum yapmak yanlış çıkarımlara sebebiyet vereceğinden amaçlanan sonuca ulaşmak mümkün olmaz. Dinlemek sabrı en güzel gösteren ibredir. Sabırsa eşler arasındaki ilişkiye yapılan en güzel yatırım ve emektir.
- Eşinizi dinlerken onu doğru anlayıp anlamadığınıza dair sorular sorun. Eşinizin söylediklerini ona özetleyebilirsiniz. Ayrıca tam olarak ne demek istediğini anlamaya çalışın.
Böyle davranmanın iletişimde iki büyük faydası vardır:
1- Tam bilgi aldığınızdan emin olursunuz.
2- Ona değer verdiğinizi ifade etmiş olursunuz.
- İletişimde en önemli unsurlardan biri eşiniz konuşurken o anki ihtiyacı nedir?
a) rahatlamak mı?
b) öfkesini çıkarmak mı?
c) ikna etmek mi?
d) anlaşılmak mı?
Bu şıklardan hangisine ihtiyacı olduğunu doğru anlamak gerekir. Zira eşinizin ihtiyacı bizden ne beklediğini gösteren ibre oluğundan, sonuca daha çabuk ulaşmanızı sağlar.
Yapılan araştırmalarda erkeklerin daha çok problemin çözümüne odaklandıklarını, kadınların ise sonuçtan çok anlaşılmaya değer verdikleri gözlenmiştir. Eşler, ilişkilerinde bu unsuru her zaman aklında tutmalıdır.
Psikolog Yasemin ABDALLA
EŞİNİZİ YETERİ KADAR DİNLEDİĞİNİZE İNANIYOR MUSUNUZ?
Çiftler arasında en az yaşanan, en az hissedilen duygu dinlenilmektir. Özellikle kadınları evlilikte ziyadesiyle öfkelendiren, erkeklerin dinlememesidir. Dinlemek ya da dinlenilmek sevgiyi, saygıyı, değeri ifade eder. Öğrenmek, anlaşılmak, yakınlaşmak için dinlemek ilişkiye değer katacaktır. Her ne kadar aşkla, sevgiyle çiftler birbirine bağlı olsalar bile yetersiz dinleme bu bağı zaman içinde zedelemektedir.
Peki evlilik için bu kadar önemli olan dinleme dinamiği nasıl kazanılır?
- Dinlemek için önce konsantre olmak yani istekli olmak gerekir. Bunun için önce dinlemeyi bozucu unsurlar kontrol altına alınmalı. Eğer konsantre olamıyorsanız; dinlemeyi bir başka zamana erteleyebilirsiniz. Kötü bir dinleyici olmaktansa bu iş için uygun zaman dilimi ayırmak çok daha etik bir davranıştır.
- Eşinizi dinlerken elinizden geldiğince cümlesini bitirmesine fırsat verin. Zira çiftler herhangi bir problemle alakalı olarak birbirleriyle konuştuklarında, henüz birinin cümlesi bitmeden diğeri konuşmaya başlar. Bu eşlerin duygu ve düşüncesini hem ifade etmesine engel olur hem de karşı tarafı rencide eder. Ötekinin konuşmasının sonucunu beklemeden yorum yapmak yanlış çıkarımlara sebebiyet vereceğinden amaçlanan sonuca ulaşmak mümkün olmaz. Dinlemek sabrı en güzel gösteren ibredir. Sabırsa eşler arasındaki ilişkiye yapılan en güzel yatırım ve emektir.
- Eşinizi dinlerken onu doğru anlayıp anlamadığınıza dair sorular sorun. Eşinizin söylediklerini ona özetleyebilirsiniz. Ayrıca tam olarak ne demek istediğini anlamaya çalışın.
Böyle davranmanın iletişimde iki büyük faydası vardır:
1- Tam bilgi aldığınızdan emin olursunuz.
2- Ona değer verdiğinizi ifade etmiş olursunuz.
- İletişimde en önemli unsurlardan biri eşiniz konuşurken o anki ihtiyacı nedir?
a) rahatlamak mı?
b) öfkesini çıkarmak mı?
c) ikna etmek mi?
d) anlaşılmak mı?
Bu şıklardan hangisine ihtiyacı olduğunu doğru anlamak gerekir. Zira eşinizin ihtiyacı bizden ne beklediğini gösteren ibre oluğundan, sonuca daha çabuk ulaşmanızı sağlar.
Yapılan araştırmalarda erkeklerin daha çok problemin çözümüne odaklandıklarını, kadınların ise sonuçtan çok anlaşılmaya değer verdikleri gözlenmiştir. Eşler, ilişkilerinde bu unsuru her zaman aklında tutmalıdır.
Psikolog Yasemin ABDALLA
MULTIPLE MYELOM
Multiple myelom, kemik iliğinin kanseridir.
Nedeni immün sistemde görevli beyaz kürelerin bir türü olan, plazma hücrelerinin kontrolsüz büyümesidir. Normalde plazma hücreleri immünglobülün veya antikor adı verilen bağışıklık sistemine ait maddeleri üretirler.
Ancak, multiple myelom da plazma hücreleri kontrolsüz bir şekilde çoğalırlar ve çok aşırı miktarda tek tip immünglobülin üretirler. Diğer tür immünglobülinlerde ise tehlikeli düzeyde azalma meydana gelir; bu durumda hasta enfeksiyonlara karşı duarlı hale gelir.
Dahası, kanser hücreleri kemiklerde ve kemik iliklerinde toplanarak, kemik dokusunu harap eden tümörler (kitleler) meydana getirirler, bu durum kemiklerin zayıflamasına ve kırıklara neden olabilir.
Multiple myelom, son derece nadir bir kanser türüdür, ABD de her 100.000 kişide 3-4 kişide görülür. Bu hastalıkta yaş önemli bir risktir, hastalık genelde 60 yaş civarında ortaya çıkar.
Diğer risk faktörleri; radyasyon, asbest, benzen ve pestisidlerdir. Hastalığın ilk başlarında herhangi bir şikayet olmayabilir.
Bununla birlikte multipl myelom geliştikçe, aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:
- Kemik ağrıları, özellikle sırt, kaburga ve bazen de kollarda. Bu ağrıların ortaya çıkabilmesi için myelom hücrelerinin sayısı kemikte harabiyet oluşturabilecek kadar çok olmalıdır,
- Sık sık enfeksiyonlara yakalanmak,
- Halsizlik,
- Kanamaların artması, özellikle burun ve dişetlerinde,
- Vücutta kolayca çürüklerin meydana gelmesi,
- Ciltte genel bir hissizlik,
- Ciddi böbrek şikayetleri,
- Tat duyusunun kaybolması,
- Bulantı ve kusma,
- Zihin bulanıklığı.
Tanının konmasında doktorunuzun şüphelenmesi, ve kan tahlilleri yönlendiricidir. Kanser hücrelerinin kemik iliğini işgal etmesine bağlı olarak, normal kırmızı kan hücrelerinin üretimi azalır ve hastada kansızlık (anemi) ortaya çıkar. Kan testlerinde ayrıca artmış immünglobülinlerden dolayı protein miktarınd artış saptanır. 24 saatlik idrarda, hastalığa yönelik anormal proteinler saptanabilir. Vücuttaki uzun kemiklerin, kafatası ve göğüs röntgenlerinin çekilmeis myelom tanısının konmasında destekleyici bilgiler verir ve kemiklerdeki zayıflamayı ortaya koyar. Plazma hücrelerinin anormal derecede arttığını ispatlamak için kemik iliği biyopsisi yapmalıdır.
Normalde plazma hücreleri kemik iliğindeki hücrelerin %5 inden daha azını teşkil ederler. Ancak myelomlu hastalarda bu oran %10-%90 arasında olabilir. Tanısal amaçla yapılan kemik iliği biyopsisinde, %30 dan fazla plazma hücresi saptanası multipl myelom tanısı koydurur. Tanı konduktan sonra, kanserin yaygınlığını saptamaya yönelik testler yapılmalarak hastalığın evresi saptanmalıdır. Evreleme karmaşık bir işlem sayılabilir ve protein düzeyine, kalsiyum seviyelerine, böbrek fonksiyonlarına ve kemik hasarına göre belirlenir.
Aşağıdaki evreleme, her klinik tarafından uygulanmıyor olabilir veya değiştirilerek uygulanıyor olabilir.
- Evre - I : az miktarda kanseri hücresi vücuda yayılmıştır ve hastada herhangi bir şikayet olmayabilir. - Evre - II : yayılım birinci evreye göre daha fazladır.
- Evre - III : çok sayıda kanser hücresi vücuda yayılmıştır.
Aynı zamanda kansızlık, kemik hücrelerinin yıkımına bağlı olarak kan kalsiyum miktarının artışı, üçten fazla kemikte tümöral kitle veya kanda M-protein adı verilen protein miktarının artışı olabilir. Hastaların yaklaşık olarak %15 i tanı konulduktan sonraki ilk üç ay içinde yaşamlarını yitirirler. Çoğu hastada ise hastalık 2-5 yıl süresinde yavaş yavaş ilerler ve durumun aniden kötüleştiği bir dönemle sona erer. Kişileri radyasyon, asbest, benzen ve pestisidlerden koruyarak multiple myelomalı hastaların sayısını bir miktar azaltmak mümkündür.
Tedavi
Eğer hastada her hangi bir belirti (şikayet) yoksa tedavi hastalık ilerleyene kadar ertelenebilir, ancak hastanın genel durumu iyi değerlendirilmelidir.
Tedavi başladığında :
- 1 veya 2 yıl boyunca sürecek 4-6 haftalık ilaç tedavileri (kemoterapi) uygulanır. Bu tedavi ile hastaların %70 inde bir miktar iyileşme ve %10 unda tam remisyon (tam iyileşme dönemi) elde edilebilir.
- belirli kemiklerin tutulduğu hastalarda radyasyon tedavisi uygulanabilir.
- ciddi enfeksiyonların oluşmasının engellenmesi için intravenöz (damar içine) immünglobülin verilebilir. - kemik iliği transplantasyonu. Bu tedavi 65 yaşın altındaki hastalarda ve özellikle hastalığın ilk başlarında fayda sağlayabilir.
- ancak yukarıda açıklanan tedavi yöntemlerinden herhangi birinin hastaları tam olarak tedavi edebileği kesin değildir, ancak bu yöntemler hastaların uzun yıllar yaşamasına katkıda bulunabilir.
Eğer sizde sık sık enfeksiyon gelişiyorsa, kemik ağrısı, sık burun kanaması, küçük bir kesik sonucu uzun süreli kanama, kolay çürük oluşumu ve anormal derecede halsizlik şikayetleriniz varsa vakit geçirmeden hekiminize müracaat edin.
Özellikle 50 yaşın üzerindeki kişiler bu tür şikayetler konusunda dikaktli olmalıdır. Multipl myelomlu hastaların %29 u tanı konulduktan sonra 5 yıldan fazla yaşamaktadırlar.
Ancak multiple myelomlu her hangi bir hasta için 5 yıllık yaşam süresi, hastalığın evresine bağlıdır:
- Evre I : %25 - %40
- Evre II : %15 - %30
- Evre III : %10 - 25
Nedeni immün sistemde görevli beyaz kürelerin bir türü olan, plazma hücrelerinin kontrolsüz büyümesidir. Normalde plazma hücreleri immünglobülün veya antikor adı verilen bağışıklık sistemine ait maddeleri üretirler.
Ancak, multiple myelom da plazma hücreleri kontrolsüz bir şekilde çoğalırlar ve çok aşırı miktarda tek tip immünglobülin üretirler. Diğer tür immünglobülinlerde ise tehlikeli düzeyde azalma meydana gelir; bu durumda hasta enfeksiyonlara karşı duarlı hale gelir.
Dahası, kanser hücreleri kemiklerde ve kemik iliklerinde toplanarak, kemik dokusunu harap eden tümörler (kitleler) meydana getirirler, bu durum kemiklerin zayıflamasına ve kırıklara neden olabilir.
Multiple myelom, son derece nadir bir kanser türüdür, ABD de her 100.000 kişide 3-4 kişide görülür. Bu hastalıkta yaş önemli bir risktir, hastalık genelde 60 yaş civarında ortaya çıkar.
Diğer risk faktörleri; radyasyon, asbest, benzen ve pestisidlerdir. Hastalığın ilk başlarında herhangi bir şikayet olmayabilir.
Bununla birlikte multipl myelom geliştikçe, aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:
- Kemik ağrıları, özellikle sırt, kaburga ve bazen de kollarda. Bu ağrıların ortaya çıkabilmesi için myelom hücrelerinin sayısı kemikte harabiyet oluşturabilecek kadar çok olmalıdır,
- Sık sık enfeksiyonlara yakalanmak,
- Halsizlik,
- Kanamaların artması, özellikle burun ve dişetlerinde,
- Vücutta kolayca çürüklerin meydana gelmesi,
- Ciltte genel bir hissizlik,
- Ciddi böbrek şikayetleri,
- Tat duyusunun kaybolması,
- Bulantı ve kusma,
- Zihin bulanıklığı.
Tanının konmasında doktorunuzun şüphelenmesi, ve kan tahlilleri yönlendiricidir. Kanser hücrelerinin kemik iliğini işgal etmesine bağlı olarak, normal kırmızı kan hücrelerinin üretimi azalır ve hastada kansızlık (anemi) ortaya çıkar. Kan testlerinde ayrıca artmış immünglobülinlerden dolayı protein miktarınd artış saptanır. 24 saatlik idrarda, hastalığa yönelik anormal proteinler saptanabilir. Vücuttaki uzun kemiklerin, kafatası ve göğüs röntgenlerinin çekilmeis myelom tanısının konmasında destekleyici bilgiler verir ve kemiklerdeki zayıflamayı ortaya koyar. Plazma hücrelerinin anormal derecede arttığını ispatlamak için kemik iliği biyopsisi yapmalıdır.
Normalde plazma hücreleri kemik iliğindeki hücrelerin %5 inden daha azını teşkil ederler. Ancak myelomlu hastalarda bu oran %10-%90 arasında olabilir. Tanısal amaçla yapılan kemik iliği biyopsisinde, %30 dan fazla plazma hücresi saptanası multipl myelom tanısı koydurur. Tanı konduktan sonra, kanserin yaygınlığını saptamaya yönelik testler yapılmalarak hastalığın evresi saptanmalıdır. Evreleme karmaşık bir işlem sayılabilir ve protein düzeyine, kalsiyum seviyelerine, böbrek fonksiyonlarına ve kemik hasarına göre belirlenir.
Aşağıdaki evreleme, her klinik tarafından uygulanmıyor olabilir veya değiştirilerek uygulanıyor olabilir.
- Evre - I : az miktarda kanseri hücresi vücuda yayılmıştır ve hastada herhangi bir şikayet olmayabilir. - Evre - II : yayılım birinci evreye göre daha fazladır.
- Evre - III : çok sayıda kanser hücresi vücuda yayılmıştır.
Aynı zamanda kansızlık, kemik hücrelerinin yıkımına bağlı olarak kan kalsiyum miktarının artışı, üçten fazla kemikte tümöral kitle veya kanda M-protein adı verilen protein miktarının artışı olabilir. Hastaların yaklaşık olarak %15 i tanı konulduktan sonraki ilk üç ay içinde yaşamlarını yitirirler. Çoğu hastada ise hastalık 2-5 yıl süresinde yavaş yavaş ilerler ve durumun aniden kötüleştiği bir dönemle sona erer. Kişileri radyasyon, asbest, benzen ve pestisidlerden koruyarak multiple myelomalı hastaların sayısını bir miktar azaltmak mümkündür.
Tedavi
Eğer hastada her hangi bir belirti (şikayet) yoksa tedavi hastalık ilerleyene kadar ertelenebilir, ancak hastanın genel durumu iyi değerlendirilmelidir.
Tedavi başladığında :
- 1 veya 2 yıl boyunca sürecek 4-6 haftalık ilaç tedavileri (kemoterapi) uygulanır. Bu tedavi ile hastaların %70 inde bir miktar iyileşme ve %10 unda tam remisyon (tam iyileşme dönemi) elde edilebilir.
- belirli kemiklerin tutulduğu hastalarda radyasyon tedavisi uygulanabilir.
- ciddi enfeksiyonların oluşmasının engellenmesi için intravenöz (damar içine) immünglobülin verilebilir. - kemik iliği transplantasyonu. Bu tedavi 65 yaşın altındaki hastalarda ve özellikle hastalığın ilk başlarında fayda sağlayabilir.
- ancak yukarıda açıklanan tedavi yöntemlerinden herhangi birinin hastaları tam olarak tedavi edebileği kesin değildir, ancak bu yöntemler hastaların uzun yıllar yaşamasına katkıda bulunabilir.
Eğer sizde sık sık enfeksiyon gelişiyorsa, kemik ağrısı, sık burun kanaması, küçük bir kesik sonucu uzun süreli kanama, kolay çürük oluşumu ve anormal derecede halsizlik şikayetleriniz varsa vakit geçirmeden hekiminize müracaat edin.
Özellikle 50 yaşın üzerindeki kişiler bu tür şikayetler konusunda dikaktli olmalıdır. Multipl myelomlu hastaların %29 u tanı konulduktan sonra 5 yıldan fazla yaşamaktadırlar.
Ancak multiple myelomlu her hangi bir hasta için 5 yıllık yaşam süresi, hastalığın evresine bağlıdır:
- Evre I : %25 - %40
- Evre II : %15 - %30
- Evre III : %10 - 25
Vejetaryen Beslenme
Vejetaryen beslenme genel olarak et yememek olarak bilinse de kendi içinde bir çok çeşide ayrılır. Veganlar hayvansal hiç bir gıdayı yemezler, bunlara süt, peynir ve bal gibi gıdalar da dahildir. Lakto-, ovo-, lakto-ovo vejetaryenlerin yiyecek grupları Latince kelimelerden anlaşılır. Lakto süt, ovo ise yumurta demektir. Lakto vejetaryenler süt ürünleri, ovo vejetaryenler yumurta, lakto-ovo vejetaryenler ise süt ürünleri ve yumurtayı birlikte tüketebilirler.
Makrobiotik beslenme Çin tedavi yöntemleri ile aynı felsefeyi paylaşır. Makrobiotik olarak beslenen insanlar işlenmemiş yiyecekleri tüketir ki bunlara un ve tatlandırıcılar da dahildir. Diğer bir vejetaryen sınıfı fruteryen olarak adlandırılır. Bu kişiler sadece bitkisel kaynaklı, bitkiye zarar vermeden elde edilmiş ürünleri yerler. Bu çeşit beslenmede yenebilecek ürünlere bir kaç örnek meyve, kuruyemişler ve çekirdeklerdir. Bunlara ek olarak zaman zaman vejetaryen beslenmeyi seçenler de vardır. Gittikçe artan vejetaryen yanlısı sağlık haberlerinin bu gelişmede büyük payı olduğu kaçınılmaz.
Hayat tarzı olarak vejetaryen beslenme:
Eğer vejetaryen olmak istiyorsanız ve çeşidine karar veremiyorsanız, neden vejetaryenliği çekici bulduğunuza karar vermeniz gerekir. Her yeni vejetaryen motivasyonlarını düşünüp hayat tarzına en uygun düşeni seçmeye dikkat etmelidir. Vejetaryen beslenmede en önemli problem alınan protein miktarında azalma olarak dile getirilir. Hayvansal gıdalardaki proteinler tam proteinler olarak adlandırırlar ve insan vücudu için gerekli olan bütün amino asitleri içerirler. Bitkisel proteinler ise gerekli olan amino asitlerin hepsini içermezler. Bu yüzden bir kaç bitkisel gıdanın birleşimiyle gerekli protein bütünlüğü sağlanır. Bu tür birleşimin klasik örneği arpa, çavdar, yulaf gibi tahıllar mercimek, fasulye ve bezelye gibi baklagillerle eşleştirilir ve böylece tam protein elde edilmiş olur.
Makrobiotik beslenme Çin tedavi yöntemleri ile aynı felsefeyi paylaşır. Makrobiotik olarak beslenen insanlar işlenmemiş yiyecekleri tüketir ki bunlara un ve tatlandırıcılar da dahildir. Diğer bir vejetaryen sınıfı fruteryen olarak adlandırılır. Bu kişiler sadece bitkisel kaynaklı, bitkiye zarar vermeden elde edilmiş ürünleri yerler. Bu çeşit beslenmede yenebilecek ürünlere bir kaç örnek meyve, kuruyemişler ve çekirdeklerdir. Bunlara ek olarak zaman zaman vejetaryen beslenmeyi seçenler de vardır. Gittikçe artan vejetaryen yanlısı sağlık haberlerinin bu gelişmede büyük payı olduğu kaçınılmaz.
Hayat tarzı olarak vejetaryen beslenme:
Eğer vejetaryen olmak istiyorsanız ve çeşidine karar veremiyorsanız, neden vejetaryenliği çekici bulduğunuza karar vermeniz gerekir. Her yeni vejetaryen motivasyonlarını düşünüp hayat tarzına en uygun düşeni seçmeye dikkat etmelidir. Vejetaryen beslenmede en önemli problem alınan protein miktarında azalma olarak dile getirilir. Hayvansal gıdalardaki proteinler tam proteinler olarak adlandırırlar ve insan vücudu için gerekli olan bütün amino asitleri içerirler. Bitkisel proteinler ise gerekli olan amino asitlerin hepsini içermezler. Bu yüzden bir kaç bitkisel gıdanın birleşimiyle gerekli protein bütünlüğü sağlanır. Bu tür birleşimin klasik örneği arpa, çavdar, yulaf gibi tahıllar mercimek, fasulye ve bezelye gibi baklagillerle eşleştirilir ve böylece tam protein elde edilmiş olur.
27 Eylül 2007 Perşembe
Migren İçin Öneriler
Gerekli olanlar:
Defne yaprağı, Oğul otu, Fesleğen Kullanılışı: 2 su bardağı kaynar su içerisine birer tatlı kaşığı hafif ezilmiş defne, oğul otu ve fesleğen koyularak 15 dakika demlenecek.
Ilık olarak yudumlayarak yavaş yavaş içilecek.
Şeker hastalığı olmayanlar bir kaşık bal ile tatlandırabilirler. Günde 2-3 bardak içilebilir. Düzenli olarak en az 1 ay devam edilmelidir.
Gün içerisinde çay kahve yerine adaçayı, ıhlamur, oğul otu bitki çayları içilmesi faydalıdır. Çay, kahve, sigara, alkol mümkün olduğunca kullanılmamalıdır.
Defne yaprağı, Oğul otu, Fesleğen Kullanılışı: 2 su bardağı kaynar su içerisine birer tatlı kaşığı hafif ezilmiş defne, oğul otu ve fesleğen koyularak 15 dakika demlenecek.
Ilık olarak yudumlayarak yavaş yavaş içilecek.
Şeker hastalığı olmayanlar bir kaşık bal ile tatlandırabilirler. Günde 2-3 bardak içilebilir. Düzenli olarak en az 1 ay devam edilmelidir.
Gün içerisinde çay kahve yerine adaçayı, ıhlamur, oğul otu bitki çayları içilmesi faydalıdır. Çay, kahve, sigara, alkol mümkün olduğunca kullanılmamalıdır.
Etiketler:
ALTERNATIF TEDAVİLER- BİTKİLER,
KİŞİSEL BAKIM,
SAĞLIK ÖNERİLERİ
Anaokulu Seçerken
Çocuğunuzu anaokuluna başlatmaya karar verdiniz. Ona verebileceğiniz en güzel hediyenin "okul öncesi eğitim" olduğunun farkındasınız.
Çocuğunuzu 1 gün bile herhangi bir insana emanet edemeyeceğinize göre,1 yıl boyunca devam edeceği anaokulunu seçerken de herhangi bir kuruma emanet edemezsiniz. Hatta 3-5 yakın akrabanızdan birine kısa bir süre emanet etmeniz gerekse bile seçici davranır, çocuk sevgisi ve merhameti yüksek,emanet ve adalet duygusu gelişmiş, temiz, titiz ,cömert olanı hangisi ise ona emanet edersiniz.
Peki, anaokulu seçerken nasıl bir yol izlemeliyiz?
1-MEKAN:
Öncelikle vakit ayırıp ,okulu( mümkünse eğitim saatlerinde) iyice gezmek şart.Temizlik,estetik ,güvenlik konularında gözlem yapıp mekan hakkında fikir sahibi olun.Bu ilk yapacağınız iş olup çok önemlidir fakat tek başına yeterli ve EN önemli husus değildir. Neticede güçlü bir sermaye ile etkileyici bir mekan tanzim edilebilir ve siz yavrunuzu altın bir kafese koyabilirsiniz.Mekanda önemli olan hususlar, ev ortamı kadar sıcak,okul ortamı için elverişli, tertemiz ,yeterli oyun gruplarına ve güvenlik tedbirlerine sahip olmasıdır.
2-İDARİ PERFORMANS :
Mekanı genel olarak beğendiniz,şimdi ikinci aşamada okulun idari performansı hakkında kanaat sahibi olmak gerekir.Yavrunuzu emanet edeceğiniz kurumun/kişinin idari performansı karakteri ve hayat felsefesi, yüksek fedakarlık isteyen bu sektöre uygun olmalı,hizmet heyecanı daima ticari hesapların üstünde olmalıdır.Tabii yarım saatlik bir görüşmede bunun tespiti zor.Bu nedenle bazı somut göstergelerin de iyi okunması gerekir:
A)Referans: Öncelikle bu okulda çocuğu olan “fikrine güvendiğiniz” bir velinin tavsiyesi
B)Okulun yaşı ve mevcut öğrenci sayısı :Okula olan güven konusunda bir anlam ifade edebilir.
C)Okul ücretlerinin pahalı yada ucuz değil makul seviyede olması iyi bir göstergedir.
D)Şeffaflık: Velilerin evden yada işyerinden okulu izleyebilecekleri kamera sisteminin olması "çocuğum kapalı kapılar ardında ne durumda" diye merak eden duyarlı veliler için şeffaflık adına önemli bir özellik,okul idaresi için de tüm sınıfları aynı anda denetleme imkanıdır.Ayrıca zamanımızda iyi tanzim edilmiş sıkça güncellenen bir web sitesi mutlaka olmalıdır.Şeffaf olma gayreti iyi niyetin ve iyi hizmetin en önemli göstergesidir.
E) Resmi Makamlardan ruhsatlı olması:Günümüzde birçok denetimsiz korsan anaokulu vardır.Milli Eğitim' e bağlı okullar oldukça iyi denetlenmektedir.
F)Eğitim Kadrosu: Okulun mutlaka iyi bir danışman psikologu olması önemlidir. Öğretmenlerin çocuk gelişimi diploması olması ve pozitif şahsiyetli,ahlaki seviyesi yüksek olması ve işinin ehli olmaları esastır.
3-YEMEK:
Yemekler çocuk gelişiminde ve güvenliğinde önemli bir yer tutar.Öncelikle gıdada güvenilir markalar,alışverişte güvenilir işletmeler tercih eden bir anlayışın aranması gerekir.Çocuğun doyması önemli ama sağlıklı beslenmesi çok daha önemlidir.Velilerin arasıra yemek vakti okula gelip misafir olmaları bu konuda kanaat edinmek için iyi bir yöntemdir.
4-SERVİS:
Okul öncesi servisleri en zahmetli ,en dikkat isteyen servislerdir.Bu konuda "güvenlik" en önemli unsur olduğu için servis araçlarının yeni olması,sürücülerin ve servis hosteslerinin yetenekli olması gerekmektedir.Veliler için eve en yakın anaokulu tercih nedenidir.Ancak ,servis ücretini ve hergün serviste geçen 20-30 dakikayı hesaplarken,yavrunuz için epeyce ücret ödemiş olduğunuz koca bir eğitim dönemini çöpe atmış olabilirsiniz.
Çocuğunuzu 1 gün bile herhangi bir insana emanet edemeyeceğinize göre,1 yıl boyunca devam edeceği anaokulunu seçerken de herhangi bir kuruma emanet edemezsiniz. Hatta 3-5 yakın akrabanızdan birine kısa bir süre emanet etmeniz gerekse bile seçici davranır, çocuk sevgisi ve merhameti yüksek,emanet ve adalet duygusu gelişmiş, temiz, titiz ,cömert olanı hangisi ise ona emanet edersiniz.
Peki, anaokulu seçerken nasıl bir yol izlemeliyiz?
1-MEKAN:
Öncelikle vakit ayırıp ,okulu( mümkünse eğitim saatlerinde) iyice gezmek şart.Temizlik,estetik ,güvenlik konularında gözlem yapıp mekan hakkında fikir sahibi olun.Bu ilk yapacağınız iş olup çok önemlidir fakat tek başına yeterli ve EN önemli husus değildir. Neticede güçlü bir sermaye ile etkileyici bir mekan tanzim edilebilir ve siz yavrunuzu altın bir kafese koyabilirsiniz.Mekanda önemli olan hususlar, ev ortamı kadar sıcak,okul ortamı için elverişli, tertemiz ,yeterli oyun gruplarına ve güvenlik tedbirlerine sahip olmasıdır.
2-İDARİ PERFORMANS :
Mekanı genel olarak beğendiniz,şimdi ikinci aşamada okulun idari performansı hakkında kanaat sahibi olmak gerekir.Yavrunuzu emanet edeceğiniz kurumun/kişinin idari performansı karakteri ve hayat felsefesi, yüksek fedakarlık isteyen bu sektöre uygun olmalı,hizmet heyecanı daima ticari hesapların üstünde olmalıdır.Tabii yarım saatlik bir görüşmede bunun tespiti zor.Bu nedenle bazı somut göstergelerin de iyi okunması gerekir:
A)Referans: Öncelikle bu okulda çocuğu olan “fikrine güvendiğiniz” bir velinin tavsiyesi
B)Okulun yaşı ve mevcut öğrenci sayısı :Okula olan güven konusunda bir anlam ifade edebilir.
C)Okul ücretlerinin pahalı yada ucuz değil makul seviyede olması iyi bir göstergedir.
D)Şeffaflık: Velilerin evden yada işyerinden okulu izleyebilecekleri kamera sisteminin olması "çocuğum kapalı kapılar ardında ne durumda" diye merak eden duyarlı veliler için şeffaflık adına önemli bir özellik,okul idaresi için de tüm sınıfları aynı anda denetleme imkanıdır.Ayrıca zamanımızda iyi tanzim edilmiş sıkça güncellenen bir web sitesi mutlaka olmalıdır.Şeffaf olma gayreti iyi niyetin ve iyi hizmetin en önemli göstergesidir.
E) Resmi Makamlardan ruhsatlı olması:Günümüzde birçok denetimsiz korsan anaokulu vardır.Milli Eğitim' e bağlı okullar oldukça iyi denetlenmektedir.
F)Eğitim Kadrosu: Okulun mutlaka iyi bir danışman psikologu olması önemlidir. Öğretmenlerin çocuk gelişimi diploması olması ve pozitif şahsiyetli,ahlaki seviyesi yüksek olması ve işinin ehli olmaları esastır.
3-YEMEK:
Yemekler çocuk gelişiminde ve güvenliğinde önemli bir yer tutar.Öncelikle gıdada güvenilir markalar,alışverişte güvenilir işletmeler tercih eden bir anlayışın aranması gerekir.Çocuğun doyması önemli ama sağlıklı beslenmesi çok daha önemlidir.Velilerin arasıra yemek vakti okula gelip misafir olmaları bu konuda kanaat edinmek için iyi bir yöntemdir.
4-SERVİS:
Okul öncesi servisleri en zahmetli ,en dikkat isteyen servislerdir.Bu konuda "güvenlik" en önemli unsur olduğu için servis araçlarının yeni olması,sürücülerin ve servis hosteslerinin yetenekli olması gerekmektedir.Veliler için eve en yakın anaokulu tercih nedenidir.Ancak ,servis ücretini ve hergün serviste geçen 20-30 dakikayı hesaplarken,yavrunuz için epeyce ücret ödemiş olduğunuz koca bir eğitim dönemini çöpe atmış olabilirsiniz.
Spastisite
Spastisite, kas gerildiğinde meydana gelen, anormal kas tonüsü artışına neden olan bir nörolojik durumdur. Spastik kaslar, kullanım sırasında normal gerilmeye karşı dirençlidir ve uzun sürelerle anormal şekilde kasılmış durumda kalabilir.
Kimde spastisite olur ?
Spastisite, motor yolların kimi kısımlarına, sinir sisteminin istemli hareketleri denetleyen bölgelerine hasar veren nörolojik bozukluklarda meydana gelebilir. Spastisiteye en sık olarak yol açan bozukluklar serebral palsi, omurilik yaralanması, mültipl skleroz, inme ve travmatik beyni hasarları, sözgelimi oksijensizlikten, fiziksel travmadan, kanamadan ya da infeksiyondan dolayı oluşan hasarlardır.
Spastisiteye yol açan nedir ?
Adaleler, gevşemiş durumla kalmaları (fleksiyona geçmemeleri) gerekirken kasılmalarına (kısalmalarına ya da fleksiyona geçmelerine) neden olan yanlış sinir sinyalleri aldıkları zaman spastisite meydana gelir. sinyallerin doğru kontrol edilememesi, beyindeki ya da omurilikteki bir hasardan kaynaklanır.
Spastisiteyi tetikleyen nedir?
Spastisite her zaman mevcut olmayabilir. Hızlı hareket ya da duyusal uyarım sonucunda ortaya çıkabilir. Spastisite tedavisinin önemli bir yönü, bu durumu tetikleyebilecek uyaran (stimulus) tiplerinin, örnek olarak ağrı, basınç yaraları (uzun süre yatma/ oturmayla oluşan yaralar), idrar yolu infeksiyonu, ayak tırnağının geri dönmesi (batan tırnak), sıkı giysiler ve kabızlık gibi uyaranların asgariye indirilmesidir.
Spastisiteyle ilişkili hareket problemleri nelerdir?
Spastisitenin şiddeti, hafif kas sertliğinden deformiteye ve kontraktür denilen kalıcı adale kısalmasına kadar değişebilir. Dinamik (spastisitenin indüklediği) kontraktür denilen olay çoğu zaman ilaç tedavisiyle azaltılabilir. Bu durum tedavi edilmezse, dinamik kontraktürün yerini sabit (fikse) kontraktür alabilir, bu durumda adalede oluşan hücresel değişiklikler adalenin kalıcı şekilde kısalmış olarak kalmasına yol açar. Bu durum ancak cerrahi girişimle tedavi edilebilir. Klonüs ya da hızlı, yinelenen kas spazmı da oluşabilir.
Spastisite, özellikle eğer eklemleri anormal pozisyonlara çekiyorsa ya da normal hareket açıklığını engelliyorsa ağrı verebilir. Spastisite herhangi bir kas grubunu etkileyebilmekle birlikte, bazı sık rastlanan klinik örüntüler vardır.
Spastisitenin komplikasyonları nelerdir?
Günlük yaşam etkinlikleri: Kasların bağımsız olarak kontrol edilememesi, giyinme, yemek yeme ve kişisel bakım gibi günlük yaşam etkinliklerinde çekilen güçlüğün artması anlamına gelebilir.
Temizlik: Sert, kısalmış ya da spastik kaslar avuç içi, koltukaltı ya da kasık gibi bölgelere ulaşmayı engelleyerek temizliği zorlaştırabilir. Kötü koku ve ciltte bozulma meydana gelebilir. Büyük ve küçük aptese çıkmak güçleşebilir.
Hareketlilik: Bacak kaslarındaki spastisite hareketliliği, oturup kalkmayı ve yataktan tekerlekli sandalyeye geçmeyi ya da bunun aksini yapmayı zorlaştırabilir.
Rahatlık: Spastisite rahat şekilde oturmayı ya da eklem ağrısını ya da basınç yaralarını önlemek için yeterli sıklıkla pozisyon değiştirmeyi güçleştirebilir. Ayaklardaki spastisite ayakkabıların ayağa rahat oturmasını engelleyebilir. Ciddi spastisite ağrılı eklem kaymalarına neden olabilir.
Spastisite tedavi edilebilir mi?
Evet, ama bazı vakalarda hiçbir tedavinin gerekli ya da arzu edilir olmadığını belirtmek önemlidir. En iyi tedavi sürecini belirlemek için, bir tıp profesyoneli tarafından değerlendirme yapılması kritik önem taşır.
Spastisite için kullanılabilecek birkaç tip tedavi vardır. Bunların en önemlisi, bir fizik tedavi uzmanının önereceği germe egzersizlerinin düzenli olarak yapılmasıdır. Kontraktür gelişiminin erken evresinde yapılacak düzenli germe egzersizleri (“hareket açıklığı egzersizleri”) kalıcı kısalmanın önlenmesine yardımcı olabilir. Bu, spastisite bulunan bazı kişiler için gerekli olan tek tedavidir. Vücudun birkaç bölgesini etkileyen spastisite için kullanılabilecek kas gevşetici ilaçlar vardır, bunlar ağız yoluyla alınır ya da omurilik sıvısına şırınga edilir.
Aşırı aktif kası zayıflatan ya da felç eden ilaçların (kemodenervasyon ajanlarının) lokal injeksiyonları daha izole durumdaki spastisite için etkili olabilir. İlaçlarla ya da injeksiyonlarla etkili şekilde tedavi edilemeyen ciddi spastisite, omurgadaki bazı aşırı aktif sinirlerin cerrahi yolla yıkımına yanıt verebilir. Kontraktür, tendonların uzamasına olanak veren seri olarak kalıba almayla (serial casting) ya da gerekirse ortopedik cerrahiyle tedavi edilebilir.
Kimde spastisite olur ?
Spastisite, motor yolların kimi kısımlarına, sinir sisteminin istemli hareketleri denetleyen bölgelerine hasar veren nörolojik bozukluklarda meydana gelebilir. Spastisiteye en sık olarak yol açan bozukluklar serebral palsi, omurilik yaralanması, mültipl skleroz, inme ve travmatik beyni hasarları, sözgelimi oksijensizlikten, fiziksel travmadan, kanamadan ya da infeksiyondan dolayı oluşan hasarlardır.
Spastisiteye yol açan nedir ?
Adaleler, gevşemiş durumla kalmaları (fleksiyona geçmemeleri) gerekirken kasılmalarına (kısalmalarına ya da fleksiyona geçmelerine) neden olan yanlış sinir sinyalleri aldıkları zaman spastisite meydana gelir. sinyallerin doğru kontrol edilememesi, beyindeki ya da omurilikteki bir hasardan kaynaklanır.
Spastisiteyi tetikleyen nedir?
Spastisite her zaman mevcut olmayabilir. Hızlı hareket ya da duyusal uyarım sonucunda ortaya çıkabilir. Spastisite tedavisinin önemli bir yönü, bu durumu tetikleyebilecek uyaran (stimulus) tiplerinin, örnek olarak ağrı, basınç yaraları (uzun süre yatma/ oturmayla oluşan yaralar), idrar yolu infeksiyonu, ayak tırnağının geri dönmesi (batan tırnak), sıkı giysiler ve kabızlık gibi uyaranların asgariye indirilmesidir.
Spastisiteyle ilişkili hareket problemleri nelerdir?
Spastisitenin şiddeti, hafif kas sertliğinden deformiteye ve kontraktür denilen kalıcı adale kısalmasına kadar değişebilir. Dinamik (spastisitenin indüklediği) kontraktür denilen olay çoğu zaman ilaç tedavisiyle azaltılabilir. Bu durum tedavi edilmezse, dinamik kontraktürün yerini sabit (fikse) kontraktür alabilir, bu durumda adalede oluşan hücresel değişiklikler adalenin kalıcı şekilde kısalmış olarak kalmasına yol açar. Bu durum ancak cerrahi girişimle tedavi edilebilir. Klonüs ya da hızlı, yinelenen kas spazmı da oluşabilir.
Spastisite, özellikle eğer eklemleri anormal pozisyonlara çekiyorsa ya da normal hareket açıklığını engelliyorsa ağrı verebilir. Spastisite herhangi bir kas grubunu etkileyebilmekle birlikte, bazı sık rastlanan klinik örüntüler vardır.
Spastisitenin komplikasyonları nelerdir?
Günlük yaşam etkinlikleri: Kasların bağımsız olarak kontrol edilememesi, giyinme, yemek yeme ve kişisel bakım gibi günlük yaşam etkinliklerinde çekilen güçlüğün artması anlamına gelebilir.
Temizlik: Sert, kısalmış ya da spastik kaslar avuç içi, koltukaltı ya da kasık gibi bölgelere ulaşmayı engelleyerek temizliği zorlaştırabilir. Kötü koku ve ciltte bozulma meydana gelebilir. Büyük ve küçük aptese çıkmak güçleşebilir.
Hareketlilik: Bacak kaslarındaki spastisite hareketliliği, oturup kalkmayı ve yataktan tekerlekli sandalyeye geçmeyi ya da bunun aksini yapmayı zorlaştırabilir.
Rahatlık: Spastisite rahat şekilde oturmayı ya da eklem ağrısını ya da basınç yaralarını önlemek için yeterli sıklıkla pozisyon değiştirmeyi güçleştirebilir. Ayaklardaki spastisite ayakkabıların ayağa rahat oturmasını engelleyebilir. Ciddi spastisite ağrılı eklem kaymalarına neden olabilir.
Spastisite tedavi edilebilir mi?
Evet, ama bazı vakalarda hiçbir tedavinin gerekli ya da arzu edilir olmadığını belirtmek önemlidir. En iyi tedavi sürecini belirlemek için, bir tıp profesyoneli tarafından değerlendirme yapılması kritik önem taşır.
Spastisite için kullanılabilecek birkaç tip tedavi vardır. Bunların en önemlisi, bir fizik tedavi uzmanının önereceği germe egzersizlerinin düzenli olarak yapılmasıdır. Kontraktür gelişiminin erken evresinde yapılacak düzenli germe egzersizleri (“hareket açıklığı egzersizleri”) kalıcı kısalmanın önlenmesine yardımcı olabilir. Bu, spastisite bulunan bazı kişiler için gerekli olan tek tedavidir. Vücudun birkaç bölgesini etkileyen spastisite için kullanılabilecek kas gevşetici ilaçlar vardır, bunlar ağız yoluyla alınır ya da omurilik sıvısına şırınga edilir.
Aşırı aktif kası zayıflatan ya da felç eden ilaçların (kemodenervasyon ajanlarının) lokal injeksiyonları daha izole durumdaki spastisite için etkili olabilir. İlaçlarla ya da injeksiyonlarla etkili şekilde tedavi edilemeyen ciddi spastisite, omurgadaki bazı aşırı aktif sinirlerin cerrahi yolla yıkımına yanıt verebilir. Kontraktür, tendonların uzamasına olanak veren seri olarak kalıba almayla (serial casting) ya da gerekirse ortopedik cerrahiyle tedavi edilebilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)