Kavga ve tartışmaların da ilişkinin bir parçası olduğunu kabul etmek gerekir. Bu yüzden eşinizle ya da birlikte olduğunuz kişiyle aranızda yaşanan tartışmalar hemen moralinizi bozmasın...
Ancak şunu da unutmamalısınız ki sağlıklı bir ilişki için kavga sonrası barışmayı da bilmelisiniz. İlişki terapisti Paula Hall, BBC'nin internet sitesinde bu konuda bazı hatırlatmalar da bulunuyor.
Kavga nedenleri
Öncelikle sizi kavgaya iten, tartışmanıza neden olan sorunları bir düşünün. Anlık sinir ve öfkeniz geçtiğinde bunların ne kadar saçma olduğunu siz de göreceksiniz.
Sakinleştikten sonra karşınızdaki kişi ile çok daha iyi iletişim kurduğunuzu siz de fark edeceksiniz. Küsmek, karşınızdaki kişiye hakaret edecek şekilde konuşmak ve çocuksu hareketlerden kaçınmalısınız. Sinirli olduğunuz anlarda sessizliğinizi korumanız doğru bir davranıştır. Ancak daha sonra niçin kızdığınızı mutlaka eşinize ya da sevgilinize anlatın. Uzun süre sessiz kalır, kızma nedenlerinizi açıklamazsanız karşınızdaki kişi de yanlışlarını düzeltme fırsatı bulamaz.
Onu iyi dinleyin
Eşinizin ya da sevgilinizin de size yapmak istediği açıklamalar olabilir. Bunları dinlememezlikten gelmeyin. Daha fazla bilgi almaya çalışın, sizi rahatsız eden konuları da ona açıklamaktan çekinmeyin. Kendinizi karşınızdaki kişinin yerine mutlaka koyun. Onun hislerini anlamaya çalışın. Bu konuda da objektif olmaya çalışın.
İçinize atmayın
Duygularınızı gizlemeyin. Kendinizi iyi ifade etmeye çalışın. Sürekli içinize atmayın. Rahatsız olduğunuz konuyu zamanında dile getirin ve çözüm arayışına katılın. Olayları tek taraflı olarak düşünmeyin. Eğer eşiniz ya da sevgiliniz hata olarak düşündüğünüz birşey yapmışsa, onu bunu yapmaya iten nedenleri düşünün. 'Sizin bunda rolünüz olabilir mi?', 'sizden kaynaklanan sebepler var mı?' tarafsız olarak düşünün.
2 Ekim 2007 Salı
1 Ekim 2007 Pazartesi
Cinsel İlişkide Ağrı-Acı
Cinsel ilişki sırasında ağrı ve veya acı duyulmasına veya rahatsızlık duymaya tıbbi olarak disparoni adı verilir. Bu ağrı veya acıma vajene giriş sırasında veya girdikten sonra veya penisin hareketi ile vajen girişinde, vajina içinde veya karın içinde hissedilebilir.
Şikayet acıma, yanma, ağrı, karın içinde ağrı, basınç hissi, yırtılma gibi bir his veya rahatsızlık duyma şeklinde olabilir.Bu şikayetin nedeni iki tanedir.
1-Bedensel bir nedenden (organik) dolayı olabileceği gibi
2-Psikolojik nedenlerden dolayı da olabilir.
Şikayetler ilk cinsel ilişki ile başlayabileceği gibi, daha önce rahat ve zevkli ilişki yaşamış bayanlarda bile daha sonradan ortaya da çıkabilir veya ara ara da tekrarlayıp kaybolabilir, koşullara göre değişebilir.
Hangi nedenden dolayı oluştuğu çok çok önemlidir, çünkü tedavi bunun tespitinden sonra nedene yönelik yapılacaktır ve tedavide nasıl bir yol izleneceği ancak muayene ile anlaşılır.
Bedensel nedenler nelerdir?
-kızlık zarıyla ilgili sorunlar (zarın kalın olması gibi )
-vajinada ki darlıkların, kitlelerin yarattığı sorunlar
-vajinadaki kuruluğa
-ilişki öncesi ıslanamamaya bağlı şikayet olabilir.
Bu bazı enfeksiyonlar sonucu orada ıslanmayı sağlayan bezlerin yapısının bozulmasından, veya yaşlılığa bağlı olarak veya kullanılan bazı ilaçlardan veya bazı tedavilerden veya bazen çok nadir doğuştan olabilir.
-vajinal enfeksiyonların bazıları normalde bile yanma ve kaşıntı yaparlar ki bunlar ilişkide daha fazla sıkıntı yaratabilirler
-herpes virusleride aktif olduklarında ilişkide ağrı,yanma, acıma yaparlar-bazen normal doğum sırasında vajende veya rahmi tutan bazı bağlarda meydana gelen harabiyetde daha sonra ilişkide şikayete sebep olabilir
-yaşlılığa bağlı vajende esnekliğin azalmasıda acı sebebi olabilir, özellikle menopozdan sonra bu tip şikayetler olabilmektedir, dokular esnekliklerini yitirdiklerinden cinsel ilişki tahrişe ve ağrıya neden olabilir.
- zor doğumlardan sonra yırtılma olduğunda veya doktor tarafında epizyotomi dediğimiz yöntemle doğuma yardım edildiğinde fazla dikiş veya iyileşmesi esnasında enfeksiyon olduğunda dikiş yerleri genelde sertleşerek ve yükselerek iyileşirler (nedbe oluşumu) ve bu nedbeler ilişkide ağrı duyulmasına neden olur.
-allerjik nedenler; prezervatife, eşinin spermine, kullanılan jele veya diğer alerjik nedenlerden dolayı oluşur
-karın içindeki kitleler,enfeksiyonlar
-rahimdeki kitleler
-endometriyozis denilen birhastalık sonucu oluşan yapışıklıklar
-geçirilmiş bazı karın içi ameliaytların sonucu oluşan yapışıklıkların yarattığı şikayetler
-leğen kemiği ( pelvis) kırıkları
-idrar yollarındaki enfeksiyon ve diğer problemler
-çok nadir bazı barsak hastalıkları (Crohn hastalığı-Divertikülit)
-bazen kabızlık-erkeğin organının normalden büyük olması ve diğer bazı nedenler
Psikolojik Nedenler Nelerdir ?
Psikolojik nedenlerde genelde kadın duyduğu huzursuzluğu acı olarak tanımlamaktadır
-gebe kalma kaygısı
-nedensiz suçluluk duygusu ve ilişkiden kaçmak için kendine haklı sebep yaratma
-ilişkide normalde kişiye zevk veren basınç hissini yanlış tanımlayıp acı olarak nitelendirmek
-çeşitli korkular
-fobik reaksiyonlar
-partneri sevmemek, başka birini sevmek
-partnerle uyumsuzluk
-taciz, tecavüz gibi olayların yaşanmış olması
-ilk ilişkide çok can acıması ve bunun korkusunun yerleşmesi
-ilişkiye girememe nedeni korku olan yani vajinismuslu kadınlarda bu korkunun acı olarak ifade edilmesi
Tedavi;
Tedavi muayene ve gerekiyorsa yapılan test sonuçlarında bulunan nedenin giderilmesi olarak yapılacaktır. Tedavi bazen sadece bedensel,bazen sadece psikolojik bazen de hem psikolojik hem de bedensel olarak yapılır. Psikolojik olaylarda ise altta yatan sebep olan olayın çözülmesine bağlıdır. Tedavide başarı oranı yüksektir.
Tedavi için; kadın doğum uzmanlarına baş vurabilirsiniz.
Böyle bir probleminiz varsa;
Şunu bilmelisiniz ki ilişkide acı hissi kadını cinsellikten soğutur, psikolojik problemler yaratır, kendine saygısını kaybetmesine neden olabilir, kendini yetersiz veya anormal görebilir. Partneri ile arasında soğukluk olur, genelde erkek canı yanan bir kadınla sevişmek istemez, zamanla çiftler arasında saygı kaybı yaşanır, suçlama ve aldatmalar yaşanabilir. Bunları kendinize ve karşınızdakine yaşatmamak, hayatımızın merkezlerinden, kadınla erkeğin en önemli kontağı olan, vazgeçilmez olan cinsellikte, daha güzel, mutlu, uyumlu bir cinsel ilişkiye kavuşmak, partnerinizle daha yakın olmak, kendinize saygı duymak istiyorsanız çekinmeden tedaviye gitmelisiniz.
sağlıklı insan = mutluinsan
Dr. Cenk Kiper
www.mutluinsan.com
Şikayet acıma, yanma, ağrı, karın içinde ağrı, basınç hissi, yırtılma gibi bir his veya rahatsızlık duyma şeklinde olabilir.Bu şikayetin nedeni iki tanedir.
1-Bedensel bir nedenden (organik) dolayı olabileceği gibi
2-Psikolojik nedenlerden dolayı da olabilir.
Şikayetler ilk cinsel ilişki ile başlayabileceği gibi, daha önce rahat ve zevkli ilişki yaşamış bayanlarda bile daha sonradan ortaya da çıkabilir veya ara ara da tekrarlayıp kaybolabilir, koşullara göre değişebilir.
Hangi nedenden dolayı oluştuğu çok çok önemlidir, çünkü tedavi bunun tespitinden sonra nedene yönelik yapılacaktır ve tedavide nasıl bir yol izleneceği ancak muayene ile anlaşılır.
Bedensel nedenler nelerdir?
-kızlık zarıyla ilgili sorunlar (zarın kalın olması gibi )
-vajinada ki darlıkların, kitlelerin yarattığı sorunlar
-vajinadaki kuruluğa
-ilişki öncesi ıslanamamaya bağlı şikayet olabilir.
Bu bazı enfeksiyonlar sonucu orada ıslanmayı sağlayan bezlerin yapısının bozulmasından, veya yaşlılığa bağlı olarak veya kullanılan bazı ilaçlardan veya bazı tedavilerden veya bazen çok nadir doğuştan olabilir.
-vajinal enfeksiyonların bazıları normalde bile yanma ve kaşıntı yaparlar ki bunlar ilişkide daha fazla sıkıntı yaratabilirler
-herpes virusleride aktif olduklarında ilişkide ağrı,yanma, acıma yaparlar-bazen normal doğum sırasında vajende veya rahmi tutan bazı bağlarda meydana gelen harabiyetde daha sonra ilişkide şikayete sebep olabilir
-yaşlılığa bağlı vajende esnekliğin azalmasıda acı sebebi olabilir, özellikle menopozdan sonra bu tip şikayetler olabilmektedir, dokular esnekliklerini yitirdiklerinden cinsel ilişki tahrişe ve ağrıya neden olabilir.
- zor doğumlardan sonra yırtılma olduğunda veya doktor tarafında epizyotomi dediğimiz yöntemle doğuma yardım edildiğinde fazla dikiş veya iyileşmesi esnasında enfeksiyon olduğunda dikiş yerleri genelde sertleşerek ve yükselerek iyileşirler (nedbe oluşumu) ve bu nedbeler ilişkide ağrı duyulmasına neden olur.
-allerjik nedenler; prezervatife, eşinin spermine, kullanılan jele veya diğer alerjik nedenlerden dolayı oluşur
-karın içindeki kitleler,enfeksiyonlar
-rahimdeki kitleler
-endometriyozis denilen birhastalık sonucu oluşan yapışıklıklar
-geçirilmiş bazı karın içi ameliaytların sonucu oluşan yapışıklıkların yarattığı şikayetler
-leğen kemiği ( pelvis) kırıkları
-idrar yollarındaki enfeksiyon ve diğer problemler
-çok nadir bazı barsak hastalıkları (Crohn hastalığı-Divertikülit)
-bazen kabızlık-erkeğin organının normalden büyük olması ve diğer bazı nedenler
Psikolojik Nedenler Nelerdir ?
Psikolojik nedenlerde genelde kadın duyduğu huzursuzluğu acı olarak tanımlamaktadır
-gebe kalma kaygısı
-nedensiz suçluluk duygusu ve ilişkiden kaçmak için kendine haklı sebep yaratma
-ilişkide normalde kişiye zevk veren basınç hissini yanlış tanımlayıp acı olarak nitelendirmek
-çeşitli korkular
-fobik reaksiyonlar
-partneri sevmemek, başka birini sevmek
-partnerle uyumsuzluk
-taciz, tecavüz gibi olayların yaşanmış olması
-ilk ilişkide çok can acıması ve bunun korkusunun yerleşmesi
-ilişkiye girememe nedeni korku olan yani vajinismuslu kadınlarda bu korkunun acı olarak ifade edilmesi
Tedavi;
Tedavi muayene ve gerekiyorsa yapılan test sonuçlarında bulunan nedenin giderilmesi olarak yapılacaktır. Tedavi bazen sadece bedensel,bazen sadece psikolojik bazen de hem psikolojik hem de bedensel olarak yapılır. Psikolojik olaylarda ise altta yatan sebep olan olayın çözülmesine bağlıdır. Tedavide başarı oranı yüksektir.
Tedavi için; kadın doğum uzmanlarına baş vurabilirsiniz.
Böyle bir probleminiz varsa;
Şunu bilmelisiniz ki ilişkide acı hissi kadını cinsellikten soğutur, psikolojik problemler yaratır, kendine saygısını kaybetmesine neden olabilir, kendini yetersiz veya anormal görebilir. Partneri ile arasında soğukluk olur, genelde erkek canı yanan bir kadınla sevişmek istemez, zamanla çiftler arasında saygı kaybı yaşanır, suçlama ve aldatmalar yaşanabilir. Bunları kendinize ve karşınızdakine yaşatmamak, hayatımızın merkezlerinden, kadınla erkeğin en önemli kontağı olan, vazgeçilmez olan cinsellikte, daha güzel, mutlu, uyumlu bir cinsel ilişkiye kavuşmak, partnerinizle daha yakın olmak, kendinize saygı duymak istiyorsanız çekinmeden tedaviye gitmelisiniz.
sağlıklı insan = mutluinsan
Dr. Cenk Kiper
www.mutluinsan.com
Etiketler:
AİLE,
CİNSEL BİLGİLER,
ÇEŞİTLİ BİLGİLER,
İLİŞKİLER,
SAĞLIK ÖNERİLERİ,
UZMANLAR
30 Eylül 2007 Pazar
0 - 1 Yaş Beslenmesine Uygun Tarifler
YOĞURT
Süt kaynatılır
Elin dayanabileceği sıcaklığa kadar soğumaya bırakılır
Sonra içine bir iki kaşık yoğurt (mayası) ilave edilir
Kımıldatılmadan üzeri iyice örtülerek 3-4 saat bekletilir
MEYVESUYU VEYA MEYVE PÜRESİ
Mevsimine göre meyveler yıkanır, kabukları soyulur
Katı meyve suyu sıkma aleti varsa suyu çıkarılır. Yoksa rendelenir ve temiz bir tülbentten süzülür
Meyve püre yapılacaksa, cam rende ile rendelenir.
Meyve rendesi ince, ezme şeklinde olmalıdır
SEBZE PÜRESİ
Sebzeler önce iyice yıkanır
Kabukları soyulur ve küçük küçük doğranır
Az su konularak ağzı kapalı olarak haşlanır (pirinç, sıvıyağ katılabillir)
Haşlanan sebzeler, çatal veya kaşıkla iyice ezilir ve kaynatma suyu ile karıştırılır
SEBZE ÇORBASI (2 porsiyon)
Mevsim sebzeleri (kabak, havuç, patates gibi)
1 yemek kaşığı pirinç
2 çay bardağı su
1 tatlı kaşığı zeytinyağ
Sebzeler iyice yıkanır, küçük küçük doğranır,
1 yemek kaşığı pirinçle birlikte suya atılarak kaynatılır
1 tatlı kaşığı zeytinyağ eklenerek pişirilir, tel süzgeçden geçirilerek bebeğe verilir
YOĞURTLU SEBZE ÇORBASI
1 kepçe yoğurt
1 orta boy patates veya herhangi bir mevsim sebzesi
1 yemek kaşığı pirinç unu
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
Bir tencereye yoğurt konur, az su ile sulandırılır
Evde olan herhangi bir sebze ve patates doğranır
1 tatlı kaşığı zeytinyağ ve pirinç unu eklenerek pişirilir
TARHANA ÇORBASI
2 yemek kaşığı kuru tarhana
1 çay bardağı su
1 tatlı kaşığı zeytinyağ
Bir tencereye 2 yemek kaşığı kuru tarhana konur, az su ile sulandırılır
Üzerine 1 çay bardağı su ve 1 tatlı kaşığı zeytinyağ eklenip pişirilir
MERCİMEK ÇORBASI
2silme yemek kaşığı mercimek
1küçük boy havuç
1küçük boy patates
1tatlı kaşığı zeytinyağ
1çay bardağı su
Bir tencereye 2 yemek kaşığı mercimek, 1 çay bardağı su konur1 küçük boy havuç, patates rendelenip, 1 tatlı kaşığı zeytinyağ eklenir ve pişirilir
IZGARA KÖFTE
30gr (1 köfte kadar) yağsız iki kere çekilmiş dana kıyma
Ekmek içi
Maydanoz (isteğe göre yumurta kırılabilir)
Ekmek içi az ıslatılır, maydanoz ve kıyma ile yoğrulur, ısıtılmış fırında veya ekmek yerine pirinç veya bulgur konularak sulu köfte olarakda yedirilebilir
Süt kaynatılır
Elin dayanabileceği sıcaklığa kadar soğumaya bırakılır
Sonra içine bir iki kaşık yoğurt (mayası) ilave edilir
Kımıldatılmadan üzeri iyice örtülerek 3-4 saat bekletilir
MEYVESUYU VEYA MEYVE PÜRESİ
Mevsimine göre meyveler yıkanır, kabukları soyulur
Katı meyve suyu sıkma aleti varsa suyu çıkarılır. Yoksa rendelenir ve temiz bir tülbentten süzülür
Meyve püre yapılacaksa, cam rende ile rendelenir.
Meyve rendesi ince, ezme şeklinde olmalıdır
SEBZE PÜRESİ
Sebzeler önce iyice yıkanır
Kabukları soyulur ve küçük küçük doğranır
Az su konularak ağzı kapalı olarak haşlanır (pirinç, sıvıyağ katılabillir)
Haşlanan sebzeler, çatal veya kaşıkla iyice ezilir ve kaynatma suyu ile karıştırılır
SEBZE ÇORBASI (2 porsiyon)
Mevsim sebzeleri (kabak, havuç, patates gibi)
1 yemek kaşığı pirinç
2 çay bardağı su
1 tatlı kaşığı zeytinyağ
Sebzeler iyice yıkanır, küçük küçük doğranır,
1 yemek kaşığı pirinçle birlikte suya atılarak kaynatılır
1 tatlı kaşığı zeytinyağ eklenerek pişirilir, tel süzgeçden geçirilerek bebeğe verilir
YOĞURTLU SEBZE ÇORBASI
1 kepçe yoğurt
1 orta boy patates veya herhangi bir mevsim sebzesi
1 yemek kaşığı pirinç unu
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
Bir tencereye yoğurt konur, az su ile sulandırılır
Evde olan herhangi bir sebze ve patates doğranır
1 tatlı kaşığı zeytinyağ ve pirinç unu eklenerek pişirilir
TARHANA ÇORBASI
2 yemek kaşığı kuru tarhana
1 çay bardağı su
1 tatlı kaşığı zeytinyağ
Bir tencereye 2 yemek kaşığı kuru tarhana konur, az su ile sulandırılır
Üzerine 1 çay bardağı su ve 1 tatlı kaşığı zeytinyağ eklenip pişirilir
MERCİMEK ÇORBASI
2silme yemek kaşığı mercimek
1küçük boy havuç
1küçük boy patates
1tatlı kaşığı zeytinyağ
1çay bardağı su
Bir tencereye 2 yemek kaşığı mercimek, 1 çay bardağı su konur1 küçük boy havuç, patates rendelenip, 1 tatlı kaşığı zeytinyağ eklenir ve pişirilir
IZGARA KÖFTE
30gr (1 köfte kadar) yağsız iki kere çekilmiş dana kıyma
Ekmek içi
Maydanoz (isteğe göre yumurta kırılabilir)
Ekmek içi az ıslatılır, maydanoz ve kıyma ile yoğrulur, ısıtılmış fırında veya ekmek yerine pirinç veya bulgur konularak sulu köfte olarakda yedirilebilir
Suda Doğum
Suda doğumda amaç nedir?
Su altında doğumda amaç, kişilerin streslerinin azaltılması ve kaslarının mümkün olduğunca gevşetilmesidir.
Suda doğum yaptıran hekimler ılık suyun sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğunu ve bu etkinin gebenin kendisini daha rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler. Tarihçeİlk su altı doğumu bir tesadüf sonucu, 1803 yılında Fransada yaşayan bir kadın tarafından kendi başına (hekim yardımı olmaksızın) gerçekleşmiştir.
1960lı yıllarda ilk defa eski Sovyetler Birliğinde Igor Charkovshy bu konuda deneme çalışmalarına başlamış, Onu 1978-1985 yılları arasında Fransada yaşayan Dr. Michel Odent izlemiş ve su altında pek çok doğumu gerçekleştirmiştir.
Suda doğum uygulamaları daha sonraları bir ara güncellik kazansa da belirli bölgeler dışında yaygınlaşmamıştır. Günümüzde eski Sovyet Cumhuriyetleri, İngiltere ve Fransanın bir kısmı ile Amerika Birleşik Devletlerinde sınırlı sayıda klinik ve hastanelerde uygulanmaktadır.
1994-1996 yılları arasında İngilterede gerçekleşen doğumların %0.6sı suda olmuş ve bu doğumların da %9u evde ebe yardımı ile gerçekleşmiştir. Bu doğumlarda bebek ölüm oranı binde 1.2 olup istatistiksel olarak normal doğumdan farklı değildir.
Suda doğum nasıl gerçekleşir?Tam teşekküllü hastanelerin bazılarında suda doğum için özel olarak hazırlanmış küvetler mevcuttur. İdeal olarak 37 santigrad dercede su içine gebe ve hekimin özel ekipmanlar ile girerek doğumun gerçekleşmesi sağlanmaktadır.
Burada suyun çok sıcak olması durumunda anne adayının kan dolaşımında değişim olabilir ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar yaşanabilir. Bu da hem anne adayını hem de bebeği risk altına sokabilir. Ayrıca suda uzun süre kalınması durumunda anne adayında terlemeye bağlı sıvı kaybı da görülebilir.
Suda doğumun avantajları nelerdir?Teorik olarak en büyük avantajı; ılık suyun kasları gevşetmesi, zihinsel rahatlık sağlaması ve bu sayede plasentaya giden kan akımının artarak daha az ağrılı ve daha kısa bir doğum sürecinin yaşanmasıdır. Diğeri ise 38 hafta boyunca suda gelişen fetüsün yine sıvı bir ortamda yaşama adım atacağı düşüncesidir.
Suda doğumun dezavantajları nelerdir?Gebenin ağrı eylemi sırasında bebeğin NST (External tokografi) ile kalp atımlarının izlenememesi bir dezavantajdır.
Yine, bebeğin göbek kordonunun kısa olması gibi durumlarda aniden su yüzüne çıkan kordon kopabilir ve bebek kan kaybedebilir. Bu da kan transfüzyonu gereksinimini arttırabilir.
Sonuç olarak...
Konuyla ilgili yapılan ve normal doğum ile suda doğumu karşılaştıran pek çok araştırmalarda yarar veya zarar etkisi açısından her iki doğum şeklinin birbirine karşı çok üstün avantaj ya da dezavantajları bulunmamakla birlikte, suda doğum özellikle son yıllarda pek çok çift tarafından tercih edilen alternatif bir doğum yöntemi haline gelmiştir..
Bu konuda hekim tecrübesi, hastane koşulları ve çiftlerin görüşleri ortak olarak değerlendirilmeli ve karar bu yönde şekillendirilmelidir.
Ankara/ Cebecideki Zekai Tahir Burak Hastanesinde (Büyük Doğumevi) 2006 yılı başı itibari ile suda doğum ünitesi açılarak -dileyen hastalara hizmet vermek üzere- hizmete girmiştir.
Op.Dr. Süleyman ESERDAĞ
Su altında doğumda amaç, kişilerin streslerinin azaltılması ve kaslarının mümkün olduğunca gevşetilmesidir.
Suda doğum yaptıran hekimler ılık suyun sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğunu ve bu etkinin gebenin kendisini daha rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler. Tarihçeİlk su altı doğumu bir tesadüf sonucu, 1803 yılında Fransada yaşayan bir kadın tarafından kendi başına (hekim yardımı olmaksızın) gerçekleşmiştir.
1960lı yıllarda ilk defa eski Sovyetler Birliğinde Igor Charkovshy bu konuda deneme çalışmalarına başlamış, Onu 1978-1985 yılları arasında Fransada yaşayan Dr. Michel Odent izlemiş ve su altında pek çok doğumu gerçekleştirmiştir.
Suda doğum uygulamaları daha sonraları bir ara güncellik kazansa da belirli bölgeler dışında yaygınlaşmamıştır. Günümüzde eski Sovyet Cumhuriyetleri, İngiltere ve Fransanın bir kısmı ile Amerika Birleşik Devletlerinde sınırlı sayıda klinik ve hastanelerde uygulanmaktadır.
1994-1996 yılları arasında İngilterede gerçekleşen doğumların %0.6sı suda olmuş ve bu doğumların da %9u evde ebe yardımı ile gerçekleşmiştir. Bu doğumlarda bebek ölüm oranı binde 1.2 olup istatistiksel olarak normal doğumdan farklı değildir.
Suda doğum nasıl gerçekleşir?Tam teşekküllü hastanelerin bazılarında suda doğum için özel olarak hazırlanmış küvetler mevcuttur. İdeal olarak 37 santigrad dercede su içine gebe ve hekimin özel ekipmanlar ile girerek doğumun gerçekleşmesi sağlanmaktadır.
Burada suyun çok sıcak olması durumunda anne adayının kan dolaşımında değişim olabilir ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar yaşanabilir. Bu da hem anne adayını hem de bebeği risk altına sokabilir. Ayrıca suda uzun süre kalınması durumunda anne adayında terlemeye bağlı sıvı kaybı da görülebilir.
Suda doğumun avantajları nelerdir?Teorik olarak en büyük avantajı; ılık suyun kasları gevşetmesi, zihinsel rahatlık sağlaması ve bu sayede plasentaya giden kan akımının artarak daha az ağrılı ve daha kısa bir doğum sürecinin yaşanmasıdır. Diğeri ise 38 hafta boyunca suda gelişen fetüsün yine sıvı bir ortamda yaşama adım atacağı düşüncesidir.
Suda doğumun dezavantajları nelerdir?Gebenin ağrı eylemi sırasında bebeğin NST (External tokografi) ile kalp atımlarının izlenememesi bir dezavantajdır.
Yine, bebeğin göbek kordonunun kısa olması gibi durumlarda aniden su yüzüne çıkan kordon kopabilir ve bebek kan kaybedebilir. Bu da kan transfüzyonu gereksinimini arttırabilir.
Sonuç olarak...
Konuyla ilgili yapılan ve normal doğum ile suda doğumu karşılaştıran pek çok araştırmalarda yarar veya zarar etkisi açısından her iki doğum şeklinin birbirine karşı çok üstün avantaj ya da dezavantajları bulunmamakla birlikte, suda doğum özellikle son yıllarda pek çok çift tarafından tercih edilen alternatif bir doğum yöntemi haline gelmiştir..
Bu konuda hekim tecrübesi, hastane koşulları ve çiftlerin görüşleri ortak olarak değerlendirilmeli ve karar bu yönde şekillendirilmelidir.
Ankara/ Cebecideki Zekai Tahir Burak Hastanesinde (Büyük Doğumevi) 2006 yılı başı itibari ile suda doğum ünitesi açılarak -dileyen hastalara hizmet vermek üzere- hizmete girmiştir.
Op.Dr. Süleyman ESERDAĞ
Lazer Epilasyon Hakkında Merak Ettikleriniz
LONG PULSED ALEXANDRİTE LAZER:
Lazer teknolojisi son yıllarda sağlık alanında kullanılmaktadır. Lazer adı zaman zaman insanlara ürkütücü gelse de teknolojik gelişiminin takip edilmesi, hekimin ve tedavinin başarısını arttırır.Güzellik kavramı objektif kriterlere sahip olmakla birlikte daha subjektif görünür. Amacımız kadınların ve erkeklerin arzuladıklarına ulaşılabilir hedefleri onlara sunmaktır. Çünkü modern çağın gereği, insanların zihinsel performansları arttıkça, bedensel beklentiler artmaktadır. Günümüz insanı genetik veya hormonal de olsa istenmeyen tüylerle mücadele etme şansına lazer teknolojisi sayesinde sahiptir
Ancak bazen, lazer işlemleri bittikten bir yıl sonra o bölgede bazı tüyler çıktığı görülebilir. Gerçi bu tüyler tedavi öncesi sıklıklarında ve kalınlıklarında değillerdir ancak 2-3 tane tüy çıkması bile yanlış olarak sonucun kalıcı olmadığı şeklinde yorumlanabilmektedir. Oysa gerçekte durum böyle değildir. Lazerle tüy giderme tedavi ilkelerini gözden geçirecek olursak; etkili bir lazer tedavisinde her bir seansın sonucu kıl köklerini sayıca azaltmak şeklinde kendini göstermektedir. Bu azalmanın oranı kişiden kişiye değişir ancak her durumda, devam eden tedavilerde azalma da devam eder. Bu sırada, kıl köklerinde sayıca sayıca azalmanın yanısıra zayıflama da meydana gelir. Zayıflamış kökler ise ancak çok uzun süren dinlenmeden dönemlerinden sonra büyüme dönemine girebilir. Bu da tedavinin ilerlemesiyle birlikte tüy çıkarması için gereken sürenin uzaması anlamına gelir. Dolayısıyla belli bir seansın sonucu seans olup olmadığı anlayabilmek için sonuncu işlemden sonra 1 yıl beklemek gerekebilir. Bir yıl sonra tüy çıkması halinde ise bu, sonucun kalıcı olmadığına değil, tedavinin henüz bitmemiş olduğuna işaret eder.
Lazer epilasyon; CE belgesi olan son teknoloji LONG PULSED ALEXANDRİTE Lazer sistemleri ile artık daha başarılı sonuçlar alınmaktadır.
Alexandrite lazer 755 nm dalga boyundaki ışınlardan olmaktadır. Bu dalga boyu kılın yapısında bulunan melanin pigmenti (siyah boya maddesi) tarafından yoğun şekilde emilen ışın demetlerini içerir. Bu sayede lazer epilasyonla amaçlanan kıl kökü tahribatı kolayca sağlanabilir. Alexandrite lazer ışınları Diod ve Nd-yag lazerlere göre melanin pigmenti tarafından daha yoğun emilmektedir. Bu durum epilasyon için avantajdır.
Lazer kıl köklerine nasıl etki gösterir?Lazer, Selektif Foto-Termonoliz (ışık ısısıyla seçici tahrip) adı verilen mekanizma üzerinden etki gösterir. Deriye lazer atışı yapıldığında, ışık milisaniyeler içinde deriden emilmeksizin geçer ancak kıl kökü ve kıl gövdesi tarafından emilir ve kıl kökü içinde yüksek ısı meydana getirerek kıl kökünün tahrip olmasına yol açar.
Lazer vücuduma bir hasar verir mi?
Lazer çoğu zaman radyasyon gibi değerlendirilip sağlığa zarar vermesinden gereksiz yere korkulmaktadır. Oysa lazer ile radyasyon arasında bir ilişki yoktur. Lazerin deriye uygulanması sırasında deri altındaki doku ve organlara herhangi bir etkide bulunduğuna dair bir bulgu da gözlenmemiştir. Esasen, çok güçlü epilasyon lazerleri ile dahi, etkili dozlarda ancak kıl kökü seviyesine dek ulaşılabilir.
İşlemler acı verir mi?Lazerlenen kıl kökü tahrip olurken, cımbızla çekildiğinde meydana gelen acının benzeri bir his algılanır. Bu kaçınılmazdır. Vücudun bazı bölgelri daha duyarlı olduğundan, doğal olarak bazı bölgelerde bu his daha güçlü olabilir. Lazer soğutucu ile birlikte kullanılmakta olduğundan derinin ısınmasına bağlı bir ağrı-acı meydana gelmez. Soğutucu, işlem sırasında lazer atışı öncesi-atış sırası ve sonrasında deriyle sürekli temas halinde tutularak işlem bölgesini soğutur ve deri üst tabakasını lazerin ısısından kurur. Soğutucu sayesinde kıl kökündeki reaksiyon da nisbeten az hissedilir. Örneğin dudak üstündeki ince tüyler lazerlenirken hiçbir şey hissetmezsiniz. Tedaviler sırasında herhangi bir lokal anestezik ya da ağrı giderici hiçbir bölgede gerekmez.
Lazerli epilasyon hangi bölgelerde uygulanır?
Lazer, bütün vücuda uygulanabilir. Yüz, ense, boyun, kulaklar, kaşlar, kol, koltukaltı, bacak, göbek, kalça, sırt, omuzlar, belde uygulandığı gibi, göğüs, meme, bikini çizgisi gibi hassas bölgelerde de tehlikesizce uygulanabilir.
İşlemler ne kadar sürer?Bu işlem yapılan bölgenin genişliğine göre değişir. Örneğin dudak üstü 1 dakikada biterken sırt 1-2 saat sürebilir.
Kaç kez yapılır?Lazer kıl köklerine gelişme dönemlerindeyken etki eder. Dinlenme dönemindeki bir kök lazerden ötürü geçici bir süre için baskılanabilir ancak tahrip olmaz. Belli zaman diliminde tüm kıl kökleri birden büyüme döneminde olmayacağından, bütün kökleri yok etmek için de tek bir tedavi yetmeyecektir. İşlemler, kökler büyüme fazına girdikçe, 4-6 hafta aralıklarla ya da tüyler çıktıkça yapılır. Toplam işlem sayısı vücut bölgesine göre değiştiği gibi, genetik faktörler, yaş, cinsiyet, hormonal profil gibi özelliklerinize bağlı olarak da farklılıklar gösterir. Ancak literatürde ortalama 3 ile 6 seansta çözüm bulunmaktadır. Tedavi planı tarafımızca kişiye özel yapılmaktadır burada önemli faktörler kişinin cilt yapısı kıl rengi ve kalınlığıdır En iyi sonucu beyaz tenli, siyah ve kalın kıllarda alırken, alexandrite lazeri çok esmer ve zencilerde kullanmıyoruz beyaz ve açık sarı renk tüylerdede uygulama önermiyoruz..[yenisayfa]
Tedaviden sonra deride ne gibi bir değişiklik gözlenir?Bazı ciltlerde pembelik veya kızarıklık olabilir. Ancak güçlü bir soğutucu ile birlikte kullanılan lazerlerde, işlem sonrası pembelik-kızarıklık hemen hemen hiç görülmez.
Tedaviden sonra yapmamam gerekenler nelerdir?Tedaviden sonra hemen günlük yaşantınıza dönebilirsiniz.
Tedaviden sonra losyon-krem kullanımı gerekli midir?Deride kızarıklık meydana getiren lazer işlemlerinden sonra koruyucu olarak bir takım kremler kullanmak gerekli olabilir ancak kızarıklık oluşmayan bir tedaviden sonra herhangi bir koruyucu krem uygulamasına da gerek kalmaz.
Yüze uygulanan bir tedaviden sonra makyaj yapılabilir mi?Deride kızarıklık meydana getiren bir lazer tedavisinden sonra kimi makyaj malzemelerinin kullanımı sakınca yaratabildiği akılda tutulmalıdır ancak kızarıklık oluşmayan bir tedaviden sonra işlem gören bölgeye makyaj malzemeleri rahatlıkla uygulanabilir.
Lazer tedavileri sırasında güneşe çıkmak sakıncalı mıdır?İşlem sırasında cildinizde kızarıklık meydana gelmişse güneşe çıkmaktan sakınmalısınız. Zira deride kızarıklık meydana getirebilen lazerlerle işlem görmeden önce ve işlemden sonra güneşe çıkmak son derece zararlı olabilir. Bu nedenle tedavi süresince güneşten sakınmak tavsiye edilir. Ayrıca solaryuma da girilmemesi hastaya söylenmelidir.
Lazer uygulamasından sonra işlem bölgesindeki tüylere ne olur?İşlemden sonraki 3 gün içinde lazerlenmiş olan tüyler yavaş yavaş yüzeye çıkar ve dökülmeye başlarlar. Tüylerin yüzeye çıkması yeniden büyüme olmayıp, köklerin içindeki tüylerin dökülmeleri için gereken bir süreçtir. Dökülme tamamlandıktan sonra o bölgede birkaç hafta süreyle yeni tüy çıkmaz. Yeni tüyler çıktığı zaman ise yeni seans zamanı gelmiş demektir. (Bu süre bölgeye göre değişmekle beraber ortalama 4-6 haftadır)
Lazer işlemlerine başlamadan önce ne yapılması gerekir?
Lazer işlemlerine başlayabilmek için o bölgedeki tüylenme maksimum yoğunluğa ulaşana dek tüyleri kökten almadan beklemek gerekir. Yapmamız gereken bölgeye göre değişen 2 haftadan 6 haftaya kadar bir süre boyunca sarartıcı veya cımbız/ağda kullanmadan beklemektedir. Bu sürede uzayan tüyleri isterseniz kesebilir ya da tüy dökücü krem kullanabilirsiniz. Tüy dökücü kremler köklere işlemediğinden lazerden önce kullanılmalarında sakınca yoktur. Zira işleme başlamak için tüylerin uzun olmaları gerekmez, köklerin tüy çıkarmış olması yeterlidir. Kesme işlemi için makas ya da isterseniz jilet de kullanabilirsiniz, bir sakıncası yoktur.
Jilet hiçbir zaman kökleri güçlendirmeyecek, ayva tüylerini kalınlaştırmayacaktır. Sadece, jilet ya da makasla kesme sonrasında tüylerin ucundaki zayıf ve ince kısım kesildiğinde dipte kalan nisbeten kalın kısım kendini gösterecek, bu görünüm ise tüylerin kalınlaştığı şekilde bir göz aldanması yaratacaktır. Oysa, aslında tüyün kalitesinde bir değişiklik meydana gelmemektedir. Tabii, isterseniz hiç bir şey yapmadan da bekleyebilirsiniz.
Sonuçlar kalıcı mıdır?
Hormonal nedenli tüylenme vakalarında yeniden bir hormanal düzensizlik meydana gelecek olursa yeniden tüylenme artışı görülmesi tabiidir. Bunları bir tarafa bırakacak olursak, günümüzün gelişmiş yüksek güçteki lazerleriyle etkin dozlarda yapılan bilinçli tedavilerde bir bölgede bitmiş bir tüylenmenin yeniden başlaması olası görünmemektedir.
Op.Dr. Nejdet ŞİŞMAN
Lazer teknolojisi son yıllarda sağlık alanında kullanılmaktadır. Lazer adı zaman zaman insanlara ürkütücü gelse de teknolojik gelişiminin takip edilmesi, hekimin ve tedavinin başarısını arttırır.Güzellik kavramı objektif kriterlere sahip olmakla birlikte daha subjektif görünür. Amacımız kadınların ve erkeklerin arzuladıklarına ulaşılabilir hedefleri onlara sunmaktır. Çünkü modern çağın gereği, insanların zihinsel performansları arttıkça, bedensel beklentiler artmaktadır. Günümüz insanı genetik veya hormonal de olsa istenmeyen tüylerle mücadele etme şansına lazer teknolojisi sayesinde sahiptir
Ancak bazen, lazer işlemleri bittikten bir yıl sonra o bölgede bazı tüyler çıktığı görülebilir. Gerçi bu tüyler tedavi öncesi sıklıklarında ve kalınlıklarında değillerdir ancak 2-3 tane tüy çıkması bile yanlış olarak sonucun kalıcı olmadığı şeklinde yorumlanabilmektedir. Oysa gerçekte durum böyle değildir. Lazerle tüy giderme tedavi ilkelerini gözden geçirecek olursak; etkili bir lazer tedavisinde her bir seansın sonucu kıl köklerini sayıca azaltmak şeklinde kendini göstermektedir. Bu azalmanın oranı kişiden kişiye değişir ancak her durumda, devam eden tedavilerde azalma da devam eder. Bu sırada, kıl köklerinde sayıca sayıca azalmanın yanısıra zayıflama da meydana gelir. Zayıflamış kökler ise ancak çok uzun süren dinlenmeden dönemlerinden sonra büyüme dönemine girebilir. Bu da tedavinin ilerlemesiyle birlikte tüy çıkarması için gereken sürenin uzaması anlamına gelir. Dolayısıyla belli bir seansın sonucu seans olup olmadığı anlayabilmek için sonuncu işlemden sonra 1 yıl beklemek gerekebilir. Bir yıl sonra tüy çıkması halinde ise bu, sonucun kalıcı olmadığına değil, tedavinin henüz bitmemiş olduğuna işaret eder.
Lazer epilasyon; CE belgesi olan son teknoloji LONG PULSED ALEXANDRİTE Lazer sistemleri ile artık daha başarılı sonuçlar alınmaktadır.
Alexandrite lazer 755 nm dalga boyundaki ışınlardan olmaktadır. Bu dalga boyu kılın yapısında bulunan melanin pigmenti (siyah boya maddesi) tarafından yoğun şekilde emilen ışın demetlerini içerir. Bu sayede lazer epilasyonla amaçlanan kıl kökü tahribatı kolayca sağlanabilir. Alexandrite lazer ışınları Diod ve Nd-yag lazerlere göre melanin pigmenti tarafından daha yoğun emilmektedir. Bu durum epilasyon için avantajdır.
Lazer kıl köklerine nasıl etki gösterir?Lazer, Selektif Foto-Termonoliz (ışık ısısıyla seçici tahrip) adı verilen mekanizma üzerinden etki gösterir. Deriye lazer atışı yapıldığında, ışık milisaniyeler içinde deriden emilmeksizin geçer ancak kıl kökü ve kıl gövdesi tarafından emilir ve kıl kökü içinde yüksek ısı meydana getirerek kıl kökünün tahrip olmasına yol açar.
Lazer vücuduma bir hasar verir mi?
Lazer çoğu zaman radyasyon gibi değerlendirilip sağlığa zarar vermesinden gereksiz yere korkulmaktadır. Oysa lazer ile radyasyon arasında bir ilişki yoktur. Lazerin deriye uygulanması sırasında deri altındaki doku ve organlara herhangi bir etkide bulunduğuna dair bir bulgu da gözlenmemiştir. Esasen, çok güçlü epilasyon lazerleri ile dahi, etkili dozlarda ancak kıl kökü seviyesine dek ulaşılabilir.
İşlemler acı verir mi?Lazerlenen kıl kökü tahrip olurken, cımbızla çekildiğinde meydana gelen acının benzeri bir his algılanır. Bu kaçınılmazdır. Vücudun bazı bölgelri daha duyarlı olduğundan, doğal olarak bazı bölgelerde bu his daha güçlü olabilir. Lazer soğutucu ile birlikte kullanılmakta olduğundan derinin ısınmasına bağlı bir ağrı-acı meydana gelmez. Soğutucu, işlem sırasında lazer atışı öncesi-atış sırası ve sonrasında deriyle sürekli temas halinde tutularak işlem bölgesini soğutur ve deri üst tabakasını lazerin ısısından kurur. Soğutucu sayesinde kıl kökündeki reaksiyon da nisbeten az hissedilir. Örneğin dudak üstündeki ince tüyler lazerlenirken hiçbir şey hissetmezsiniz. Tedaviler sırasında herhangi bir lokal anestezik ya da ağrı giderici hiçbir bölgede gerekmez.
Lazerli epilasyon hangi bölgelerde uygulanır?
Lazer, bütün vücuda uygulanabilir. Yüz, ense, boyun, kulaklar, kaşlar, kol, koltukaltı, bacak, göbek, kalça, sırt, omuzlar, belde uygulandığı gibi, göğüs, meme, bikini çizgisi gibi hassas bölgelerde de tehlikesizce uygulanabilir.
İşlemler ne kadar sürer?Bu işlem yapılan bölgenin genişliğine göre değişir. Örneğin dudak üstü 1 dakikada biterken sırt 1-2 saat sürebilir.
Kaç kez yapılır?Lazer kıl köklerine gelişme dönemlerindeyken etki eder. Dinlenme dönemindeki bir kök lazerden ötürü geçici bir süre için baskılanabilir ancak tahrip olmaz. Belli zaman diliminde tüm kıl kökleri birden büyüme döneminde olmayacağından, bütün kökleri yok etmek için de tek bir tedavi yetmeyecektir. İşlemler, kökler büyüme fazına girdikçe, 4-6 hafta aralıklarla ya da tüyler çıktıkça yapılır. Toplam işlem sayısı vücut bölgesine göre değiştiği gibi, genetik faktörler, yaş, cinsiyet, hormonal profil gibi özelliklerinize bağlı olarak da farklılıklar gösterir. Ancak literatürde ortalama 3 ile 6 seansta çözüm bulunmaktadır. Tedavi planı tarafımızca kişiye özel yapılmaktadır burada önemli faktörler kişinin cilt yapısı kıl rengi ve kalınlığıdır En iyi sonucu beyaz tenli, siyah ve kalın kıllarda alırken, alexandrite lazeri çok esmer ve zencilerde kullanmıyoruz beyaz ve açık sarı renk tüylerdede uygulama önermiyoruz..[yenisayfa]
Tedaviden sonra deride ne gibi bir değişiklik gözlenir?Bazı ciltlerde pembelik veya kızarıklık olabilir. Ancak güçlü bir soğutucu ile birlikte kullanılan lazerlerde, işlem sonrası pembelik-kızarıklık hemen hemen hiç görülmez.
Tedaviden sonra yapmamam gerekenler nelerdir?Tedaviden sonra hemen günlük yaşantınıza dönebilirsiniz.
Tedaviden sonra losyon-krem kullanımı gerekli midir?Deride kızarıklık meydana getiren lazer işlemlerinden sonra koruyucu olarak bir takım kremler kullanmak gerekli olabilir ancak kızarıklık oluşmayan bir tedaviden sonra herhangi bir koruyucu krem uygulamasına da gerek kalmaz.
Yüze uygulanan bir tedaviden sonra makyaj yapılabilir mi?Deride kızarıklık meydana getiren bir lazer tedavisinden sonra kimi makyaj malzemelerinin kullanımı sakınca yaratabildiği akılda tutulmalıdır ancak kızarıklık oluşmayan bir tedaviden sonra işlem gören bölgeye makyaj malzemeleri rahatlıkla uygulanabilir.
Lazer tedavileri sırasında güneşe çıkmak sakıncalı mıdır?İşlem sırasında cildinizde kızarıklık meydana gelmişse güneşe çıkmaktan sakınmalısınız. Zira deride kızarıklık meydana getirebilen lazerlerle işlem görmeden önce ve işlemden sonra güneşe çıkmak son derece zararlı olabilir. Bu nedenle tedavi süresince güneşten sakınmak tavsiye edilir. Ayrıca solaryuma da girilmemesi hastaya söylenmelidir.
Lazer uygulamasından sonra işlem bölgesindeki tüylere ne olur?İşlemden sonraki 3 gün içinde lazerlenmiş olan tüyler yavaş yavaş yüzeye çıkar ve dökülmeye başlarlar. Tüylerin yüzeye çıkması yeniden büyüme olmayıp, köklerin içindeki tüylerin dökülmeleri için gereken bir süreçtir. Dökülme tamamlandıktan sonra o bölgede birkaç hafta süreyle yeni tüy çıkmaz. Yeni tüyler çıktığı zaman ise yeni seans zamanı gelmiş demektir. (Bu süre bölgeye göre değişmekle beraber ortalama 4-6 haftadır)
Lazer işlemlerine başlamadan önce ne yapılması gerekir?
Lazer işlemlerine başlayabilmek için o bölgedeki tüylenme maksimum yoğunluğa ulaşana dek tüyleri kökten almadan beklemek gerekir. Yapmamız gereken bölgeye göre değişen 2 haftadan 6 haftaya kadar bir süre boyunca sarartıcı veya cımbız/ağda kullanmadan beklemektedir. Bu sürede uzayan tüyleri isterseniz kesebilir ya da tüy dökücü krem kullanabilirsiniz. Tüy dökücü kremler köklere işlemediğinden lazerden önce kullanılmalarında sakınca yoktur. Zira işleme başlamak için tüylerin uzun olmaları gerekmez, köklerin tüy çıkarmış olması yeterlidir. Kesme işlemi için makas ya da isterseniz jilet de kullanabilirsiniz, bir sakıncası yoktur.
Jilet hiçbir zaman kökleri güçlendirmeyecek, ayva tüylerini kalınlaştırmayacaktır. Sadece, jilet ya da makasla kesme sonrasında tüylerin ucundaki zayıf ve ince kısım kesildiğinde dipte kalan nisbeten kalın kısım kendini gösterecek, bu görünüm ise tüylerin kalınlaştığı şekilde bir göz aldanması yaratacaktır. Oysa, aslında tüyün kalitesinde bir değişiklik meydana gelmemektedir. Tabii, isterseniz hiç bir şey yapmadan da bekleyebilirsiniz.
Sonuçlar kalıcı mıdır?
Hormonal nedenli tüylenme vakalarında yeniden bir hormanal düzensizlik meydana gelecek olursa yeniden tüylenme artışı görülmesi tabiidir. Bunları bir tarafa bırakacak olursak, günümüzün gelişmiş yüksek güçteki lazerleriyle etkin dozlarda yapılan bilinçli tedavilerde bir bölgede bitmiş bir tüylenmenin yeniden başlaması olası görünmemektedir.
Op.Dr. Nejdet ŞİŞMAN
Tatil bitti, Okula devam
Uzun bir yaz tatilinin ardından yeniden okula dönmek birçok çocuğa için zor gelebilir. Bu noktada çocuğun yaz boyunca yaptığı faaliyetlerle okul arasında köprü kurmasının yararı çok büyüktür. Okula geri dönüş konusunda her çocuğun tepkisi farklı olmakla birlikte, gerilim yaşayan çocuklara yardımcı olmak ve okula geçişi kolaylaştırmak için yapabileceğiniz tek şey öncelikle çocuğunuzun kaygılarının nedenini belirlemektir. Yeni bir sınıfın yeni bir zorluk anlamına gelir, çocukların dersleri başaramama korkusu karşısında savunma amaçlı saldırganlık gösterebilmesi mümkündür.
Organize olmak ve güven verici rutinler oluşturmak çocuğun kendini ehil hissetmesi açısından önemli katkılar sağlayabilir. Yeni bir okul ya da sınıf arkadaş bulma konusunda endişeler duymasına neden olabilir. Okul dışı faaliyetler ya da hobilerin başka çocuklarla konuşma başlatması ve kendi olağan çevresi dışındaki çocuklarla tanışma fırsatı sağlaması açısından yararlı olabilir. Ayrıca geçmişte başarıyla atlattığı zor durumlar hakkında konuşmanız da özgüvenini destekleyecektir. Her çocuğun okula yeniden başlama konusunda kendine has bir tepki vermesi normaldir. Bu durum sizde çocuğunuzun yaşamına kendi deneyimlerinizi tatbik etme eğilimi oluşturabilir. Kendi deneyimlerinizi hatırlamanız konuya ilişkin anlayışınızı derinleştirebilir.
Çocukların yeni döneme yapacakları başlangıç, onların tüm senelerini etkileyebiliyor. Çocuklarının bu yeni tempo artışına daha kolay uyum sağlayabilmeleri için anne-babaların bu sürece hazırlıklı olmaları son derece önemlidir.
Çocuğunuzun tatil sonrasında okula yeniden adapte olması için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar şunlardır:
-Çocuğunuzun her insanın yeni başlangıçlarda yaşadığı stresi ve kaygıyı yaşamasını normal karşılayın ve bu duruma onu önceden hazırlamaya çalışın.
-Olumlu fiziksel ve ruhsal gelişim önemlidir. Çocuğunuzun fiziksel ve ruhsal sağlığının yerinde olduğundan emin olun. Çocuk ve diş doktoruyla v.b. görüşmelerinizi erken dönemde ayarlayın. Çocuğunuzun duygusal veya psikolojik gelişimiyle ilgili endişelerinizi uzmanlarla paylaşın. Uzmanlar kaygılarınızın yaşa uygun konulardan mı ya da ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gereken gelişmelerden mi kaynaklandığını belirlemenizde yardımcı olurlar.
-Okuldan gönderilen tüm belge ve notları dikkatle takip edin.
-Uyku ve yemek saatlerini yeniden düzenleyin. Okullar açılmadan en az bir hafta önce uyku ve yemek düzeninizi özellikle kahvaltı saatlerini yeniden planlayın. Bu değişikliğe çocuğunuzu hazırlamak için onunla ödev ve etkinlikler nedeniyle aşırı yorgunluk hissetmemek için düzen oluşturmanın yararları üzerinde konuşun.
-Televizyonu kapatın. Çocuğunuzu sabah saatlerinde t.v. izlemek yerine yap- bozla uğraşma, boyama, kitap okuma v.b. etkinliklere yönlendirin. Bu faaliyetler çocuğunuzun öğrenme sürecine ve okul düzenine alışmasını kolaylaştıracaktır.
-Çocuğunuzla birlikte okulunu ziyaret edin. Çocuğunuz küçükse ya da yeni bir okula başlıyorsa onunla birlikte okula gidin. Öğretmenle tanışmak, sınıf, yemekhane, bahçeyi görmek okul öncesi hissedilen endişenin azalmasını sağlar. Yeni çevre hakkında soru sorması için çocuğunuzu yüreklendirin.
-Arkadaşlarıyla program yapmasını destekleyin. Okul açılmadan önce çocuğunuzu sınıf arkadaşlarıyla buluşarak olumlu sosyal ilişkiler kurması için destekleyin.
-Ev ödevleri için uygun alan seçin. İlköğretim çağındaki çocuklar kendi odalarında veya evin sessiz bir köşesinde çalışabilirler. Okula yeni başlayan çocuklar için ise oturma odası ya da mutfak gibi ortak kullanım alanlarında erişkinlerin denetim ve gözetimlerine olanak sağlayan bir çalışma köşesi oluşturulabilir.
-Okul ve beslenme çantaları için yer belirleyin. Okul eşyaları, anne-babanın okuması için eve gönderilen yazılı belgeleri v.b. koymak için bir yer belirleyin. Her akşam okul çantasının düzenlenmesinin çocuğunuzun sorumluluğu olduğunu hatırlatın. Çocuğunuz sorumluluklarını yerine getirmediğinde onu sabırla uyarın, hiçbir şekilde “ne de olsa o yapmıyor bari ben yapayım” tutumu içerisinde olmayın
-İşlerinizi azaltın. Okulların açıldığı hafta programınızı sadeleştirin. İş seyahatleri, gönüllü çalışmalar, projeler v.b. mümkün olduğu ölçüde erteleyin. Yeni okul döneminde çocuğunuzun hissedebileceği endişeyi yenmesi ve okul düzenine alışmasına yardım olabilmek için serbest zamana ihtiyaç duyabilirsiniz.
-Okul sonrası saatleri planlayın. Eve döndüğünde sizi bulamadığı zaman neler yapılması gerektiğini çocuğunuzla konuşun.
-Kitap ve defterlerini gözden geçirin. Yıl içinde öğreneceği bilgiler hakkında onunla konuşun. Konulara ilişkin merak ve ilginizi onunla paylaşın. İçerikleri kavrama yeteneğine olan güveninizi ona açıklayın. Okul yılı boyunca öğrenme sürecini pekiştirin. Öğrenme becerilerinin gelişmesi zaman alır, sık tekrar gereklidir. Çocuğunuzu sabırlı, dikkatli ve olumlu olması konusunda yüreklendirin.
-Öğretmeniyle yakın ilişki ve iletişim halinde olun. Aynı şekilde diğer velilerle de iletişim kurmaya özen gösterin
-Okul ortamında yardım alacağınız kaynakları belirleyin. Siz ve çocuğunuza yardımcı olacak kişileri belirleyin; müdür, psikolojik danışman, serbest zaman etkinlikleri koordinatörü v.b. Görevleri ve gereksinim duyduğunuzda nasıl ulaşacağınız hakkında bilgi edinin.
-Çocuğunuzun sorunlarına ilgi gösterin. Çocuğunuzun okul konusunda endişeleri varsa beslenme veya okul çantasına onu yüreklendirecek özel notlar yazıp bırakın. Yeni bir durumda insanların endişe duymalarının doğal olduğunu ve öğretmen, akranlarını tanıyıp okul düzenine uyum sağladıktan sonra her şeyin düzeleceğini kendisine anlatın.
-İlk birkaç hafta çocuğa fazla tepki göstermemekte fayda vardır. Anaokuluna ya da birinci sınıfa başlayan çocuklarda özellikle anneden ayrılık önemli bir anksiyete yaratabilir. Bu durumlarda sakin olmak çok önemlidir. Bu durumun normal olduğunu bilmek ve soğukkanlı davranmak yerinde olacaktır. Çocuğun eğitmenine güvenmek anne babaya da bir rahatlık verecektir. Eğitmenlerin bu durumlara karşı çok önemli deneyimlere sahip olduklarını unutmamak gerekir.
-Okula gitmek ve derslerde annesi olmadan oturmak ve beklemek konusunda sorun yaşayan çocuklara özellikle anne ve baba tarafından verilecek mesajlar çok açık ve net olmalıdır. Çocuklar genellikle sınıftan çıktıklarında bir daha annelerini görememe endişesi yaşarlar. Bu noktada çocuğuna açık bir şekilde bilgi verilmelidir. Anne çocuğuna derse girmesi gerektiği, ancak ders bittiğinde kendisinin onu bekliyor olacağı mesajını net bir biçimde verirse çocuk için bu süreç daha kolay hale gelecektir.
-İlk haftalar aşırı tepki vermeyin. Özellikle yuvaya, birinci sınıfa başlayan çocuklar ayrılık endişesi veya çekingenlik yaşayabilirler. Eğitimciler bu durumun üstesinden gelebilecek deneyime sahiptirler. Onu bıraktıktan sonra fazla oyalanmadan, onu sevdiğinizi ve gün boyunca düşüneceğinizi, okul bitiminde onu gelip alacağınızı söyleyin. Sakin ve olumlu davranın.
Uzm.Psikolog Yasemin MERİÇ
Organize olmak ve güven verici rutinler oluşturmak çocuğun kendini ehil hissetmesi açısından önemli katkılar sağlayabilir. Yeni bir okul ya da sınıf arkadaş bulma konusunda endişeler duymasına neden olabilir. Okul dışı faaliyetler ya da hobilerin başka çocuklarla konuşma başlatması ve kendi olağan çevresi dışındaki çocuklarla tanışma fırsatı sağlaması açısından yararlı olabilir. Ayrıca geçmişte başarıyla atlattığı zor durumlar hakkında konuşmanız da özgüvenini destekleyecektir. Her çocuğun okula yeniden başlama konusunda kendine has bir tepki vermesi normaldir. Bu durum sizde çocuğunuzun yaşamına kendi deneyimlerinizi tatbik etme eğilimi oluşturabilir. Kendi deneyimlerinizi hatırlamanız konuya ilişkin anlayışınızı derinleştirebilir.
Çocukların yeni döneme yapacakları başlangıç, onların tüm senelerini etkileyebiliyor. Çocuklarının bu yeni tempo artışına daha kolay uyum sağlayabilmeleri için anne-babaların bu sürece hazırlıklı olmaları son derece önemlidir.
Çocuğunuzun tatil sonrasında okula yeniden adapte olması için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar şunlardır:
-Çocuğunuzun her insanın yeni başlangıçlarda yaşadığı stresi ve kaygıyı yaşamasını normal karşılayın ve bu duruma onu önceden hazırlamaya çalışın.
-Olumlu fiziksel ve ruhsal gelişim önemlidir. Çocuğunuzun fiziksel ve ruhsal sağlığının yerinde olduğundan emin olun. Çocuk ve diş doktoruyla v.b. görüşmelerinizi erken dönemde ayarlayın. Çocuğunuzun duygusal veya psikolojik gelişimiyle ilgili endişelerinizi uzmanlarla paylaşın. Uzmanlar kaygılarınızın yaşa uygun konulardan mı ya da ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gereken gelişmelerden mi kaynaklandığını belirlemenizde yardımcı olurlar.
-Okuldan gönderilen tüm belge ve notları dikkatle takip edin.
-Uyku ve yemek saatlerini yeniden düzenleyin. Okullar açılmadan en az bir hafta önce uyku ve yemek düzeninizi özellikle kahvaltı saatlerini yeniden planlayın. Bu değişikliğe çocuğunuzu hazırlamak için onunla ödev ve etkinlikler nedeniyle aşırı yorgunluk hissetmemek için düzen oluşturmanın yararları üzerinde konuşun.
-Televizyonu kapatın. Çocuğunuzu sabah saatlerinde t.v. izlemek yerine yap- bozla uğraşma, boyama, kitap okuma v.b. etkinliklere yönlendirin. Bu faaliyetler çocuğunuzun öğrenme sürecine ve okul düzenine alışmasını kolaylaştıracaktır.
-Çocuğunuzla birlikte okulunu ziyaret edin. Çocuğunuz küçükse ya da yeni bir okula başlıyorsa onunla birlikte okula gidin. Öğretmenle tanışmak, sınıf, yemekhane, bahçeyi görmek okul öncesi hissedilen endişenin azalmasını sağlar. Yeni çevre hakkında soru sorması için çocuğunuzu yüreklendirin.
-Arkadaşlarıyla program yapmasını destekleyin. Okul açılmadan önce çocuğunuzu sınıf arkadaşlarıyla buluşarak olumlu sosyal ilişkiler kurması için destekleyin.
-Ev ödevleri için uygun alan seçin. İlköğretim çağındaki çocuklar kendi odalarında veya evin sessiz bir köşesinde çalışabilirler. Okula yeni başlayan çocuklar için ise oturma odası ya da mutfak gibi ortak kullanım alanlarında erişkinlerin denetim ve gözetimlerine olanak sağlayan bir çalışma köşesi oluşturulabilir.
-Okul ve beslenme çantaları için yer belirleyin. Okul eşyaları, anne-babanın okuması için eve gönderilen yazılı belgeleri v.b. koymak için bir yer belirleyin. Her akşam okul çantasının düzenlenmesinin çocuğunuzun sorumluluğu olduğunu hatırlatın. Çocuğunuz sorumluluklarını yerine getirmediğinde onu sabırla uyarın, hiçbir şekilde “ne de olsa o yapmıyor bari ben yapayım” tutumu içerisinde olmayın
-İşlerinizi azaltın. Okulların açıldığı hafta programınızı sadeleştirin. İş seyahatleri, gönüllü çalışmalar, projeler v.b. mümkün olduğu ölçüde erteleyin. Yeni okul döneminde çocuğunuzun hissedebileceği endişeyi yenmesi ve okul düzenine alışmasına yardım olabilmek için serbest zamana ihtiyaç duyabilirsiniz.
-Okul sonrası saatleri planlayın. Eve döndüğünde sizi bulamadığı zaman neler yapılması gerektiğini çocuğunuzla konuşun.
-Kitap ve defterlerini gözden geçirin. Yıl içinde öğreneceği bilgiler hakkında onunla konuşun. Konulara ilişkin merak ve ilginizi onunla paylaşın. İçerikleri kavrama yeteneğine olan güveninizi ona açıklayın. Okul yılı boyunca öğrenme sürecini pekiştirin. Öğrenme becerilerinin gelişmesi zaman alır, sık tekrar gereklidir. Çocuğunuzu sabırlı, dikkatli ve olumlu olması konusunda yüreklendirin.
-Öğretmeniyle yakın ilişki ve iletişim halinde olun. Aynı şekilde diğer velilerle de iletişim kurmaya özen gösterin
-Okul ortamında yardım alacağınız kaynakları belirleyin. Siz ve çocuğunuza yardımcı olacak kişileri belirleyin; müdür, psikolojik danışman, serbest zaman etkinlikleri koordinatörü v.b. Görevleri ve gereksinim duyduğunuzda nasıl ulaşacağınız hakkında bilgi edinin.
-Çocuğunuzun sorunlarına ilgi gösterin. Çocuğunuzun okul konusunda endişeleri varsa beslenme veya okul çantasına onu yüreklendirecek özel notlar yazıp bırakın. Yeni bir durumda insanların endişe duymalarının doğal olduğunu ve öğretmen, akranlarını tanıyıp okul düzenine uyum sağladıktan sonra her şeyin düzeleceğini kendisine anlatın.
-İlk birkaç hafta çocuğa fazla tepki göstermemekte fayda vardır. Anaokuluna ya da birinci sınıfa başlayan çocuklarda özellikle anneden ayrılık önemli bir anksiyete yaratabilir. Bu durumlarda sakin olmak çok önemlidir. Bu durumun normal olduğunu bilmek ve soğukkanlı davranmak yerinde olacaktır. Çocuğun eğitmenine güvenmek anne babaya da bir rahatlık verecektir. Eğitmenlerin bu durumlara karşı çok önemli deneyimlere sahip olduklarını unutmamak gerekir.
-Okula gitmek ve derslerde annesi olmadan oturmak ve beklemek konusunda sorun yaşayan çocuklara özellikle anne ve baba tarafından verilecek mesajlar çok açık ve net olmalıdır. Çocuklar genellikle sınıftan çıktıklarında bir daha annelerini görememe endişesi yaşarlar. Bu noktada çocuğuna açık bir şekilde bilgi verilmelidir. Anne çocuğuna derse girmesi gerektiği, ancak ders bittiğinde kendisinin onu bekliyor olacağı mesajını net bir biçimde verirse çocuk için bu süreç daha kolay hale gelecektir.
-İlk haftalar aşırı tepki vermeyin. Özellikle yuvaya, birinci sınıfa başlayan çocuklar ayrılık endişesi veya çekingenlik yaşayabilirler. Eğitimciler bu durumun üstesinden gelebilecek deneyime sahiptirler. Onu bıraktıktan sonra fazla oyalanmadan, onu sevdiğinizi ve gün boyunca düşüneceğinizi, okul bitiminde onu gelip alacağınızı söyleyin. Sakin ve olumlu davranın.
Uzm.Psikolog Yasemin MERİÇ
Diş Beyazlatma
Dişlerdeki şekil ve renk bozuklukları hepimizde rahatsızlıklık oluşturabilen estetık bir sorundur. Diş Hekimliğinde estetik ve restoratif maddelerin gelişmesiyle dişlerdeki pek çok renk, şekil, konum bozuklukları rahatlıkla tedavi edilebilir hale gelmiştir. Estetik kaygılarla,renkleşmenin ortadan kaldırılması için yapılan beyazlatma(bleaching-ağartma), oksidasyon ve redüksiyon yoluyla ,renkleşmeye neden olan bileşiklerin değiştirilmesidir. Ağartma işlemi yapılamadan önce dişteki renklenmenin nedeni ve tipi belirlenip, ona göre beyazlatma uygulanmalıdır.
Önceki yıllarda dişlerdeki renk değişikliğinin çözümü için protetik yollara başvuruludu. Estetiği sağlamak adına hastanın bir veya birden fazla dişi kesilerek porselen veya akrilik kron -köprüler yapılırdı. Doğal olarak bu sistem sonucu dişlerde madde kaybının yanı sıra pekde ekonomik olmayan ,zahmetli ve uzun süren tedaviler idi. Oysa diş ağartma sistemi eski sisteme göre, hem çok çok daha ekonomik,hem zahmetsiz ve dişte herhangi bir yapısal değişikliğe neden olmayan, hem de çok kısa sürede (en fazla bir saat gibi bir süre) sonuç alınabilen bir uygulamadır.
Diş ağartma tüm sağlıklı canlı dişlere uygulanabildiği gibi,tek tek herhangi bir nedenle (kanal tedavisi,gümüş dolgu v.b.g) rengi değişmiş dişlerede uygulanabilir.
DİŞ AĞARTMA ÇEŞİTLİ ŞEKİLLERDE UYGULANABİLİR.
1-Home bleaching (Hekim kontrol ve işbirliğiyle kişinin evde uyguladığı sistem )
2-Ofis bleaching (Hekim tarafından klinikte uygulana sistem)
3-Kombine ( 1 ve 2 nin birlikte uygulandığı sistem )
Dt. Ferhat UZDAŞ
Önceki yıllarda dişlerdeki renk değişikliğinin çözümü için protetik yollara başvuruludu. Estetiği sağlamak adına hastanın bir veya birden fazla dişi kesilerek porselen veya akrilik kron -köprüler yapılırdı. Doğal olarak bu sistem sonucu dişlerde madde kaybının yanı sıra pekde ekonomik olmayan ,zahmetli ve uzun süren tedaviler idi. Oysa diş ağartma sistemi eski sisteme göre, hem çok çok daha ekonomik,hem zahmetsiz ve dişte herhangi bir yapısal değişikliğe neden olmayan, hem de çok kısa sürede (en fazla bir saat gibi bir süre) sonuç alınabilen bir uygulamadır.
Diş ağartma tüm sağlıklı canlı dişlere uygulanabildiği gibi,tek tek herhangi bir nedenle (kanal tedavisi,gümüş dolgu v.b.g) rengi değişmiş dişlerede uygulanabilir.
DİŞ AĞARTMA ÇEŞİTLİ ŞEKİLLERDE UYGULANABİLİR.
1-Home bleaching (Hekim kontrol ve işbirliğiyle kişinin evde uyguladığı sistem )
2-Ofis bleaching (Hekim tarafından klinikte uygulana sistem)
3-Kombine ( 1 ve 2 nin birlikte uygulandığı sistem )
Dt. Ferhat UZDAŞ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)