Sebastian Kneipp tarafından tarif edilen tekniğe göre yapılan tedavi: Tıbbi telkinler, diyet ve egzersizlerle birleştirilmiş sıcak, soğuk ve ılık banyolar.
Kneipp terapide dikkat edilmesi gereken 5 temel unsur var:
Hidroterapi, fitoterapi, beslenme, hareket ve yaşam tarzı. Küvet banyolarını, egzersizleri, meyve ve tahıl ağırlıklı beslenmeyi, özel masajları ve bitkisel tedaviyi kapsayan Kneipp terapide yoga ve meditasyon da var.
Amaç kişinin yaşam tarzını değiştirmesi. Doktor kontrolünde uygulanan kürler kapsamındaki Kneipp banyosunda kollar ve bacaklar bakım küvetlerinin içindeki sıcak-soğuk sulara sokularak kan dolaşımı hızlandırılıyor. Bu şekilde dokuların oksijenle beslenmesi sağlanıyor.
Kneipp'ın temel öğretisi beş sistem üzerine dayanıyor:
1)Hidroterapi
2)Fitoterapi
3)Beslenme
4)Hareket
5)Yaşam tarzı
www.estespa.com
15 Ekim 2007 Pazartesi
Çiçek Terapisi
Çiçek terapisi hastalıkların çoğunun zihinsel ve duygusal olduğu inanışı ile bitkilerin pozitif gücünün vücuda nüfus etmesi sonucu kazanılan pozitif ve duygusal gücün hastalıklara karşı direnç kazandırdığı bir terapi sistemidir.
Çiçek özleri ile terapi, 1930'lu yıllarda Homeopat Dr. Edward Bach ile başlamış ve günümüze kadar çeşitlenerek gelişmiştir. Çiçek terapisi, her fiziksel rahatsızlığın ardında duygusal sorunların olduğu tezine dayanır. Çiçeklerin kendine has pozitif ve negatif özelliği, insanların gösterdiği kişilik özellikleri ile benzerlikler gösterir. Kişinin özellikleri çok iyi tahlil edilmeli ve çiçek özleri bu bilgiler doğrultusunda önerilmelidir. Çiçek terapisinde, çiçeklerin pozitif yaşamsal enerjileri kişinin iyileşme sürecine duygusal anlamda destek olur. Bu yüzden homeopatik ilaç kullanımında çoğu zaman çiçek terapisi de devreye girebilir. Yaşamsal enerjinin harekete geçirilmesi için, çiçek terapisi en doğal şifa yöntemlerindendir.
Çiçek Terapisi'nde Bitkilerin Kısa Tanımları
Agrimony (Kasıkotu) - Zihinsel sıkıntılar
Aspen (Toz ağacı) - Bilinmeyen korkular
Beech (Akgürgen) - Tolere edememek
Centaury (Kantaryon) - Zayıf irade
Cerato - Danışma ve onaylanma ihtiyacı duyma
Cherry Plum (Erik ağacı) - Aklını kaçırma korkusu
Chestnut Bud (Kestane tomurcuğu) - Hatalardan ders çıkaramama
Chicory (Hindiba) - Bencilce mülkiyet düşkünü olma
Clematis (Orman asması) - Hayalperestlik, ilgi dağınıklığı
Crap apple (Yaban elması) - Kendine kin duyma
Elm (Karaağaç) - Çok büyük sorumluluk hissi
Gentian (Centaniye) - Cesaretsizlik, ümitsizlik
Gorse (Katır tırnağı) - Umutsuzluk
Heather ( Funda) - Ben merkezcilik, bencillik
Holly (Çoban püskülü) - Kin, düşmanlık, kıskançlık
Honeysuckle (Hanımeli) - Geçmişte yaşamak
Hornbeam (Kayın) - ‘Pazartesi sendromu’ duygusu
İmpatients (Sabırotu) - Sabırsızlık
Larch (Şimal çamı) - Kendine güvensizlik
Mimulus - Bilinenlerden korkma
Mustard (Hardalotu) - Derin kasvet duygusu
Oak (Meşe) - Tükenmiş olmak ancak mücadeleyi sürdürmek
Olive (Zeytin ağacı) - Enerjisizlik
Pine (Çam) - Kendini ayıplama, suçluluk duyma
Red Chestnut (Kızıl Kestane) - Diğerleri ile aşırı ilgilenme
Rock Rose - Terör
Rock Water - Kendi kendine baskı uygulama, kendini reddetme
Scleranthus - Kararsızlık
Star of Bethlehem - Şok
Sweet chesnut (Kestane) - Çok şiddetli zihinsel ızdırap
Vervain (Mine çiçeği) - Aşırı şevk, heves
Vine (Asma) - Hükmetme, esnek olmama
Walnut (Ceviz) - Değişiklikten kaçma
Water Violet (Dere Menekşesi) - Gurur, ulaşılmazlık
White Chestnut (Ak Kestane) - İstenmeyen düşünceler
Wild Oat (Yaban Otu) - Şüphelilik
Wild Rose (Yaban Gülü) - Teslimiyet, cansızlık, hissizlik
Willow (Söğüt ağacı) - Gücenme, içerleme
www.estespa.com
Çiçek özleri ile terapi, 1930'lu yıllarda Homeopat Dr. Edward Bach ile başlamış ve günümüze kadar çeşitlenerek gelişmiştir. Çiçek terapisi, her fiziksel rahatsızlığın ardında duygusal sorunların olduğu tezine dayanır. Çiçeklerin kendine has pozitif ve negatif özelliği, insanların gösterdiği kişilik özellikleri ile benzerlikler gösterir. Kişinin özellikleri çok iyi tahlil edilmeli ve çiçek özleri bu bilgiler doğrultusunda önerilmelidir. Çiçek terapisinde, çiçeklerin pozitif yaşamsal enerjileri kişinin iyileşme sürecine duygusal anlamda destek olur. Bu yüzden homeopatik ilaç kullanımında çoğu zaman çiçek terapisi de devreye girebilir. Yaşamsal enerjinin harekete geçirilmesi için, çiçek terapisi en doğal şifa yöntemlerindendir.
Çiçek Terapisi'nde Bitkilerin Kısa Tanımları
Agrimony (Kasıkotu) - Zihinsel sıkıntılar
Aspen (Toz ağacı) - Bilinmeyen korkular
Beech (Akgürgen) - Tolere edememek
Centaury (Kantaryon) - Zayıf irade
Cerato - Danışma ve onaylanma ihtiyacı duyma
Cherry Plum (Erik ağacı) - Aklını kaçırma korkusu
Chestnut Bud (Kestane tomurcuğu) - Hatalardan ders çıkaramama
Chicory (Hindiba) - Bencilce mülkiyet düşkünü olma
Clematis (Orman asması) - Hayalperestlik, ilgi dağınıklığı
Crap apple (Yaban elması) - Kendine kin duyma
Elm (Karaağaç) - Çok büyük sorumluluk hissi
Gentian (Centaniye) - Cesaretsizlik, ümitsizlik
Gorse (Katır tırnağı) - Umutsuzluk
Heather ( Funda) - Ben merkezcilik, bencillik
Holly (Çoban püskülü) - Kin, düşmanlık, kıskançlık
Honeysuckle (Hanımeli) - Geçmişte yaşamak
Hornbeam (Kayın) - ‘Pazartesi sendromu’ duygusu
İmpatients (Sabırotu) - Sabırsızlık
Larch (Şimal çamı) - Kendine güvensizlik
Mimulus - Bilinenlerden korkma
Mustard (Hardalotu) - Derin kasvet duygusu
Oak (Meşe) - Tükenmiş olmak ancak mücadeleyi sürdürmek
Olive (Zeytin ağacı) - Enerjisizlik
Pine (Çam) - Kendini ayıplama, suçluluk duyma
Red Chestnut (Kızıl Kestane) - Diğerleri ile aşırı ilgilenme
Rock Rose - Terör
Rock Water - Kendi kendine baskı uygulama, kendini reddetme
Scleranthus - Kararsızlık
Star of Bethlehem - Şok
Sweet chesnut (Kestane) - Çok şiddetli zihinsel ızdırap
Vervain (Mine çiçeği) - Aşırı şevk, heves
Vine (Asma) - Hükmetme, esnek olmama
Walnut (Ceviz) - Değişiklikten kaçma
Water Violet (Dere Menekşesi) - Gurur, ulaşılmazlık
White Chestnut (Ak Kestane) - İstenmeyen düşünceler
Wild Oat (Yaban Otu) - Şüphelilik
Wild Rose (Yaban Gülü) - Teslimiyet, cansızlık, hissizlik
Willow (Söğüt ağacı) - Gücenme, içerleme
www.estespa.com
Etiketler:
ALTERNATIF TEDAVİLER- BİTKİLER,
ÇEŞİTLİ BİLGİLER,
KİŞİSEL BAKIM
14 Ekim 2007 Pazar
Jakuzi
Kan dolaşımını düzenler. Toksinlerin vücuttan atılmasını hızlandırır. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur.
Romatizmal hastalıkların iyileşmesine yardım eder. Hidroterapik tedavide kullanılır.
Kasları yumuşatıp gevşetir. Özellikle spor vb. bedensel çalışmalardan sonra yorulan ve sertleşen adele yapısındaki spazmları giderir. Kemik ve eklemlerdeki ağrıları alır.
Vücudun dinamizminin yenilenmesini sağlar. Adeta bünyeye enerji şarj eder.
Beyin yorgunluğu, zihinsel yorgunluk, stres gibi ağır iş temposunun sinir sistemi üzerindeki olumsuz etkilerini yok eder, zindelik verir.
Vücuttaki aşırı elektrik yükünü alır, rahatlama sağlar.
Gerginlik yada geceleri uyku bozukluklari gibi depresif problemlerin atılmasında iyileştirici etki yapar.
Yağların eritilip vücudun forma girmesine, derinin ve cilt dokusunun pürüzsüzleşmesine, güzelleşmesine faydası vardır.
Etiketler:
ALTERNATIF TEDAVİLER- BİTKİLER,
ÇEŞİTLİ BİLGİLER,
KİŞİSEL BAKIM
12 Ekim 2007 Cuma
Reaktif Hipoglisemi
Özellikle karbonhidrat içeren (şeker ve unlu mamuller) zengin bir yemek yedikten 2-3 saat sonra veya uzun süren bir açlığı takiben kan şekerinin düşmesi sonucu yaşanan aşırı terleme, çarpıntı, ellerde titreme, konsantrasyon kaybı, sinirlilik, bulantı, aşırı acıkma hissi oluşur. Bu yakınmalar karbonhidrat alımından hemen sonra düzeliyorsa, bu tablo “reaktif hipoglisemi” olarak adlandırılır.
Reaktif Hipoglisemi’nin nedenleri…
Şeker ve insülin metabolizmasında bir düzensizlik olarak özetlenecek Tip 2 diyabetin erken dönemi, en sık reaktif hipoglisemi nedenidir. Ancak her zaman sebep bu değildir. Tiroid ve böbreküstü bezleri başta olmak üzere bazı endokrin organların ürettiği hormonların fazlalığında veya yetersizliğinde reaktif hipoglisemi bulguları görülebilir. O nedenle reaktif hipoglisemiden yakınan bir hasta ilkönce bu hastalıklar açısında ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmeli, diğer endokrin organ fonksiyonlarında bir düzensizlik yoksa, kişinin tip 2 diyabet adayı olabileceği düşünülmelidir.
Nasıl gelişir?
Şeker metabolizmasındaki düzensizlik, reaktif hipogliseminin en sık nedenidir. O nedenle bu yazıda yalnızca bu metabolizma düzensizliği üzerinde durulacaktır. Normalde, gıdalarla aldığımız şeker (ki bunu yalnızca sofra şekeri olarak algılamamak gerekir, ekmek, makarna, pilav gibi çok sık aldığımız gıdalarda da şeker vardır) hücre kapısına kadar taşınır, insulin denilen hormon sayesince hücre içine girer, yanarak enerjiye dönüşür ve böylece yaşam devam eder. Genetik olarak tip 2 diyabet gelişimine eğilim mevcut ve egzersiz azlığı, düzensiz beslenme gibi tamamlayıcı faktörler varsa, şeker hücre içine girmekte zorlanır. Bu duruma ‘İnsulin Direnci’ denir. Vücut gelişen insulin direncini aşabilmek, şekeri hücre içine sokabilmek için, olması gerekenden daha fazla insulin salgılamaya başlar. Daha fazla salgılanan insulin sayesinde, yemeklerden veya karbonhidratlı bir gıdanın alımından hemen sonra şeker düzeyi normal sınırlarda kalır. Bu normal değerlerin sağlanması ancak fazla miktarda insulinin kana geçmesiyle mümkün olduğundan, ilerleyen saatlerde kandaki yüksek insulin şekerin düşmesine neden olacaktır. Kişi bir defada ne kadar fazla karbonhidrat alırsa, o kadar daha fazla insulin salgılanacaktır.
Nasıl tanı konulabilir?
Daha önce anlatılan yakınmaları olan bir kişide, reaktif hipoglisemiye neden olabilecek diğer nedenlerin olmadığı anlaşıldıktan sonra 75 gram glukozla şeker yükleme testi yapmak çoğu kez tanıyı koydurur. Daha önce 5-6 saate kadar uzayabilen yükleme testleri yapılırken, şimdi test süresini 2 saatle sınırlı tutmak, mutlaka insulin cevaplarını ölçmek şartıyla eterlidir. Kanda insulin ölçmenin zor olduğu eski zamanlarda, ilerleyen saatlerde kan şekerinde düşme reaktif hipoglisemi tanısını koydurmak için gerekli iken, şimdi kandaki insuline çok kolay, çok çabuk ve ucuz bakabildiğimiz için, bu dönemlerde saptanacak yüksek insulin düzeyi, ilerleyen saatlerde gelişebilecek olan reaktif hipogliseminin göstergesi olarak alınabilir. Özetle şeker yükleme testi sırasında alınan kan örneklerinde insulin değerlerinin çok yüksek, geç saatlerde şeker değerlerinin düşük oluşu, yakınmaları olan bir kişide reaktif hipoglisemi tanısı koydurur.
Burada unutulmaması gereken nokta, reaktif hipoglisemin ayrı bir hastalık olmadığıdır. Reaktif hipoglisemi, yalnızca başka bir hastalığın bir bulgusudur. Saptandığında yapılması gerek, buna neyin sebep olduğunu bulmak ve onu tedavi etmeye çalışmaktır.
Tedavide neler yapılabilir?
Bir kez daha reaktif hipogliseminin yalnızca bir sonuç olduğu hatırlanırsa, tedavi öncelikle reaktif hipoglisemi nedenini bulmakla başlar. Nedene yönelik tedavi esastır. Tüm reaktif hipoglisemilerin yalnızca erken dönem tip 3 diyabetten kaynaklandığını düşünmek, diğer olası nedenlerin de gözden kaçmasına ve tedavi yanıtsızlığına neden olur. Glukoz metabolizma bozukluğundan kaynaklanan reaktif hipoglisemilerde beslenme tedavisi ve egzersiz temel tedavi yöntemleridir. Ancak yanıt alınamayan vakalarda, insulin miktarlarındaki yüksekliği belgeledikten sonra hekim kontrolünde ilaç başlanabilir.
Reaktif Hipoglisemi’nin nedenleri…
Şeker ve insülin metabolizmasında bir düzensizlik olarak özetlenecek Tip 2 diyabetin erken dönemi, en sık reaktif hipoglisemi nedenidir. Ancak her zaman sebep bu değildir. Tiroid ve böbreküstü bezleri başta olmak üzere bazı endokrin organların ürettiği hormonların fazlalığında veya yetersizliğinde reaktif hipoglisemi bulguları görülebilir. O nedenle reaktif hipoglisemiden yakınan bir hasta ilkönce bu hastalıklar açısında ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmeli, diğer endokrin organ fonksiyonlarında bir düzensizlik yoksa, kişinin tip 2 diyabet adayı olabileceği düşünülmelidir.
Nasıl gelişir?
Şeker metabolizmasındaki düzensizlik, reaktif hipogliseminin en sık nedenidir. O nedenle bu yazıda yalnızca bu metabolizma düzensizliği üzerinde durulacaktır. Normalde, gıdalarla aldığımız şeker (ki bunu yalnızca sofra şekeri olarak algılamamak gerekir, ekmek, makarna, pilav gibi çok sık aldığımız gıdalarda da şeker vardır) hücre kapısına kadar taşınır, insulin denilen hormon sayesince hücre içine girer, yanarak enerjiye dönüşür ve böylece yaşam devam eder. Genetik olarak tip 2 diyabet gelişimine eğilim mevcut ve egzersiz azlığı, düzensiz beslenme gibi tamamlayıcı faktörler varsa, şeker hücre içine girmekte zorlanır. Bu duruma ‘İnsulin Direnci’ denir. Vücut gelişen insulin direncini aşabilmek, şekeri hücre içine sokabilmek için, olması gerekenden daha fazla insulin salgılamaya başlar. Daha fazla salgılanan insulin sayesinde, yemeklerden veya karbonhidratlı bir gıdanın alımından hemen sonra şeker düzeyi normal sınırlarda kalır. Bu normal değerlerin sağlanması ancak fazla miktarda insulinin kana geçmesiyle mümkün olduğundan, ilerleyen saatlerde kandaki yüksek insulin şekerin düşmesine neden olacaktır. Kişi bir defada ne kadar fazla karbonhidrat alırsa, o kadar daha fazla insulin salgılanacaktır.
Nasıl tanı konulabilir?
Daha önce anlatılan yakınmaları olan bir kişide, reaktif hipoglisemiye neden olabilecek diğer nedenlerin olmadığı anlaşıldıktan sonra 75 gram glukozla şeker yükleme testi yapmak çoğu kez tanıyı koydurur. Daha önce 5-6 saate kadar uzayabilen yükleme testleri yapılırken, şimdi test süresini 2 saatle sınırlı tutmak, mutlaka insulin cevaplarını ölçmek şartıyla eterlidir. Kanda insulin ölçmenin zor olduğu eski zamanlarda, ilerleyen saatlerde kan şekerinde düşme reaktif hipoglisemi tanısını koydurmak için gerekli iken, şimdi kandaki insuline çok kolay, çok çabuk ve ucuz bakabildiğimiz için, bu dönemlerde saptanacak yüksek insulin düzeyi, ilerleyen saatlerde gelişebilecek olan reaktif hipogliseminin göstergesi olarak alınabilir. Özetle şeker yükleme testi sırasında alınan kan örneklerinde insulin değerlerinin çok yüksek, geç saatlerde şeker değerlerinin düşük oluşu, yakınmaları olan bir kişide reaktif hipoglisemi tanısı koydurur.
Burada unutulmaması gereken nokta, reaktif hipoglisemin ayrı bir hastalık olmadığıdır. Reaktif hipoglisemi, yalnızca başka bir hastalığın bir bulgusudur. Saptandığında yapılması gerek, buna neyin sebep olduğunu bulmak ve onu tedavi etmeye çalışmaktır.
Tedavide neler yapılabilir?
Bir kez daha reaktif hipogliseminin yalnızca bir sonuç olduğu hatırlanırsa, tedavi öncelikle reaktif hipoglisemi nedenini bulmakla başlar. Nedene yönelik tedavi esastır. Tüm reaktif hipoglisemilerin yalnızca erken dönem tip 3 diyabetten kaynaklandığını düşünmek, diğer olası nedenlerin de gözden kaçmasına ve tedavi yanıtsızlığına neden olur. Glukoz metabolizma bozukluğundan kaynaklanan reaktif hipoglisemilerde beslenme tedavisi ve egzersiz temel tedavi yöntemleridir. Ancak yanıt alınamayan vakalarda, insulin miktarlarındaki yüksekliği belgeledikten sonra hekim kontrolünde ilaç başlanabilir.
What Are the Types of Childhood Cancers?
Leukemias are the most common childhood cancer, accounting for about 30% of all childhood cancers. Acute lymphocytic leukemia (ALL) and acute myelogenous leukemia (AML) are the most common types of leukemia in children. Leukemia may be recognized by bone and joint pain, weakness, bleeding, and fever.
Brain and other nervous system cancers are the second most common cancers in children, making up about 22% of childhood cancers. Most brain cancers of children involve the cerebellum or brain stem. In early stages they can cause headaches, nausea, vomiting, blurred or double vision, dizziness, and trouble walking or handling objects. Adults are more likely to develop cancers in different parts of the brain--usually the cerebral hemispheres. Spinal cord tumors are less common than brain tumors in both children and adults.
Neuroblastoma is the most common extracranial (outside of the brain) solid tumor in children and most often diagnosed during the first year of life. This tumor can appear anywhere but usually occurs in the abdomen (stomach) as a swelling. It accounts for about 7% of childhood cancers.
Wilms tumor is a cancer that may affect one or both kidneys. It is most often found in children between 2 and 3 years old, and may be recognized by a swelling or lump in the belly (abdomen.) It accounts for about 6% of childhood cancers.
Non-Hodgkin lymphoma and Hodgkin lymphoma, (sometimes called Hodgkin disease, Hodgkin's disease, or Hodgkin's lymphoma), are cancers that start in lymph nodes. These cancers may spread to bone marrow and other organs. They also can cause fever, weakness, and swelling of lymph nodes ("glands") in the neck, armpit, or groin. Hodgkin lymphoma can occur in both children and adults, and accounts for about 4% of childhood cancers. It is more common, though, in 2 age groups: early adulthood (age 15 to 40, usually 25 to 30) and late adulthood (after age 55). Hodgkin lymphoma is rare before 5 years of age. About 10% to 15% of cases are diagnosed in children 16 years of age and younger.
Rhabdomyosarcoma is the most common soft tissue sarcoma in children, and makes up about 3% of childhood cancers. The tumor originates from the same embryonic cells that develop into striated (voluntary) muscles. It can happen in the head and neck, groin, trunk, arms and legs. It may cause pain, swelling (lump), or both.
Retinoblastoma is a cancer of the eye. Although relatively rare, it accounts for less than 3% of childhood cancers and about 5% of childhood blindness. It usually occurs in children under the age of 4.
Bone Cancers: The incidence of primary bone cancer (cancers that started in the bones) is highest in children and adolescents. Primary bone cancer is different from metastatic bone cancer, which is cancer that has spread to the bone. Metastatic bone cancer is named for the place the cancer came from. For instance, it might be described as prostate cancer that has spread (metastasized) to the bone, or breast cancer with bone metastasis. Metastatic bone cancer is more common than primary bone cancer because many types of cancer can spread to the bone. There are 2 types of primary bone cancers that happen in children:
-Osteosarcoma is uncommon, comprising a little over 2% of all new childhood cancer cases in the United States. It often causes no pain or symptoms until swelling starts.
-Ewing sarcoma is a less common primary bone cancer that occurs mostly in children and adolescents. It accounts for a little more than 1% of childhood cancers
Brain and other nervous system cancers are the second most common cancers in children, making up about 22% of childhood cancers. Most brain cancers of children involve the cerebellum or brain stem. In early stages they can cause headaches, nausea, vomiting, blurred or double vision, dizziness, and trouble walking or handling objects. Adults are more likely to develop cancers in different parts of the brain--usually the cerebral hemispheres. Spinal cord tumors are less common than brain tumors in both children and adults.
Neuroblastoma is the most common extracranial (outside of the brain) solid tumor in children and most often diagnosed during the first year of life. This tumor can appear anywhere but usually occurs in the abdomen (stomach) as a swelling. It accounts for about 7% of childhood cancers.
Wilms tumor is a cancer that may affect one or both kidneys. It is most often found in children between 2 and 3 years old, and may be recognized by a swelling or lump in the belly (abdomen.) It accounts for about 6% of childhood cancers.
Non-Hodgkin lymphoma and Hodgkin lymphoma, (sometimes called Hodgkin disease, Hodgkin's disease, or Hodgkin's lymphoma), are cancers that start in lymph nodes. These cancers may spread to bone marrow and other organs. They also can cause fever, weakness, and swelling of lymph nodes ("glands") in the neck, armpit, or groin. Hodgkin lymphoma can occur in both children and adults, and accounts for about 4% of childhood cancers. It is more common, though, in 2 age groups: early adulthood (age 15 to 40, usually 25 to 30) and late adulthood (after age 55). Hodgkin lymphoma is rare before 5 years of age. About 10% to 15% of cases are diagnosed in children 16 years of age and younger.
Rhabdomyosarcoma is the most common soft tissue sarcoma in children, and makes up about 3% of childhood cancers. The tumor originates from the same embryonic cells that develop into striated (voluntary) muscles. It can happen in the head and neck, groin, trunk, arms and legs. It may cause pain, swelling (lump), or both.
Retinoblastoma is a cancer of the eye. Although relatively rare, it accounts for less than 3% of childhood cancers and about 5% of childhood blindness. It usually occurs in children under the age of 4.
Bone Cancers: The incidence of primary bone cancer (cancers that started in the bones) is highest in children and adolescents. Primary bone cancer is different from metastatic bone cancer, which is cancer that has spread to the bone. Metastatic bone cancer is named for the place the cancer came from. For instance, it might be described as prostate cancer that has spread (metastasized) to the bone, or breast cancer with bone metastasis. Metastatic bone cancer is more common than primary bone cancer because many types of cancer can spread to the bone. There are 2 types of primary bone cancers that happen in children:
-Osteosarcoma is uncommon, comprising a little over 2% of all new childhood cancer cases in the United States. It often causes no pain or symptoms until swelling starts.
-Ewing sarcoma is a less common primary bone cancer that occurs mostly in children and adolescents. It accounts for a little more than 1% of childhood cancers
10 Ekim 2007 Çarşamba
Narkolepsi
Narkolepsi beynimizin uyku-uyanıklık düzenini düzenleme işleviyle ilgili bir bozulmanın neden olduğu uzun süren nadir gözüken bir nöropsikiyatrik bozukluktur. Hastalar günün değişik zamanlarında beklenmedik biçimde uyumak için aşırı ve karşı konulması güç bir zorlanma hissederler ve uyurlar. Bu uyku atakları birkaç saniyeden bir kaç dakikaya kadar sürebilir. Nadiren bir saat ya da daha uzun sürebilir. Uyku atakları işte, okulda, yemek yerken, seyahat ederken, konuşurken hatta tehlikeli durumlarda örneğin araç kullanırken ya da ince beceri ve dikkat gerektiren cihazlar kullanırken ortaya çıkabilir. Gündüz ortaya çıkan bu istenmedik uyku ataklarına ek olarak üç ek belirti de sık olarak ortaya çıkar.
Bunlardan birisi katapleksidir. Bu duygusal bir uyaranla birdenbire istemli bir kas ya da kas grubunun tonusünün ortadan kalması demektir. Katapleksi genellikle bir duygusal uyarandan sonra ortaya çıkar. En sık gülme kaslarda tonüs kaybına neden olur. Bunun dışında öfke, korku, telefon çalması, ani bir ses duyma gibi uyaranlar da katapleksiye neden olabilir.
İkinci önemli işaret uykuya dalarken ya da uyanırken ortaya çıkan canlı halüsinasyonlardır.
Üçüncüsü de uykunun başı ya da sonunda ortaya çıkan geçici paralizi (felç) durumudur.
Narkolepsi bir uyku-uyanıklık geçiş bozukluğudur. Uykunun REM döneminde bir bozulmaya bağlıdır. Uykunun REM döneminde kalp, solunum ve göz kasları dışındaki tüm kaslarda atoni (kas gerginliğinin ortadan kalkması) olur. REM uyku sırasında rüyalar görürüz. Bu sırada rüya içeriğine bağlı olarak düşme, atlama, koşma ve buna benzer hareketler olsa da bu atoni nedeniyle rüya içeriğine bedenimiz eşlik etmemiş olur. Bu sayede yataktan düşmekten ya da şiddet ve tehlikeli durumlardan korunmuş oluruz. Narkolepside uyanıklıktan REM uykusuna ve REM uykusundan uyanıklığa geçişte bozulma olur. Sözü edilen katapleksi, halüsinasyonlar ve felç durumları bu geçiş nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Kısa süreli uyku ataklarında REM uykusu çabucak başlar ve REM uykusuna bağlı özellikler (atoni, rüyalar ve paralizisi) de bu sırada ortaya çıkar.
Hastalık her yaşta ortaya çıkabilir ancak en sık genç yaşlarda (10-15 yaş) görülmeye başlar.
Tanı hastanın verdiği bilgilerden yola çıkılarak sözü edilen 4 ana belirtinin (gündüz istenmeyen uyku atakları, katapleksi, uyanırken ya da uykuya dalarken ortaya çıkan halüsinasyonlar ve yine uykuya dalarken ya da uyanırken görülen paralizi) bulunması durumunda yapılacak olan gece uyku çalışması ve hemen ardından MSLT (çoğul uyku latensi testi) testiyle konulur. Bu test gündüz hastanın uykuya daldığının gösterilmesi amacıyla uyku laboratuarında uygulanan bir testtir. 2 saat aralarla hastanın uyumasının istendiği bu testte hastanın bu uygulamalarda 5 saniye içinde REM başlangıçlı uyku ataklarının gösterilmesiyle konulur.
Narkolepsi tedavisi deneyimli bir uzman tarafından yürütülmelidir.
KAYNAK: http://www.uykusorunlari.com
Bunlardan birisi katapleksidir. Bu duygusal bir uyaranla birdenbire istemli bir kas ya da kas grubunun tonusünün ortadan kalması demektir. Katapleksi genellikle bir duygusal uyarandan sonra ortaya çıkar. En sık gülme kaslarda tonüs kaybına neden olur. Bunun dışında öfke, korku, telefon çalması, ani bir ses duyma gibi uyaranlar da katapleksiye neden olabilir.
İkinci önemli işaret uykuya dalarken ya da uyanırken ortaya çıkan canlı halüsinasyonlardır.
Üçüncüsü de uykunun başı ya da sonunda ortaya çıkan geçici paralizi (felç) durumudur.
Narkolepsi bir uyku-uyanıklık geçiş bozukluğudur. Uykunun REM döneminde bir bozulmaya bağlıdır. Uykunun REM döneminde kalp, solunum ve göz kasları dışındaki tüm kaslarda atoni (kas gerginliğinin ortadan kalkması) olur. REM uyku sırasında rüyalar görürüz. Bu sırada rüya içeriğine bağlı olarak düşme, atlama, koşma ve buna benzer hareketler olsa da bu atoni nedeniyle rüya içeriğine bedenimiz eşlik etmemiş olur. Bu sayede yataktan düşmekten ya da şiddet ve tehlikeli durumlardan korunmuş oluruz. Narkolepside uyanıklıktan REM uykusuna ve REM uykusundan uyanıklığa geçişte bozulma olur. Sözü edilen katapleksi, halüsinasyonlar ve felç durumları bu geçiş nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Kısa süreli uyku ataklarında REM uykusu çabucak başlar ve REM uykusuna bağlı özellikler (atoni, rüyalar ve paralizisi) de bu sırada ortaya çıkar.
Hastalık her yaşta ortaya çıkabilir ancak en sık genç yaşlarda (10-15 yaş) görülmeye başlar.
Tanı hastanın verdiği bilgilerden yola çıkılarak sözü edilen 4 ana belirtinin (gündüz istenmeyen uyku atakları, katapleksi, uyanırken ya da uykuya dalarken ortaya çıkan halüsinasyonlar ve yine uykuya dalarken ya da uyanırken görülen paralizi) bulunması durumunda yapılacak olan gece uyku çalışması ve hemen ardından MSLT (çoğul uyku latensi testi) testiyle konulur. Bu test gündüz hastanın uykuya daldığının gösterilmesi amacıyla uyku laboratuarında uygulanan bir testtir. 2 saat aralarla hastanın uyumasının istendiği bu testte hastanın bu uygulamalarda 5 saniye içinde REM başlangıçlı uyku ataklarının gösterilmesiyle konulur.
Narkolepsi tedavisi deneyimli bir uzman tarafından yürütülmelidir.
KAYNAK: http://www.uykusorunlari.com
Keten Tohumu
10 bin yıldır gıda olarak da kullanılan keten bitkisi, etkili bir gençlik, sağlık ve güzellik kaynağı. Keten tohumunda yok yok; kolesterol düşürücü, felç, kanser, unutkanlık önleyici, bağırsak çalıştırıcı ve temizleyici etkisi bunlardan birkaçı.
Uzmanlar, sıvı şeklinde, salataların üzerine serpiştirilerek veya günde bir çorba kaşığı şeklinde tüketmeyi öneriyor.
Keten tohumunun yararları
Mide-bağırsak sorunlarına karşı iyi gelir
Bağırsakları yumuşatır, kabızlığa karşı iyi gelir
Kemikleri güçlendirir. Özellikle menopoz döneminde yararlı
Bağışıklık sistemini güçlendirir
Menopoza bağlı şikâyetleri hafifletir
Kalp-damar hastalıklarından korur
Kolesterol, şeker seviyesini dengeler
Yüksek tansiyonu düşürür
Romatizmal hastalıkları önler
Sinir sistemini güçlendirir
Hafızayı güçlendirir
Konsantrasyon bozukluğuna karşı iyi gelir
Yaşlanmaya bağlı dikkat dağınıklığına karşı iyi gelir
Haricen kullanılarak yaraların çabuk iyileşmesini sağlar
Egzama ve sedef hastalıklarında kullanılır
Nasırlarda kompres olarak kullanılır
Solunum yolu hastalıklarında olumlu etki yapar
Ruhsal bozukluklara karşı iyi gelir
Öksürüğü giderir
Ağız boşluğu, boğaz ve diş eti rahatsızlıklarında gargara olarak kullanılır
Lifleri sanayide, özellikle dokumacılıkta kullanılır
Keten tohumu ne içerir?
Omega-3, Omega-6 ve Omega-9 yağ asitleri
Yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif
Protein
Lignanlar (kansere karşı maddeler)
Vitaminler
Mineraller
Aminoasitler
Keten tohumu nasıl tüketilir?
Kaynatılarak içilebilir.
Dövülerek, öğütülerek toz haline getirilebilir. Bir kaşık ağza atıldıktan sonra arkasından su içilebilir.
Kavrulmuş olarak tüketildiğinde daha lezzetli olur. Keten tohumunun çok özel bir tadı veya kokusu yoktur, ama kavrulunca güzel bir tada kavuşur.
Tohum şeklinde de tüketilebilir.
Yemeklere, yoğurda, salatalara, müsliye, pasta, börek gibi unlu mamullere karıştırılarak da tüketilebilir.
Günde 1-1.5 çorba kaşığı keten tohumu sağlıklı kalmak açısından yeterlidir.
Dozunu kaçırmamakta yarar var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)