4 Mart 2008 Salı

Dizlerinizde ağrı mı var? Menisküs olabilirsiniz !


Menisküs sadece bir sporcu hastalığı değildir.
Birçok insan menisküse ya da çapraz bağ yırtığına maruz kalabiliyor.
İlaçla tedavisi ise yok.

Isınmadan antrenmanlara çıktıkları ve antrenmanda darbelere maruz kaldıkları için daha çok futbolcularda görülen menisküs, ev hanımları için de risk oluşturuyor. Uzun süre dizüstü çalıştıktan sonra ani olarak kalkmaya çalışan ev hanımları menisküs yırtığı ile karşı karşıya kalabiliyor.

Menisküs, daha çok bacak sabitken vücudun diz eklemi üzerinde dönmesiyle zedelenip yırtılabilir. Yırtılma sırasında şiddetli ağrı olur ve eklemin içinde bir şeyin yırtıldığı hissedilir. Menisküs, halk arasında ‘sporcu hastalığı’ olarak biliniyor. Menisküs yırtığı oluşumunda ikinci sırada ise ev kadınları ağırlık kazanıyor. Ev hanımlarının uzun süre dizüstü çalıştıktan sonra kalkmaya çalışmaları, menisküs yırtılmalarına neden oluyor. Bu nedenle ev kadınları eğer uzun süre dizüstü halı silmişlerse, aniden ayağa kalkmaktan kaçınmalı.

MENİSKÜS NEDİR?
Menisküs diz eklemi içinde, uyluk ve kaval kemikleri arasında biri içte diğeri dışta olmak üzere her diz ekleminde iki adet bulunan ve diz eklemini destekleme ile görevli kıkırdak yastıkçıklardır. Eklem sürtünmesini azaltarak hareket kabiliyetini artırır. Yük aktarım alanını genişleterek eklem kıkırdaklarının korunmasına katkı yapar. Yarımay şekliyle uyluk ve kaval kemik başlarını sararak oluşturduğu yuva içerisinde eklem stabilitesine de katkıda bulunur.

MENİSKÜS YIRTIĞI NASIL OLUŞUR?
Sadece sporcularda değil, dizini herhangi bir şekilde zorlamış herkeste görülebilir. Menisküs yırtığı dizde ağrı, kilitlenme, hareket kısıtlılığı ve sıvı toplanması gibi çeşitli şikâyetlere neden olur. Yaşlanma ve yapısal bozukluklar nedeniyle kendiliğinden görüldüğü gibi dizini sürekli büken kişilerde de görülebilir. Menisküslerin iç kısmı kıkırdak yapıda, damarsız olduğu için kendiliğinden iyileşmez. Ancak çevresindeki küçük bir kısım damarlı olduğu için yırtık oluştuğunda dikilirse iyileşebilir. İç kısımda oluşan yırtıkların ise temizlenmesi gerekir. Aksi takdirde dizin içinde bozulmalara yol açar. Menisküs yırtıklarında güncel tedavi metodu artroskopidir. Artroskopi eklem problemlerinin tanı ve tedavisinde eklemin içinin görüntülenmesi için kullanılmaktadır.

Sıklıkla karşılaşılan menisküs yırtıkları ya bir travma ile ya da yıllar içinde meydana gelen yıpranma sonucunda oluşur. Menisküs yırtıkları kendini; ağrı, kilitlenme ve hareket kısıtlılığı ile gösterir. Tedavi olarak yırtılan menisküsün bir kısmının alınması veya mümkünse yırtılan kısmın dikilmesi ile yapılır. Tedavinin ne şekilde yapılacağı hastanın yaşına ve yırtığın menisküsün hangi bölümünde olduğuna bağlıdır.

Ameliyatı takiben hastalar genellikle aynı gün taburcu edilebilirler. Hasta, ameliyat sonrasında bir çift koltuk değneği ile dizi üzerine basabilmekte, 4-5 gün sonra da işine gidebilmektedir. Ancak menisküs tamiri yapılmış ise bu durumda hastanın yaklaşık 2 ay üzerine basmaması gerekmektedir.


OPR. DR. MEHMET DEMİRAYAK
ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ UZMANI
KONYA VAKIF HASTANESİ

26 Şubat 2008 Salı

Kahvenin ne kadarı fazladır?


Fazla fincan kahveye düşkünlük, rahatsızlık, huzursuzluk, uykusuzluk, heyecan, bulantı, kusma ve yüzde kızarıklık gibi semptomlara neden olabilir.

Ciddi doz aşımının semptomları ise sayıklama ve nöbeti de içerir.

Alarm halinde olma durumunu artırır. İnsan vücuduna etkilerinin yanında, kafein genel olarak merkezi sinir sistemini uyararak zihinsel beceriyi, ilgiyi ve alarm halinde olma durumunu artırmasıyla bilinir. Ama fazlası öldürücü olabilir. Ve bu doz bireyin kilosu, hassasiyetine bağlı olarak değişse de ortalama oran, bir birey için yarım litre kana 90 mg civarı olarak belirlenmiştir.

Aşırı doz zararlı
Aşırı doz aşımı sebebiyle gerçekleşen ölüm, karıncığın aşırı çarpıntısıyla- kalp damarlarının koordine olmayan tezatlığı ile kan pompalanmasının durması olayı - alakalı olabilir.
Ayrıca insanlar kahveye bağımlı hale de gelebilirler. Caffeinism adı verilen bu durumun her gün 600 mg ve 750 mg arası yüksek bir kafein alımı gerçekleştirdiğinizde olabileceği söylenmektedir. Bu da kabaca 10 fincan hazır kahve demek.

Karaciğer riskini azaltır
Ama kahvenin bulunmuş sağlık yararları yadsınamaz. Her gün bir ila üç fincan arası içilen kahve karaciğer riskini azaltmakta ve Alzheimer’s başlangıcından da korumaktadır. Yine de kahvenin en şöhretli etkisinin 'ayılma’ içeceği olduğu bu yılın başlarında bir parça yalanlandı.
Araştırma sonuçları, kahve içenlerin uyanık olma durumlarının içmeyenlerle hemen hemen aynı olduğu yönündeydi.

25 Şubat 2008 Pazartesi

Aşkın Sırrı Çözüldü


Onu görünce kalbiniz çok fazla çarpmaya, eliniz ayağınız birbirine mi dolanmaya başlıyor. Hiç şüphesiz aşıksınız demektir. Bilim, bunca gelişmenin arasında aşka kayıtsız kalamazdı elbette! Uzmanlar aşkı da laboratuara soktular ve bakın neler buldular!Fiziksel olarak neden ve nasıl aşık oluyoruz, hiç düşündünüz mü?
Öncelikle aşağıdaki belirtilere göz atın ve aşık olup olmadığınızı saptayın:

- Onu görünce kalbiniz çok fazla çarpmaya başlıyor

- Son günlerde, içinizdeki sevinç, mutluluk duygusu arttı

- Hayata, olaylara daha umursamaz bakıyorsunuz

- Arkadaşlarınız gözlerinizin pırıl pırıl baktığını ve son günlerde yüzüne bir canlılık geldiğini söylüyorlar. Eğer bu belirtileri taşıyorsanız, aşık olduğunuz şüphe getirmez bir gerçek!

Aşık olduğumuzda hepimiz benzer duygular yaşarız; ayaklarımız yerden kesilir, aklımız başımızdan gider, hep onu düşünür, hep onun hakkında konuşmak isteriz.

Bunlar aşık olan herkesin bildiği ve binlerce yıldır yaşanan, süregelen duygular.

Farklı olan ise, artık tüm bunların sebebinin biliniyor olması! Aşık olunca insanların neden 'tuhaflaştığı' bilimsel gerçeklerle kanıtlandı! Üstelik suçlu kalbimiz değil, beynimiz çıktı!

Neden?
Aşkı, duygularımızın, düşüncelerimizin, alışkanlıklarımızın, yetişme tarzımızın ve daha birçok şeyin etkilediğini zaten biliyorduk, ama hormonlarla olan ilişkisini yeni öğrendik.

Ve hemen uzmanlara danıştık. Bakın hangi sonuçlar çıktı.
- Vücuda çeşitli maddeleri salgılayarak bizim sağlıklı, mutlu yaşamamızı sağlayan salgılara hormon deniyor. - Aşık olduğumuzda gösterdiğimiz dengesiz davranışlarımızın sebebi, vücudumuzun salgıladığı feronom maddesiymiş!
Aşk, vücutta feronom maddesinin salgılanmasıyla başlıyormuş. Aşkın kokusu olarak tanımlanan bu madde, beynin ilgili bölümlerini uyarıyor ve aşk doğuyor!
- Feronom, vücudumuzun salgıladığı hormonlardan sadece biri. Feronom'a 'aşk hormunu' da deniliyor. Aşıkların, her dakika aşık oldukları kişiden söz etmeleri bu hormondan kaynaklanıyor. Aşık olunduğunda vücudun fazla feronom salgılamasıyla kişilerin fiziksel yapılarında ve davranışlarında değişiklikler oluşmaya başlıyor.
Kalp çarpıntısı, gözlerin parlaması gibi değişiklikler oluyor ve 'O da beni seviyor mudur', 'Acaba şimdi nerededir' gibi sorular artmaya başlıyor. Obssesive yani takıntılı kişi davranışları gözlemleniyor.
- Aşkın yerini sevgiye bırakması da hormonlarla ilgili.
Zamanla serotoninin azalması, oksitoksinin artmasıyla, aşk yerini bir süre sonra sevgi ve şefkate bırakıyor.
- Yaz aylarında insanların daha sık aşık olmasının da bilimsel bazı sebebleri var. Özellikle bahar ve yaz aylarında, güneş ışınları insanların hormon sistemini etkiliyor ve bu durumda aşk daha yoğun hissediliyor. Melanosit denen vücuda renk veren hücreler de, bu aylarda artıyor.

Aşk acısı nasıl diner?
Uzmanlar, şu sıralar mevsimin de etkisiyle kendilerine en çok aşk acısı çekenlerin başvurduğunu söylüyor ve bu acının nedenlerini, uyguladıkları yöntemleri şöyle anlatıyorlar:'Aşk acısı çeken biri, sevgilisini unutamamıştır, her gördüğü şeyde, her olayda ondan bir parça bulur.
Bir yandan yaşadıklarına inanamaz. 'Gerçekten bu aşk bitti mi' , 'Onsuz ne yaparım' gibi duygulara kapılır. Bizim yaptığımız, bunun altında yatan nedenleri analiz etmek. Kişinin kendine güvensizliği mi var, ailesinin ona yüklediği baskılar mı var, hayata mı güvenmiyor?...
Önce sorunun nedenlerini bulup sonra NLP veya Bilişsel Terapi ile bunu ortadan kaldırıyoruz. Olaya bakış açınızı değiştirdiğiniz zaman olaylar daha farklı gelişiyor. Mesela vapurdan denize baktığınızı düşünün. Denizde çöp görüyorsunuz. Aynı çöpe bir kaptan kamarasından, bir sahilden bir de uzaydan bakın. Hepsinde gözünüze ne kadar farklı görünür. İşte, bize danışmaya gelen kişilere de o olaya kuşbakışı bakmalarını sağlıyoruz. Bu çok kolay olmuyor. Çünkü doğru ya da yanlış öğrendiğimiz her şey, tecrübelerimizi oluşturur.

Çocukluğumuzdan itibaren, 'Hayır, yapamazsın', 'Kahvaltını etmezsen derslerin iyi geçmez' gibi, günde 10 olumsuz ileti aldığınızı düşünün. Bir yılın sonunda 3600 olumsuz iletiyle dolu oluyorsunuz! 14 yaşına geldiğinizi düşünürsek kafanızda 48-50.000 tane olumsuz ileti olur.
Bunları değiştirmek tabii ki güç oluyor. Öğrendiğimiz olumsuz şeylerin yerine olumlularını koymak çok önemli.'

www.morelmas.com

22 Şubat 2008 Cuma

El ağrısı deyip geçmeyin



Eller, vücudumuzun en değerli organlarından. Ellerimizle yazıyoruz, tokalaşıyoruz, saçlarımızı tarıyoruz, bardağımızı tutuyoruz, sevdiğimize dokunuyoruz. Bunlar ilk akla gelenler. Peki bu derece önemli bir fonksiyona sahip ellerimize ne derece değer veriyoruz? Güzelleşmek için krem sürmekten veya manikür yaptırmaktan söz etmiyoruz. Bizim kastettiğimiz, hangimiz elleri ağrıdığında doktora gitme ihtiyacı duyuyor? Aslında çok basit ve önemsiz gibi gelebilir ama el sorunları, geç teşhis veya uygun olmayan tedaviler sebebiyle kişilerin hayat kalitesini etkileyen çok ciddi sorunlara yol açıyor.

Acıbadem Hastanesi El Cerrahisi Uzmanı Dr. Ufuk Nalbantoğlu, yaptığı açıklamada, el sorunlarının başında, tıp dilinde "Karpal Tünel Sendromu" olarak bilinen sinir başı sendromunun geldiğini belirterek, "Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen bu hastalık, baş parmak ve yanındaki üç parmağın duyusunu veren, baş parmak fonksiyonlarını sağlayan "median" sinirini etkileyen bir sorun. Median sinirinin el bileğinde, parmakları hareket ettiren tendonlar ile birlikte içinden geçtiği 'Karpal Tünel'de baskıya uğraması sonucu bu hastalık gelişir" dedi.

'Karpal Tünel Sendromu'nun belirtileri
Parmaklarda uyuşma, güç kaybı ve ön koldan omuza kadar yayılan ağrılar ile kendini gösteren bu hastalıkta genellikle geceleri uykudan uyandıran uyuşma ve ağrılar görüldüğünü ifade eden Dr. Nalbantoğlu, "Önceleri hafif şiddette olan ve çok sık görülmeyen bu belirtiler, el ve bilek dinlendirildiğinde ortadan kaybolabiliyor. Ancak, sinirin üzerindeki baskı arttıkça, kişi bu belirtileri daha sık ve daha şiddetli hissedebiliyor" diye konuştu.

Dr. Ufuk Nalbantoğlu, bu dönemde gerekli tedbirler alınmazsa sinirde kalıcı hasar meydana geldiğini vurgulayarak, "Sonrasında el fonksiyonları ile duyusunun yeniden tam onarılması mümkün olmaz. Tedavi olarak başlangıçta tıbbi yöntem ve gece atelleri kullanılır. Yeterli iyileşme sağlanmayan durumlarda cerrahi yöntemler uygulanır. Cerrahi anlamda karpal tünel gevşetilmesi yapılarak sinir üzerindeki baskının ortadan kaldırılması sağlanır" şeklinde konuştu.

'Tendinitler'e dikkat
Dr. Nalbantoğlu, Karpal Tünel Sendromu'nun yanında el ağrısına sebep olan diğer faktörleri de şöyle sıraladı: 'Tendinitler, ganglion kistler (el ve bilekteki kistler) tendon iltihabı, sinir sıkışmaları, enfeksiyon ve artrit' Klavye kullananları, örgü örenleri, bahçe işi ile uğraşanları ve hamileleri en çok tehdit eden el sorununun ise tendinitler olduğunu kaydeden Dr. Ufuk Nalbantoğlu, baş parmak dahil her parmakta görülebilen bu problemi şöyle anlattı: "Parmakları hareket ettiren kirişlerin yüzeyleri çok düzgün kılıflarla çevrilidir. Bu kirişler çeşitli tünellerden geçerler. Tetik parmak probleminde kılıfların girişi daralır, kirişler kalınlaşır ve kendilerini saran kılıflara sığmazlar. Özellikle hamilelik sonrasında görülür. Avuç içinde hassasiyet, parmak büküldüğünde takılma ve kilitlenme, tendinitlerin başlıca belirtileri olarak kabul ediliyor"

Dr. Nalbantoğlu, tedavide öncelikle ılık kompres ve ağrı kesiciler kullanıldığını, ödem oluştuğunda ise enjeksiyon yapıldığını bildirdi. Bu tedavilerin yeterli olmadığı durumlarda cerrahi müdahale yapıldığını söyleyen Dr. Ufuk Nalbantoğlu, "Ancak bu operasyon korkulacak bir ameliyat değil. Operasyon sonrası hasta aynı gün elini kullanabiliyor. Sadece gerekli görülen hastalara fizik tedavi uygulanıyor" dedi.

Elde oluşan kistler
El bileğini fazla kullanan kişilerde görülen bir diğer sorunun ise 'ganglion kistler' olduğunu belirten Dr. Ufuk Nalbantoğlu, "El ve bilekte, kiriş kılıflarının sebep olduğu, eklem sıvısıyla dolu kistik oluşumlara sık olarak rastlanıyor. El ve bileğin hemen her bölgesinde görülen bu kistler aniden veya yıllar içinde oluşabiliyor. Nadiren ağrılı olan bu kitleler kötü huylu değildir. Çoğunlukla hiçbir neden olmaksızın gelişirler. Şikayetlerin derecesine göre tıbbi ya da cerrahi tedavi uygulanır" diye konuştu.
Tenis ve golf gibi sporlarla uğraşanların yanı sıra, endüstriyel alanda çalışanlarda da bu tip iltihaplanmaların sıkça görüldüğünü ifade eden Dr. Nalbantoğlu, "Dirseğin iç ve dış kenarında bulunan kemik çıkıntılarına yapışan kasların yapışma inflamasyonlarıdır" diyerek hastalığı tarif etti ve ekledi: "Hastalık teşhis edildiğinde, öncelikle streching tavsiye ediliyor. Bileklik ve ilaç kullanımının yanı sıra fizik tedavi de uygulanıyor"

Dupuytrens hastalığı
Dr. Ufuk Nalbantoğlu, ellerde rastlanan bu hastalığın daha çok kuzey ülkelerinde görüldüğünü kaydederek, "Avuç içi ve cilt altı dokusunun kalınlaşmasıyla, parmaklara kadar uzanan bantlar oluşur. Bu bantlar avuç içinde bir çekilme oluşturur. Tedavisi, cerrahi olarak bu dokunun çıkarılması şeklinde olur. Tedavi hastalığın seyrine göre de değişir. Cerrahi girişim sonrası uygulanan el terapisi ile fonksiyonlarda belirgin gelişme sağlanmaktadır" şeklinde konuştu.

Burkulma, zorlanma, tendon iltihabı ve karpal tünel sendromu varsa, aslında kişinin kendi başına alabileceği basit tedbirler bulunduğunu vurgulayan Dr. Nalbantoğlu, "Öncelikle sürekli tekrarlamaya dayanan hareketlerden kaçınmanız gerekiyor. Klavye kullanırken kol ve bileklerinizi uygun şekilde destekleyin ve arada mola vermeye dikkat edin. Ayrıca uzmanlar, çalışma öncesi ve sonrasında ısınma ve soğumayı da dikkate alarak egzersiz yapmanızı tavsiye ediyorlar" dedi.

Yemek yemeyen bebekler için tavsiyeler


Niğde Dr. Doğan Baran Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Bahri Elmas, yemek yeme sorunu olan bebeklerin beslenmesi için dikkatlerinin başka yönlere sevk edilmesi gerektiğini söyledi. Bebeklerle ilgili en önemli sorunun beslenme olduğunu ve bunun dönem dönem ebeveynler için sıkıntılı bir hal aldığını ifade eden Elmas, çocuk gelişiminde beslenmenin çok fazla yer tuttuğunu, ancak yaşanan beslenme sıkıntılarının küçük birkaç tedbirle aşılabileceğini kaydetti.

Bebeklerde beslenmenin yapılabilmesi için ve bunun ileri yaşlarda da devamlılığını sağlamak için öncelikle beslenmeyi bir oyun haline getirmek gerektiğinin altını çizen Elmas, "Bebeğiniz yemek yemenin bir eğlence olduğunu algılamalı. Bunun için de yapılması gereken küçük ama etkili birkaç yol var. Öncelikle bebeğiniz yemek yemiyorsa, bebeğinizle birlikte televizyonun karşısına oturun ve reklamları bulun. Reklamlarda resim karelerinin hızlı geçmesi, ritmi değişen müziklerin kullanılması bebeklerin ilgisini çekmektedir. Bu nedenle bir elinizle kanalları tarayarak tüm reklam kuşaklarını takip edin, diğer elinizle de çocuğun beslenmesini yapın. Bu çok zor oluyorsa reklam kuşaklarını videoya kaydedin ve yemek zamanı izlettirin. 6 aylık ve 3 yaş arası tüm bebeklerin hayran olduğu bazı çocuk programları var. Bebeğinizin mama saatlerini mümkünse o saatlere denk getirin. Ya da yemek saatinde eşinizin veya bir arkadaşınızın evde olmasını sağlayın ve bebeğinizin dikkatini dağıtacak hareketler, sesler çıkartmasını sağlayın" dedi.

Hiç yemeyen çocukların bile çok severek yediği bir şeylerin mutlaka olduğunu vurgulayan Bahri Elmas, "Bu çikolata bile olsa bunu 3 öğün yedirin. Nasılsa bundan bıkacak ve başka şeyler yemek isteyecektir. Eline en sevdiği oyuncakları tutuşturun. Oyuncağını fırlatamayacağı, kıyamayacağı için kaşığa vuracak boş eli kalmayacaktır. Eski bilgisayarınızı satmayın, atmayın. Bebeğinizle karşısına geçin. O klavyeye vurmaya çalışırken yemek yediğinin farkına bile varmayacaktır. Elinizden yemediği her şeyi sehpanın üstüne bırakın. Odadan çıkın, 'Bunu ellemek yasak, sakın bunu yeme' demek olayı hızlandıracaktır" şeklinde konuştu.

Çocuklarda beslenme saatlerinin anneleri çıldırma noktasına kadar getirebileceğine değinen Elmas, "Yemek yerken çok ağlıyorsa ve sizi çıldırma noktasına getiriyorsa, onu ilk kucağınıza aldığınız anı hayal edin. Her şeye rağmen yemiyorsa bırakın aç kalsın. En fazla 8-10 saat sonra kendi gelip 'anne mama' diyecektir. Şişman çocuklara bakıp imrenmeyin. Onun yerine kendinize benim çocuğum zayıf ama sağlıklı diye telkinde bulunun. Her öğünden önce 3-4 ayrı çeşit yemek hazırlayın. Yedirme şansınız bir anda 4 katına çıkacaktır. Yüzde 100 garantili yiyeceklerden haftada bir gün yedirin. En azından haftada bir gün mutlu olun. Yemeklerle oyun oynamasına izin verin. Oyun oynayabileceği yiyecekleri verin. Zeytin alırken çekirdeksiz olsun" şeklinde konuştu.

13 Şubat 2008 Çarşamba

Amniosentez


Anne adayının karın cildinden ultrasonografi eşliğinde girilen özel bir iğneyle uterusa ve buradan da bebeğin içinde bulunduğu amniotik sıvıya ulaşılarak buradan sıvı örneği alınmasıdır.Amniosentez ultrasonografi kullanıma girmeden önce dahi amniotik sıvının normalden çok fazla olduğu (polihidramnios) durumunda sıvı miktarını azaltarak annenin sıkıntısını azaltmak amacıyla kullanılırdı.Bugün ise amniosentezlerin çok büyük bölümü prenatal tanı ve özellikle de Down Sendromu tanısı amacıyla yapılmaktadır.
Bu iki neden dışında amniosentez doğumun erken gerçekleştirilmesi gerektiği durumlarda bebeğin akciğer olgunlaşmasının yeterli düzeyde olup olmadığının araştırılması için de uygulanabilir.

Bebekte kromozomal bozukluk riski yüksek olan veya amniosentez ile saptanabilen bir hastalığı olma riski yüksek olan şu durumlarda amniosentez önerilmektedir;
*35 yaş ve üstü gebelerde,
*Daha önce kromozomal bozukluğu olan bebek doğuran gebelerde,
*Yakın akrabalarda kromozomal bozukluk mevcudiyetinde,
*Anne ve/veya babada kalıtsal hastalık mevcudiyetinde,
*ikili veya üçlü testte risk saptanması durumunda,
*Tekrarlayan düşüklerde,
*Anne ya da baba adayına dengeli translokasyon (karşılıklı parça değişimi) taşıyıcılığı ya da diğer yapısal kromozom kusurlarının olduğunun bilindiği durumlarda,
*Daha önce NTD'li ( Nöral Tüp Defektli ) bebek doğurma öyküsü ya da anne veya baba adayında NTD varlığında,
*Rutin veya ayrıntılı ultrasonda bebekte bozukluk saptanması durumunda.

Amniosentez tanı amacıyla gebeliğin 16-18. haftaları arasında uygulanır. Ancak son zamanlarda 15. gebelik haftasından önce de amniosentez uygulanmaya başlanmıştır. (Buna erken amniosentez denir.)
Tedavi amacıyla ise; gebeliğin herhangi bir döneminde uygulanabilir.

Amniosentez şu şekilde yapılır;uzman hekim ultrason aracılığıyla fetusu ve plasentayı görür. Fetusun durumuna göre en güvenli yaklaşım noktasını seçip bu bölgede cilt temizlenir. Amniosentez iğnesi denilen ince bir iğne bu noktadan uterusa (rahime) doğru sokulup 20 ml kadar sıvı alınır. Sonra iğne çekilir ve gerekli yara bakımı yapılır. Hekim tekrar ultrason ile fetusun durumunu ve kalp atışlarını kontrol ederek uygulamayı bitirir.

Amniosenteze bağlı riskler:
1. Gebelik kaybı (düşük) : Amniosentez sebebiyle düşük oluşma riski 1/400 - 500 civarındadır. Amniosentezi yapan kişinin deneyimi arttıkça bu risk oranı azalır.
2. Enfeksiyon : Oldukça nadir gelişir. Sıklıkla amniosentezden sonraki 24 - 72. saatler arasında gelişir.
3. Amniosentez yerinden kanama ve amniotik sıvı sızması: Oldukça nadir gelişir ve olayın düşükle sonuçlanabileceğini gösterdiğinden gebenin hemen hekime başvurmasını gerektiren durumlardır.
4. Kramp: Amniosentez esnasında veya sonrasındaki kısa süre içerisinde görülebilir. Görülmesi çok anlamlı değildir.

Alınan sıvı ile sitogenetik analizle bebeğin kromozomlarında sayısal anomali ve belirgin yapısal bozukluk olup olmadığı belirlenir. Test sonucu genellikle 3-4 hafta içerisinde verilmektedir.Amniosentez yapıldıktan sonra laboratuvardan bebeğin kromozomlarının durumunu belirten ve cinsiyetinin de bildirildiği bir rapor gelir.

'Normal' olarak gelen bir rapor bebekte yapısal doğumsal bozukluklar, mikrodelesyon (silinme) ve mikroduplikasyon (sayının iki katına çıkması) gibi küçük kromozom kusurlarını ve özel teknik gerektiren birtakım hastalıkların olmadığını gösteremez.

Bebekte bir kromozomal bozukluk belirlenmişse laboratuvar bu durumu bildiren bir rapor hazırlar: 'Trizomi 21 - Down Sendromu' ... gibi.

Eğer özel teknik gerektiren bir hastalığın varlığı düşünülüyorsa laboratuvar önceden haberdar edilerek buna yönelik tetkiklerin yapılması istenebilir.

Kromozom analizinin sonucu 'normal' çıkmışsa, analizin hatalı olma ihtimali çok çok düşüktür. Sonuç 'anormal' olarak gelmişse gerekli görüldüğünde kordosentez gibi bir yöntemle bu sefer bebekten kan örneği alınarak 'anormal durum'un doğrulanması gerekebilr.

12 Şubat 2008 Salı

Kurutulmuş Meyveler Sağlık Kaynağı


Kurutulmuş meyve, konsantre edilmiş büyük miktarda enerji ve vitamin içeriyor. Buna karşılık, taze meyveler kurutulmuş meyvelerin yanında oldukça sönük kalabiliyor. Ailem ve Ben dergisinde yer alan bir habere göre, özellikle Aralık ayında bolca bulunan hurma, daha çok kış aylarında revaçta. Artık kurutulmuş meyveleri bütün bir yıl boyunca bulmak mümkün. Kurutulmuş erik, ayrıca salatalarda ve etli yemeklerin yanında da iyi malzeme.

* ORAC analizine göre, kuru meyvelerin antioksidan potansiyeli çok yüksek. Özellikle kuru üzüm ve yaban mersini, ilk sıralarda yer alıyor.
* Beta karoten, antioksidanlar arasında en etkili olanı. Beta karoten, kalbi ve dolaşım sistemini serbest radikallere karşı korur. 100 gr kuru erik, 140 mikrogram beta karoten içeriyor.
* Kalyum vücudun su ve elektrolit seviyesini dengeliyor. Ayrıca kasların mineral gereksinimini karşılıyor.
* B1 ve B2 vitaminleri, sinir sistemini düzenliyor.
* Kan yapımında demirin çok büyük bir fonksiyonu var.
* İkincil bitkisel maddeler, meyvelerin özellikle kenar katmanlarında bulunuyor. Bunlar bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine, yaşlılık sürecinin yavaşlamasına ve serbest radikallere karşı savunmada etkili.