28 Kasım 2007 Çarşamba

Bebek ve Çocuklarda Kabızlık


Kabızlık bebeklerde ve küçük çocuklarda sık karşılaşılan bir rahatsızlıktır. Her bebeğin bağırsaklarının çalışma düzeni ve dışkılama sıklığı farklıdır. Bazı bebekler her gün kaka yapmayabilir. Bebeğin dışkısı yumuşaksa, bebek zorlanmadan kaka yapıyorsa ve aynı zamanda kilo alışı düzenli, genel durumu da iyi ise endişelenmeye gerek yoktur.
Eğer bebek normal sıklığının dışında birkaç gün kaka yapamadıysa, sert ve yoğun, zaman zaman çakıl taşı gibi dışkılıyorsa, bunu yaparken acı çekiyorsa veya kakasında kanlı izler varsa kabız olmuş demektir. Kabızlık üç günden fazla sürmüşse ve dışkıda kan görülmüşse bebek mutlaka doktora götürülmelidir.
Yeni doğan bebeklerde kabızlık çok daha az görülür. Bebeğin kaka yaparken yüzünün kızarması normaldir, kabız olduğu anlamına gelmez. Genelde anne sütü alan bebekler daha sık kaka yaptıklarından kabızlık görülmez. İnek sütü alan bebekler ya da formül mama ile beslenen bebeklerde kabızlık görülme olasılığı daha fazladır.
Bebek anne sütü alıyorsa ve buna rağmen bebekte kabızlık yaşanıyorsa, anne diyetinde kabızlığı önleyici besinlere öncelik verilmelidir. Bebekler ve küçük çocuklar formül mama alıyorlarsa kabızlığı önleyici mamalar tercih edilmelidir. Eğer küçük bir bebekte yine de kabızlık meydana gelirse, büyük olasılıkla yetersiz beslemeden ileri gelmiş olabilir. Bu nedenle, bebeğe yeterli miktarlarda anne sütü ya da mama verilmesi özellikle önemlidir.
Kabızlık, kalınbağırsağın sonundaki kaslar sertleştiği ve kakanın normal geçişini önlediği zaman meydana gelir. Kaka bağırsakta ne kadar uzun süre kalırsa, o kadar sıkılaşıp kurur ve vücuttan atılması zorlaşır. Sertleşmiş kaka kalın barsağın son kısmından geçerken yırtılmalara ve çatlaklara neden olur. Bu da bebeklerde ve çocuklarda kasılmalara neden olur. Çocuklar, bu acıyı yaşamamak için kakayı tutmak isteyebilir ve dışkılama hissini bastırabilir. Bu da kakanın içerde daha çok kurumasına, büyük çap ve hacme ulaşmasına neden olur. Böylece kabızlık döngüsü başlamış olur.
Kabızlığın birçok nedeni vardır. Genelde beslenme alışkanlıklarından ve düzensizliklerinden dolayı olur. Bazı enfeksiyon hastalıkları, metabolik hastalıklar ve bazı ilaçlar da kabızlığa neden olabilir. Ek besinlere geçiş ve diş çıkarma da kabızlığa neden olabilecek etkenlerdir.
Kabızlıkta en önemli durum yemek düzenidir. Çocuğun lifli gıdalar alması, bol sıvı tüketmesi, düzenli dışkılama amaçlı tuvalete gitmesini sağlamak alınacak önlemlerdir. Yanlış beslenmenin yanında, bebekteki ve çocuklardaki hareketsizlik de kabızlığa neden olabilir.
Bebeklerde ek gıdalara başlandığında; muz, patates ve pirinç lapası kabızlığa neden olabilir. Bu gıdalar daha aralıklı zamanlarda verilmelidir. Bebeğin beslenmesine daha fazla meyve ve sebze püresi eklenmelidir. Bebeğe, bir yaşına kadar inek sütü verilmemelidir. Sulandırılmış meyve suyu ve öğünler arasında kaynamış ılık su kabızlığı yumuşatabilir. Hazır mama kullanılıyorsa ölçüsünü doktor kontolünde tekrar gözden geçirilmeli ve içeriğinde prebiyotik lifler içeren mamalar tercih edilmelidir.
Ek besine geçmiş olan bebeklerde ve çocuklarda beslenme şekli; sebze, meyve, baklagiller, kepekli ekmek, yulaf gibi artık bırakan lifli yiyeceklerden zengin olmalıdır. Çocukların beslenme diyetinde özellikle; kuru erik, kayısı, kuru üzüm, bezelye, fasulye, brokoli, kabak, kepekli ve tahıllı ekmekler olmalıdır.
Sürekli kabızlığı olan çocuklar genelde, çabuk doyan iştahsız çocuklardır. Aynı zamanda bu çocuklar, ana öğünlerde yemek yemektense, aralarda abur cubur atıştırmayı severler. Böyle durumlarda bir beslenme uzmanı ile görüşmek faydalı olmaktadır. Kabızlığı tekrarlayan çocuklarda karın ağrıları, kramplar, bulantı, kusma görülebilmektedir.
Kabızlık sözkonusu olduğunda, doktora danışılmadan, bebeğe asla müshil, fitil ya da lavman uygulanmamalıdır. Kabızlık tedavisinde temel amaç; kalın bağırsağı ilk aşamada boşaltmak, sonrasında düzenli bağırsak alışkanlığını devam ettirebilmek ve kaka yapmayla alakalı olan ağrının ve korkunun ortadan kaldırılmasıdır. Ağrının ortadan kalkmasını sağlayacak durum ise, kakanın yumuşak kalması ve kalın olmamasıdır. Bunun için düzenli ve kontollü bir diyetin yanında tuvalette yeterli süre kalma alışkanlığının edinilmesidir.Tuvalet terbiyesini kazanmış çocuklar, kahvaltıdan ve akşam yemeğinden sonra 5-10 dakika süreyle tuvalette oturtulmalıdır.
Tedavi süresi çocuktan çocuğa değişiklik göstermektedir. Küçük çocukların büyük çocuklara göre daha uzun süreler tedavi edilmesi gerekilir. Ayrıca, kakanın uzun süre barsakta kalması, kalın bağırsağın genişlemesine neden olduğundan ameliyat da yapılabilmektedir.

27 Kasım 2007 Salı

Kış için bakım tüyoları

  • Banyodan sonra mutlaka uygun nemlendiriciler kullanın.
  • Hatta yıkanırken yağlı temizleyiciler, nemlendiricili sabunlar kullanılmasında yarar var.
  • Her sabah yüzünüzü yıkadıktan sonra uygun nemlendirici sürün. Kışın daha fazla nemlendiriciye ihtiyaç duyabileceğinizi gözardı etmeyin.
  • Yıkanırken kurutmayan sabunlar, saçınız çok kuruysa yağ içeren şampuanlar kullanın.
  • Her banyo sonrası, cildiniz çok kurumadan vücudunuzun her yerini nemlendirin.
  • Bol su için.
  • Biotin, çinko, folik asit, omega 3 yağ asitleri bakımından zengin beslenin.
  • Haftada 1-2 kez, yüzü tahriş etmeyen, ölü derilerin atılmasına da yardımcı peeling (soyucu) jeller kullanın. Bunların vücut için olanları hem cildin ölü derilerini temizler hem kıl köklerindeki keratin tıkaçları ortadan kaldırır. Bu kıl dönmelerini ve batık kıl oluşumlarını da önler.
  • Hava şartlarına uygun giysiler seçin. Soğuklarda, çok kalın giymek yerine, ince ama kat kat giysileri tercih edin. Terleten sentetik giysiler, mantar hastalıkları riskini artırır.

Bunlardan sakının

Kışın daha depresif olduğumuz, iştahımızın arttığı kesin. Ancak her kışı yaz takip ediyor. Fazlalıklar, ihmal edilenler birkaç ay sonra göze batacaktır. Kışın:

  • Aşırı kalorili ve ağır yiyeceklerden
  • Nemlendiricisiz sokağa çıkmaktan
  • Susuz kalmaktan
  • Soğuk ve rüzgardan
  • Yıkanmayı geciktirmekten
  • Dudaklarınızı bakımsız bırakmaktan
  • Ellerinizi kremsiz ve eldivensiz bırakmaktan sakının.

Dudaklara bariyer

Vücutta soğuktan, rüzgardan, ayazdan en fazla etkilenen yer, dudaklar. Dudakları yıpranmaya karşı korumak şart. Bu sadece görünüm için değil, çatlakların yol açtığı ağrıların önlenmesi için de gerekiyor.

  • Kayak pistinde ve sokağa çıkarken içinde SPF bulunan koruyucu kullanmayı ihmal etmeyin
  • Çatlayan dudakları toparlayan özel ürünlerden destek alın. Bunların üstüne de ruj sürebilirsiniz.
  • Dudaklardaki kan dolaşımını hızlandırmak için esmer şekerle dudak kremini karıştırıp dudaklarınıza sürün. Sonra ılık suyla ıslatılmış çok yumuşak bir diş fırçasıyla hafifçe ovun ve durulayın
  • Pudra oranı fazla, uzun süre kalıcı rujları dikkatli kullanın.
Mesude Erşan
Hürriyet

25 Kasım 2007 Pazar

Feng Shui - Yönler

Mekanınıza ait pusula çözümlemesi yapmadan bunları uygulamayınız!!!

İYİ TARAFLAR

BATI
Sağlık

Yüzünü bu yöne çevirmek sağlığımız için uygundur.Sobanın ateş alan ağzının yönü bu yöne bakmalıdır. Sağlık için batı odasında uyunmalıdır. Sağlığı korumak için evin batı köşesine bir çift pirinç eşya konulabilir. Pirinç kap uzun sağlık demektir.


KUZEYDOĞU
Zenginlik

Çalışırken yüzümüzü bu yöne denebiliriz. Ana kapı yüzünü buraya dönebilir. Para şansı için bu uygundur. Başınızı bu yöne koyup uyuyabilirsiniz.
Zenginlik sembolleri yonulabilir; altın külçe, zenginlik tanrıları, arowana balığı gibi...
Burada dağınıklıktan kaçınmak gereklidir.


KUZEYBATI
Uzun ömürlülük ,Aşk ,mutluluk ve arkadaşlıklar

Bu yön ilişkileri ustalaştırmak ve aşk ilişkilerini geliştirmek için kullanmak gereklidir. Çocuklarla ilişkileri geliştirmek için bu odada uyumak uygundur.
Metal ya da pirinç obje kullanılabilir. Gülen buddha altın sarısı sabahlık aşk ilişkisini besler.

GÜNEYBATI

Asal,istikrar, denge

Meditasyon için iyi bir yöndür. Yüzünüzü bu yöne dönerek oturmak , çalışmak ya da uyumak stresten ve baskıdan kurtulmak için uygundur. Kristal ve porselen objeler bu yön için uygundur. Ateş elementi yardımcı olarak kullanılabilir. Kırmızı içeren eşyalar , mesela çiçek gibi kullanılabilir. Dragon yani ejderha figüründen kaçınmak gereklidir.


KÖTÜ TARAFLAR

GÜNEYDOĞU
Beş hayalet

Bu yöne yüzümüzü dönmek az iş getirir. Zimmete para geçirmek yüzünden iş kaybedilebilir.Bu yönü ağaç ile aktive etmemek gereklidir. Ateş elementi , mum, lamba, kırmızı kullanılabilir.4 şifa kralı figürü bu bölge için çok uygundur. Bu koruma, sahtekarlık, ihanet, ele verilmek, arkadan vurulmaya karşıdır.


DOĞU
En az kötü yön

Evin burasında çalışmak size endişe verebilir. Çalışırken yüzümüzü buraya dönmek doğru değildir. Kırmızı ya da ateş elementi yardımcı olabilir. Dağ resmi burası için çok uygun bir objedir.


GÜNEY
6 Cinayet

Yüzü buraya dönmemek gereklidir.Bu otorite kaybına neden olur. Burada uyumamak gereklidir. Çünkü konsantrasyon için iyi değildir. Ailedeki ve sosyalitedeki konum kaybedilebilir.Kristal ve toprak kullanılabilir. O yönün ateşini aktive eder. Porselen eşyalar için uygundur. Bu yöne bakan ev girişi yapılmamalıdır.


KUZEY
Bütün kayıplar

Burada her şeyden kaçınmak gereklidir. Ana kapı bu yöne bakmamalıdır.
Su kullanılmamalıdır. Yüzü kuzeye bakan pirinç ayna kullanılabilir. Eğer iş yeriniz burada ise “ Kuan Kung “ ve savaş tanrısı figürü arkanıza koyabilirsiniz.


www.fengshuianalyst.com

Feng-Shui İle İlgili Öneriler

Evlerimiz, kapısını kapatınca tüm dünyayı geride bıraktığımız en özel mekanlarımız. Dekorasyon stiliyle, döşenmesiyle, renkleriyle bizi yansıtmalı. Aynı zamanda sağlığımızı da korumalı; peki ama nasıl?
Bir evi ‘sağlıklı’ diye nitelendirmenin ölçüsü ne olabilir?


ABD´li Feng-Shui uzmanı Jill Blake, ‘Healthy Home’ isimli kitabında bu sorunun yanıtını şöyle veriyor: ‘Sağlıklı bir ev sizin ve ailenizin sadece fiziksel anlamda değil, ruhsal olarak da kendinizi içinde mutlu hissedebileceğiniz yerdir. Öyle ki gününüz nasıl geçerse geçsin, eve döndüğünüzde tüm sıkıntılarınızı arkanızda bırakabilmeli ve rahatlayabilmelisiniz.’
Evet, ev içinde sadece içinde yemek yiyip, uyuduğumuz dört duvar arası bir yer değil, içinde sizi mutlu kılabilecek her şeyi rahatça yapabileceğiniz bir yaşam alanı olmalı. Her sabah içinde uyanmaktan mutlu olacağınız, aydınlık, sevdiğiniz renklerle sizi saran, sakinleştiren bir yerde yaşamanın ruh sağlığımız üzerinde ne kadar olumlu etkilerde bulunacağını tahmin etmek hiç de güç değil.

* Bulunduğunuz mekanların her zaman temiz, ferah olmasını ve güzel kokmasını sağlayın.

* Taze çiçekler bulunduğunuz mekana Yang enerjisi getirecektir. Ama solan cansız çiçekler Yin enerjisine dönüşür. Bu yüzden ölmek üzere olan çiçekleri canlı ve taze çiçeklerle değiştirin.
* Pencerenizden baktığınızda gördüğünüz binaların keskin kenarları gibi kötü manzaraları perde ya da storla kapatın. * Chi'nin akışını engellememek için, geçiş alanlarını mobilyalarla doldurmayın.
* Chi'nin kaçıp gitmesini engellemek için tuvalet kapılarını ve klozet kapaklarını kapalı tutun.
* Çalışma masanızı ya da koltuğunuzu, sırtınız duvara gelecek şekilde yerleştirin. Bu, dışarıdan gelecek sürprizlere hazırlıklı olmanızı sağlayacaktır.
* Giriş kapınızın üstüne, dışarıdan gelecek kötü enerjileri geri yansıtması için bir ayna asın.
* Giriş kapınızın üstüne, dışarıdan gelecek kötü enerjileri geri yansıtması için bir ayna asın.
* Uzun koridorlarda chi çok hızlı hareket eder ve yararsızlaşır. Chi'yi yavaşlatmak için bu tarz mekanlara rüzgar çanları asın.
* Uzun koridorların sonundaki yatak odaları ya da ofisler, dar alanda hızlı akan güçlü, yıkıcı enerjiden olumsuz etkilenir. Bu tür odaların kapılarını, batı ya da kuzeybatıya bakıyorsa kırmızıya, güneye bakıyorsa maviye, doğuya ya da güneydoğuya bakıyorsa beyaza, güneybatı ya da kuzeydoğuya bakıyorsa yeşile boyayarak bu etkiyi engelleyin.
* Mutfakta fırın ya da ocağı, musluk ya da buzdolabı yanına yerleştirmeyin. Ateşle su elementinin çarpışması uyumsuzluk yaratacaktır.
* Kesinlikle iki aynayı karşılıklı gelecek şekilde yerleştirmeyin.
* Herhangi bir su forumu, ana giriş kapısının sol tarafında bulunmalıdır. Bu, evli çiftlerin ilişkisini garantileyecek, gözleri dışarı değil içeriye yönel-tecektir.
* Ofisinizde ya da çalışma odanızda açık raflı kitaplıklar kullanmayın.
* Çalışma masanızın tam önünü boş tutun. Buraya konan herhangi bir dosya, gereç ya da obje, şansınızı olumsuz yönde etkileyecektir.

FENG SHUI ARAÇLARI
Kristal küreler, aynalar, rüzgar çanları, mobiller, bitki ve hayvanlar gibi canlı varlıklar, bambu flütler, taş, kaya veya heykel gibi ağır nesneler, renkler ve elektromanyetik alanları gözetildiği sürece elektrikli aletler ve lambalar Feng Shui'nin "iyileştirici" araçlarıdır.


Örneğin kristal, gücü ifade etmektedir. Üzerine güneş ışığı vuran kristal kürelerin yansıttığı mükemmel gökkuşağı renkleri oldukça önemlidir. Evin ölü köşelerine asılacak kristal küreler, buradaki enerjiyi yakalayıp harekete geçirecektir. Bir kapıdan içeri girer girmez bir duvarla karşılaşmak insanda olumsuz duygular yaratır. Duvara bir resim ya da ayna asmak, alanda genişlik hissi yaratacaktır. Herkes seslere karşı duyarlıdır ve yalnız olduğu bir mekana bir başkasının girdiğinden haberdar olmak ister. Rüzgar çanları, mobiller uyarcı görevi görürken, çıkardıkları sesler de yatıştırıcı etki yapmaktadır. Feng Shui'ye göre rüzgar çanları ve bambu flütler bireysel enerjiyi açığa çıkarır.


Hayvan ve bitki gibi canlılar da Feng Shui felsefesinde çok önemlidir. Çünkü bir enerji içerirler ve chi'yi harekete geçirirler. Bu felsefede, sudan dolayı balığın ayrı bir yeri vardır ve balığın bolluk ve şans getirdiğine inanılır. Bu yüzden genellikle Çin restoranarında akvaryumlar ya da göletlerle karşılaşırız. Yine Feng Shui'ye göre renkler huzuru, dengeyi ifade etmektedir ve belirli renkler belirli yerlerde kullanılmalıdır. Örneğin mor renk zenginliği, bereketi; pembe dayanışmacı ilişkileri, gri ise vericiliği ifade eder. Genellikle yatak odalarında pembe renk kullanılır.

21 Kasım 2007 Çarşamba

Sen Kork, Pnömokok Kampanyası


Dünyada her 30 saniyede bir çocuk pnömokok mikrobunun neden olduğu zatürre, menenjit gibi hastalıklar sebebiyle hayatını kaybediyor, her yıl binlercesi de sakat kalıyor.

Dünyada anne-babaların % 66’sı pnömokok hastalıkları hakkında bilgi sahibiyken, Türk anne babalarının sadece % 8’i bu hastalıklardan haberdar. Oysa, pnömokok mikrobunun neden olduğu zatürre, menenjit gibi hastalıklar nedeniyle, her yıl 1 milyona yakın 5 yaşından küçük bebek ve çocuk hayatını kaybediyor. Önlenebilir çocuk ölümlerinin başta gelen sebeplerinden biri olan pnömokok hastalıkları ve bunlardan korunma yollarıyla ilgili ailelerin bilinçlendirilmesi amacıyla Türkiye’nin önde gelen beş derneği bir kampanya başlattı: “Sen Kork Pnömokok!”

Önlenebilir çocuk ölümlerinin başta gelen sebeplerinden biri olan pnömokok hastalıklarını Türk anne babalarının % 8’i, halkın ise sadece %3’ü biliyor. Buradan hareketle Türkiye’de çocuk sağlığı alanında önemli çalışamalar yapan beş dernek, halkın pnömokok hastalıkları hakkında bilinçlendirilmesini amaçlayan büyük bir kampanya için biraraya geldi.

Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Derneği, Enfeksiyon Hastalıkları Derneği, Türkiye Milli Pediatri Derneği, Türk Pediatri Kurumu, Türkiye Özürlüler Eğitim ve Dayanışma Vakfı ‘nın işbirliği ve Wyeth İlaçları’nın katkılarıyla gerçekleştirilen “Sen Kork, Pnömokok” adlı kampanyayla halkın, pnömokokun neden olduğu zatürre, menenjit, kan iltihabı, orta kulak iltihabı ve sinüzit gibi hastalıklar ve bu hastalıklardan korunma yolları hakkında bilgilendirilmesi hedefleniyor.

Kampanyayı destekleyen derneklerden Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, “Sen Kork Pnömokok” kampanyasının Türkiye’de çocuk ölümlerinin azaltılmasında önemli bir katkısı olacağını ifade etti ve “Ülkemizde çocuk sağlığının iyileştirilmesini amaç edinmiş dernekler olarak ülkemizde çocuk ölümlerinin azaltılmasında büyük katkısı olacağına inandığımız pnömokok hastalıkları bilinçlendirme kampanyasını hayata geçirmek için biraraya geldik” dedi.

Dünyada her 30 saniyede bir çocuğun pnömokok mikrobunun neden olduğu hastalıklar sebebiyle hayatını kaybettiğini, her yıl binlercesinin de sakat kaldığını belirten Prof. Dr. Çokuğraş, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Pnömokok tehlikeli bir mikroptur. Zatürreye bağlı ölümlerin en önemli nedeni pnömokoktur. Pnömokok menenjitine yakalanan her 100 kişiden 15’i ölmekte, 27’sinde işitme kaybı, 11’inde ise kalıcı sakatlık oluşmaktadır.”
Dünyada çocuklar arasında tüm diğer hastalıklardan daha fazla can alan zatürre hastalığının ülkemizde de bebek ve çocuk ölümlerinin başta gelen sebeplerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çokuğraş, “Zatürre ülkemizde 1 ay-5 yaş grubu ölüm nedenleri arasında yüzde 27 ile ilk sıradadır. Türkiye’de zatürre sebebiyle yılda 7 bine yakın 5 yaş altı çocuğun hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Menenjit ise ülkemizde 0-14 yaş çocuklarda beşinci sıradaki ölüm nedenidir ve ülkemizdeki her dört bakteriyel menenjit vakasının birine pnömokok sebep olmaktadır” dedi.

Pnömokok mikrobu, her on yetişkinden üçünün ve her iki çocuktan birinin burun boşluğunda hastalık oluşturmadan bulunabiliyor. Bakteri, öksürük ve hapşırıkla bulaşıyor. Pnömokokun sebep olduğu hastalıklar 2 yaşından küçük çocuklarda toplumun geneline oranla 10 kat daha sık görülüyor, dolayısıyla bu yaş grubunda tüm diğer gruplardan daha fazla ölüme sebep oluyor.

Çocuklarını pnömokok hastalıklarından korumak için ailelerin alabileceği önlemleri uzmanlar şöyle sıralıyor:
Bebekler ilk 6 ayda anne sütü ile beslenmeli, ileri yaşlarda da yeterli ve dengeli beslenmesine dikkat edilmelidir.
Çocuklara ellerini düzenli olarak su ve sabun ile yıkamaları öğretilmelidir.
Çocuklar solunumu olumsuz etkileyebilen ve hastalanma olasılığını artıran tozlu, sigara dumanlı ortamlardan uzak tutulmalıdır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün pnömokok hastalıklarından korunmada en etkili yöntemlerden biri olarak aşılamayı önerdiğini belirten Prof. Dr. Çokuğraş, 2 yaşından küçük çocuklarda da kullanılabilen konjuge pnömokok aşısı ile ilgili şunları söyledi: “Pnömokok her geçen gün antibiyotiklere karşı daha fazla direnç kazandığından, pnömokok hastalıklarının tedavisi gittikçe zorlaşıyor. Bu da hastalığı önlemede aşılamanın önemine işaret ediyor. Konjüge pnömokok aşısı yaşamın 2. ayından itibaren kullanılabilen ve uzun süreli koruma sağlayan bir aşıdır.

Anne babalar aşılama ile ilgili detaylı bilgi almak için öncelikle hekimlerine danışmalıdır.

Ayrıca kampanyamız dahilinde hizmete girmiş olan 0 8002114545 nolu danışma hattından ve www.pnomokok.com internet sitesinden pnömokok hastalıkları ve korunma yöntemleri ile ilgili ücretsiz bilgi alabilirler.”

“SEN KORK, PNÖMOKOK”

Televizyon, radyo gazete, dergi, internet mecralarında 15 Kasım tarihinde başlayacak olan “Sen Kork, Pnömokok” kampanyasının Türkiye’deki çok düşük seviyedeki hastalık bilinirlik düzeyini önemli ölçüde artıracağını beklediklerini söyleyen Prof. Dr. Çokuğraş, kampanyanın başarısı için doktorların ve medyanın desteğinin hayati olduğunu belirtti.

Migreni Olanların Beyinleri Farklı

Araştırmacılar, migreni olanların beyinlerinde, özellikle vücuttaki acıyı işleyen korteks bölgesinde olmak üzere yapısal farklılıklar bulunduğunu ortaya koydu. Uzun süredir migreni olan 24 kişi ile hiç migreni olmayan 12 kişinin beyinleri incelendi.
Vücudun çeşitli yerlerindeki acı, temas gibi duyusal bilgileri algılayan somatosensori korteksin, migreni olmayanlara nazaran migreni olanlarda yüzde 21 oranında kalın olduğunu bulundu.

Ay Hali Kanından Yeni Organlar Yapılıyor!..

Son günlerde, yeşil çay konusu çok popüler. Nasıl olmasın ki; hakkında araştırma yapan bilim adamları, buldukları veriler karşısında şaşırıp kalıyorlar.
İsterseniz konuyu özetle size anlatayım; çünkü, yazacağım bir sonraki konu, kadınları sevinçten zıplatacak özellikte.

Çağımızda dolaşım sistemi hastalıklarıyla, kanser salgın halinde. Konuyu araştıran uzmanlar, bu duruma kentleşme nedeniyle kullanmak zorunda olduğumuz bazı kimyasalların sebep olduğunu bulmuşlar. Araştırmalar iyice derinleştirilince, proteinlerin temel taşı olan aminoasitlerden bazılarının bu hastalıklara yol açan kimyasalları parçalayıp, organizma için tehlikesiz hale getirdiklerini tespit etmişler. Mesela, Glutathion-S-Transferase (GST) denen bir grup aminoasitin bu tip etkisi olduğu ve yeşil çayda bol miktarda bulunduğu keşfedilmiş. GTS denen bu aminoasitlerin önemli bir kısmının sindirim sırasında parçalanması sonucu olumlu etkisi epey azaldığından, bu riski ortadan kaldıracak çare araştırıldığında, limon suyunda bulunan enzim ve C vitamininin, GTS'nin sindirim sırasında parçalanmasını önlediği ve ince bağırsak yoluyla kana karışmasını kolaylaştırdığı, ortaya çıkarılmış.

Özetlemek gerekirse; içerisine limon sıkılmış yeşil çay içildiği ve bu alışkanlık haline getirildiği takdirde, kalp, damar ve kanser hastalığına yakalanma riski asgari düzeye iniyormuş. Ayrıca, hücre zarı kalitesini koruduğundan dolayı da, enfes bir cilde sahip olunuyormuş.
Arizona Üniversitesi'nden Sherry Cow bunları dile getirmesinin yanısıra, yeşil çayda bulunan Catechine adlı kimyasalın olumlu etkisini yere göğe sığdıramıyor.

ATIK KANDAKİ HAZİNE
Aynalardaki görüntüler yaşlılık belirtilerini aksettirmeye başladığı zaman, hüzünlenmeyen, hatta ve hatta yaşlılığın habercisi olan bu belirtileri ortadan kaldırma adına çare aramaya başlamayan bir kadın var mıdır, acaba?..

Bilim adamlarının söylediklerine göre kadın olmaktan en mutlu olanlar bile, ay hali kanamalarını keyifsiz, kirli bir olay olarak değerlendirirlermiş. Ancak, ay hali sırasında meydana gelen bu kanamanın, kadınlara yakın bir gelecekte (hatta hemen) gençlik ve sapa sağlam bir vücut hediye edeceğini bilseler, kadınlar neler düşünürdü acaba?..

Lafı fazla dolaştırmadan hemen konuya girip, dilimizin altındaki baklayı çıkartalım. Organizmamızda bulunan bütün organlardaki eksikler gedikler kök hücreler tarafından tamir edilir, yenilenir. Hatta ve hatta kök hücreden yeni bir organ bile yaratmak mümkün olabilir. Tabi organı yaratacak uygun kök hücre bulunabilirse.

Amerika'nın Kansas eyaletinde bulunan Wichita Üniversitesi uzmanlarından Dr. Xiaolong Men yönetimindeki bir grup araştırmacı, nerden akıllarına gelmişse, ay hali sırasında ortaya çıkan kanamayı didik didik etmeye başlamışlar.

Araştırmalar sırasında, ay hali kanının kimyasal analizini de yapan uzmanlar, yepyeni türde kök hücreleri bulmuşlar. Bu kök hücreler üzerindeki çalışmalar yoğunlaştırılınca ortaya devrim niteliğinde bir buluş çıkmış; çünkü bu yeni kök hücrelerden, tam 9 organda bulunan hücrelerin aynısını yaratmak mümkün olabiliyormuş. Yani, başta sinir sistemi, kalp, karaciğer, kemik, karaciğer, pankreas olmak üzere bir dolu organı, ay hali kanında bulunan kök hücreler vasıtasıyla yenileyip, pırıl pırıl hale getirmek bundan böyle mümkünmüş. Açıklamaya göre; 5 mililitre ay hali kanında bulunan uygun kök hücreden 2 hafta içerisinde ve laboratuvar ortamında kalbi yenileyecek kalp hücreleri yaratılabiliyormuş.
Özetlemek gerekirse, kadınların ay hali kanından ölünceye kadar sağlıklı, diri ve atraktif bir kadın yaratmak artık mümkün.

Ancak, erkeklerin böyle bir şansı yok.
Çok yakın bir gelecekte yaşlı kadınların, çıtır erkeklere el koyduklarını görürseniz hiç şaşırmayın.
Bir erkek olarak ne yapsak acaba?..
Dönüşmekte mümkün değil ki!..

Not: Ay hali kanını muhafaza edip, ihtiyaç olduğunda kullanmak üzere, özel bir kan bankası halen kurulmuş durumda.

Turgay Renklikurt/Güneş Gazetesi